İçinden gece gibi soğuk, bir ayna gibi yalancı ırmaklar geçerdi, bütün yaşanmışlıkların kararttığı hayatımdan. Isırgan otları ile doluydu bütün mutluluklarım. Yaşanmışlıkların verdiği ıstırab ile, işlenmiş bütün günahlar ile devam etmekte bütün bir hayat. Dolan her göz yeni çocuklara umut oluyor mu ki? Beslenilen her nefret büyüyor mu yoksa o da her damla göz yaşı gibi toprakta kaybolup gidiyor mu ?
Ne bir kedinin uğultusu ne de ağustos böceğinin türküsüydü gecenin bir vaktinde bütün hiddetiyle karanlığı yarıp gelen ses. Radyoda çalan Kıvırcık Ali'nin sesini kısıp gözümü biraz uzaklara dikince gördüm; mum ışığı kadar cılız aydınlığın içinde, perdenin arkasında bir dev gölgesi gibi ama bir muhabbet kuşu kadar cılız gölgeyi. Gelen belli ki içinde depremler kopan bir kadının, hiç kimseye anlatamadığı dertlerinin damlalara dökülüşünün sesiydi. Ne kadar da yalnızdı insanlık, ne kadar da çaresizdi kendisine her gün yeni ufuklar çizenlerin hikayeleri. Ah imkanım olsaydı da yanına gidebilseydim, konuşabilseydim belki derman olamazdım en azından bir hikayenin daha nasıl çöküşüne şahit olabilirdim. Belki ışığı sönmüş odalarda kaç göz ağlıyordur, kaç göz yaşı damlıyordur kim bilebilirki.
Ne içindi, hangi değer uğruna yıpratabilirdi ki bir insan, annesinin emzirirken ne umutlar ve hayaller kurduğu, geleceğe dair ne hevesler beslediği şu kısacık ömrünü. Babasının, yüzündeki tebessüm hiç düşmesin diye belki aç kalarak, belki işinden evine yürüyerek gitmek zorunda kalsa bile son bilet parasını küçük kızındaki o masum gülücük hiç düşmesin diye bir çikolataya harcamasını hangi düzen sonlandırabilirdiki. Biliyorum o kızda düşünmemişti bunları hiç bir zaman, ama zaman her zaman insanlara mutluluk ve çare getirmeyebiliyor.
Herkes geçiyor, gece gibi soğuk, ayna gibi yalancı ırmakların olduğu ormanlardan. Çamın, meşenin, kavağın, akasyanın, gürgenin bulunduğu ama hepsinin ağaç olarak tanımlandığı ormanlardan. Kimisi insanlığa şifa, kimisi en öldürücü zehirlerden olsa da hepsine ot denilen ormanlardan. Geceden kalma toprağın kokusunun insanı sarhoş eden kokusunun yaşandığı ormanlardan. Değdiği her güzelliğin bir tarafını yaraladığı, ayakkabılarını parçaladığı, üstünden atamadığı bir koku bıraktığı ormanlardan. Yaşamın her izlerinin bulunduğu, çıkacak her zorluğa bir parçasını kaptırdığımız ormanlardan.
Ne için, dikenlerle dolu bir tarlada güzelliği dillere destan olmuş, sanki biz kurtarmazsak hep dikenler içinde kalacak bir gül için....