Müslümanın İndirilen Din ile Mücadelesi
1400 yıl önce inen bir kitabı, yaklaşık bir buçuk milyar insanın neden hala anlayamadığını düşündüğüm anda aklıma düştü şairin o mısraları “…biliyorum kolay anlaşılmayacak.”
On dört asır evvel, tarihin seyrini değiştirmek, yeryüzünde yaşayan her canlıya adalet, özgürlük, eşitlik gibi haklarını tekrar hatırlatmak için Yaratıcının çağa ve dünyanın seyrine müdahalesi üzerine indi bu Kitap.
Bu kitabı ilk rehber edinenler, önce kendi hayatlarını değiştirdi ardından toplumda zuhur etmiş olan, adaletsizliğe, kadın haklarına tecavüze, mal ve mülkün insanları güçlü kılmasına, bu gücün zulme dönüşmesine, statükoya, çevre zulmüne, eğitime, ırkçılığa ve belki aklımıza ilk anda gelmeyen bütün insani değerlere saldırıya başkaldırarak, yeni bir düzenin ve anlayışın mümkün olduğunu göstermiş ve bunu inşa etmeyi başarmışlardır. Emrin ilk muhatapları yaşadıkları onlarca işkence, onlarca zulüm ve zorbalığa karşı emri yere düşürmemiş ve bu inanç, kendilerine gönderilen yardımcıyla da köklerini iyice sağlama alarak dünya merkezine yerleşmiştir. Ama ne olduysa, bu köklerden yeşeren ağacın meyvelerinden beslenenler, bu ağaca kendi ürettikleri dalları aşılamaya çalışmış ve bu ağaç büyüdükçe içinde helali de, yasaklı meyveyi de barındırmaya başlamıştır.
Her gün defalarca okuyup tekrarlarız “Biz yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz.” Gücüne, kudretine, merhametine ve şefkatine sual düşmeyip, şüphesiz inandığımız Yaratıcı’ ya her gün bu duayı ederken, her gün bu sözleri tekrar tekrar söylerken, hangi nefsi arzularımız veya hangi çıkarlarımız bu ayeti çiğnememize ve Yaratıcı ile aramıza türbeler, sarıklar, cübbeler koymamıza neden oluyor? Defalarca “Siz hiç akletmez misiniz?” diye buyrulduğu halde aklımızı ve zihnimizi kiraya verdiğimiz kişiler kim? Ve bu kişiler insanlığın umudu olan bu ağaca, zakkumu aşılama cüretini nereden alıyorlar?
“Allah'ın kitaptan indirdiği şeyi gizleyip onu basit bir ücret karşılığı satanlar, karınlarında ateşten başka bir şey yemiş olmazlar. Kıyamet günü, Allah onlarla konuşmayacaktır, onları arındırmayacaktır. Onlar için korkunç bir azap vardır. (2/174)”
Allah’ın ayetlerini orta çağ Avrupası’nda olduğu gibi anlama ve anlatma görevini sadece din adamlarına! bırakan bu zihniyet, insan aklı ile dalga geçmekle beraber, din adına kendi ürettiği dogmaları, sunnetullahı hiçe sayarak, belki de basit bir ücret karşılığı veya kazanacağı üç beş menfaat için karnını ateşle doldurduğunun farkında mı acaba? Allah’ın ayetlerini gizleyerek, insanları şeyhlerin şefaatine cemaat liderlerinin iki dudağından çıkacak söze mahrum bırakanlar, Rahmani ışığın altında, ab-ı hayat suyundan beslenerek ve tarihin kültür ve medeniyetlerini de kapsayarak gelişen bu ağacı sarmaşıklar ve yabani otlarla sarıp sarmalamaya devam etmektedir. Bu zarar, zihinleri bulandırılmış olan Müslüman toplumların düşünce ve üretimden uzak kalmalarına neden olmuştur. Zaman, etrafını saran ve gelişmesine engel olan yabani otlar ve sarmaşıkları budama zamanıdır. Zaman tarihe müdahale etme zamanıdır.
Müslümanların yüzyıllardır uyuyan veya uyutulan zihinleri, tarihin sıkıştığı ve yaban otlarının çoğaldığı bu dönemde atak yapmalı ve emrin ilk muhatapları gibi çağa yön vermelilerdir. Ateşten kendilerini uzak tutmak veya ateşin kendilerine sıçramalarını önlemek amacı ile dini sadece ibadethanelere veya evlere sıkıştıranlar çağa yön veremeyecekler ve kaçtıkları bu ateşin içine bir gün kendileri de düşeceklerdir. Bu insanlar bilmelidirler ki ateşin korkulan tarafı Müslüman zihinlerde bir olgunluk yaşanmayacaktır. Eski insanların yaptığı gibi, yaş bir odunu şekillendirmek, onu istenilen hale getirmek için ateşi kullanabiliriz veya atık yığınlar halindeki metalleri ateşle eritip istediğimiz ürünü elde edebiliriz. Ateşten korkup kendilerini dört duvar arasına gizleyenler bilmelidirler ki, yığınların oluşturduğu bu sığ, ham, pişmemiş zihinleri olgunlaştıracak olan ateştir. Bu öyle bir ateştir ki, o kökleri bütün dünyayı saran, Rahmani ışıkla büyüyen o ağaçtaki bütün kirli görüntüyü yakıp yıkacak olan ve tekrardan yeryüzünde adaletin, özgürlüğün, merhametin, kadın haklarının, çocuk haklarının, çevre bilincinin, eğitim ahlakının… yeşermesini sağlayacak olan bir ateş olacaktır.
Evet, aslında soracak, eleştirecek, direnecek ve başkaldıracak o kadar çok konu var ki ancak Müslümanlar yüzyıllardır uyuyan zihinleri ile sorgulama ve eleştirme yetilerini kaybetmiş ve bunu fırsat bilenler, sarmaşık dolamaya devam emiş ve etmektedirler. Bu nedenle İsmet Özel’in dediği gibi “Dilce susulup bedence konuşulan bir çağda, biliyorum kolay anlaşılmayacak.”
#küfe#dergisi#birinci#sayı















