Zaman akiyor ve yaralar iyilesiyor. Hersey insanin kendisiyle alakali. Önüne gecemedigin duygular var: Ask, nefret, kin. Cok ince cizgiler ayiriyor bana göre bu üc duyguyu. Bir duygudan diyer duyguya gecis yapmasi gayet hizli gelisebiliyor ve hatta ücünü birden yasiyabiliyor insan ayni anda.
Bu duygulardan kopmak kolay olmuyor. Tek caresi zaman cogu zaman, birde kontrol! Bircok sey bana göre beyini kontrol etmekle alakali. Bu duygulara engel olamiyorsun ama kontrol edebilmeli insan. Mutlaka yasamali bu duygulari, ama farkindalikla, kendi kontrolünle. Bunu basarabilenler ise bana göre kendini cok iyi taniyanlar. Hem karekter olarak hem de beyin olarak.
Hangi zaaflarim var, nerde kiriliyorum, nerde gücleniyorum, hangi durumlarda kontrölümü kaybediyorum. Bunlar kendi karekterini bilip ve beyinle alakali farkindalik meselesi.
Kendi adima sunu söyleyebilirim. Sinir ve öfke anlarinda kimseye zarar vermem ama ne yazik ki kendime zarar verme gibi kötü bir reaksiyonum var. Bunu bu noktada gözlemleyip, bu durumlarda nefes alip verirken oturup hicbir hareket etmemem gerektigini ögrendim. Yanliz kendime zarar verdigim noktalar ayni zamanda birseyleri icsellendirip, kendimi ve ruhumu yorana kadar, ruhumunda canini yakana kadar, canimi yakan seyleri uzunca düsünüyorum. Sanirim en büyük zararda ruhunu acitmak. Bu düsüncelerden kacmamak gerektigini düsünüyorum, cünkü mutlaka birgün düsünecegin durumlar oluyor. Bundan dolayi kendi icimde beni üzen durumlari düsünüp, kendimce durumu degerlendirip, dersler cikartip bu konuyu kendi icimde kapatmayi ögrendim. Ayni seyi defalarca düsünmenin artik bir yarari olmadigini biliyorum.
Olanlar oldu. Geldi ve gecti. Herseyin bir sebebi var midir, bilmiyorum! Oldu iste.. Kendimi tipik: Allaha havale ediyorumlarla, Allahindan bulsunlarla, birgün gün olur devran döner, canimi yaktigi kadar cani yanar, hicbirsey cezasi kalmaz.. gibi durumlarla oyalamiyorum. Ve hatta bu insani yine yoran birsey... Sanirim Tanriya birakacagim birseylerde yok. Varsa bakar belki bir caresine, bence buna zamani olmamali zaten. Haksizlik olan, adaletsizlik olan, ona ihtiyaci olan bircok masum cocuk var.
Bu düsüncelerden de gectikten sonra ciddi anlamda yavas yavas iyilestigini farkediyorsun. Yasanmisliklari, canini yakan seyleri unutmak veya bir sesle, gördügün bir yaziyla, bir resimle, cok basit sirf kahve icerken bile aklina düsüyor bagzi seyler. Önüne gecemiyorsun bunun. Ama birgün geliyor uzun zaman o kontrolü saglamakla nasil iyilestigini görüyorsun. Bir anda hersey gecmis oluyor ve gülümsüyorsun.
Hayat bu akip gidiyor.. Akarken sende beraberinde sürükleniyorsun ve bu yolculukta bircok insan taniyorsun. Her insan senin bir parcan. Bu insanlardan hangi parcalari almak istedigin sana kalmis. Ben kendi adima iyi olan parcalari aldigimi düsünüyorum. Bagzen bagzi insanlardan aldiginiz kötü parcalar oluyor. Onu benliginize yerlestirmeyin. Sizi siz yapan bir parca haline getirmeyin. O parcalari tecrübe dedigimiz, bu bana ders oldu dedigimiz parcalar halinde farkli bir yere birakin. Ama asla takinti, insanlara güven sorunu olarak duran parcalar olmasin, cünkü benliginize ait olmamasi gerken parcalar bunlar. Bana göre en tehlikeli olan parcalar. Yasadiklarimizi atamiyorsak, yasanmamis gibi yapamiyorsak, bu parcalarida yok edemiyoruz ne yazik ki. O zaman yine farkindalikla, beyin gücüyle bunu degerlendirip ona göre bu parcalarida bir tecrübe gibi görmek gerekiyor.
Iste böyle yasadikca ögreniyor insan.
Hayat ile birlikte akip gidecegiz süphesiz.
Güzel olan parcalarla heybetli bir agac olabiliriz topraga düstügümüzde.
Güzel olan parcalarla bir cicek olup, bir kusun üstümüze konmasi, bir arinin bal almasi gibi bir döngü icinde olabiliriz.
Bu parcalarla topraga düstügümüzde mutlaka tohum vermeliyiz. Mühim olan bu!