Kalabalıklar bana hiçbir zaman ait hissettirmedi. İnsanların arasında olsam bile kendimi yalnız hissediyorum. Buna rağmen yalnız kalmaktan kaçtığım anlar oldu. Bir adım ileri gitmeyen hayatımı, geçici seslerle doldurmaya çalıştım.
Oysa sonradan fark ettim ki, beni tamamlasın diye tutunduğum şeyler aslında içimde kalan son parçaları da eksiltiyormuş.
Yalnızlığımla karşı karşıya kaldım. Kaçmak yerine yanında oturdum. Dinledim onu. Kendimle kalmayı öğrendim.
Ama ne kadar yalnızlığımla barışmış olursam olayım, görülmek ve duyulmak istemekten hiçbir zaman tamamen vazgeçemedim, çünkü o duyguları gerçek anlamda hiç hissedemedim. Bu yüzden bazı kapıları çaldım. Yorulmuştum çünkü. Bir anlığına da olsa içeri girip soluklanmak, dinlenmek istedim. Ama kapılar açılmadı. Kimi beni duymadı, kimi duymak istemedi ve dışarıda kaldım.
Verdiğim değerin karşılığının değer olmadığını belki de çok geç anladım. Varlığımı sıradan bir alışkanlık gibi görenler oldu. Hep orada olacağımı düşündüler. Ve biliyorum, bunda benim de payım vardı. Kendimden daha çok vermeyi, anlamaya çalışmayı, kırmamaya dikkat etmeyi fazlasıyla alışkanlık haline getirmiştim.
Karşımdakini anlamak için çıktığım yolda, fark etmeden kendimi kaybettim. Kendi sesimi duyamaz oldum.
Yüreğim bir hayli yorgun ve kırık. Ama bütün bu kırgınlıklara rağmen beni ben yapan şeylerden vazgeçmeyeceğim. Kendimi başkalarının eksik bıraktığı yerlerde değiştirmeyeceğim. Çünkü değer vermeyi seviyorum. Sevdiğim insanları önemsemeyi, dinlemeyi, zaman ayırmayı, incitmemek için çabalamayı seviyorum ve bu hep böyle kalacak.