Gerçekler hançer gibi saplanmaz vücuda. Dışardan sert bir müdahale gerekmez.
Gerçekler coktan içinizdedir. Soludyğunuz nefes,beyninizin kalbe gönderdiği "devam et" sözcüğüdür, yorgun dargın bir şekilde.
Kanlarınızdan zehir gibi akar ve tüm vücudunuza yayılır. Bu yüzden sinirli, üzgünken kafamız, gözümüz döner. Dilimiz tutulur, elimiz ayağımız rüzgarda sallanan kökleri kurumuş, büyüsün diye dibine gübre atılmış motivasyonlara tutunan hir ağacın gökyüzüne en yakın dalında ki yaprağın sallanması gibi sallanır. Yaprak o dala tutunmaz, ağaç o yaprağa tutunur. Tüm kökleriyle "O" yaprak gitmesin diye ona tutunur. Ona sarılır, ona inanır...
İnsan neden gerçeklerden bahsederken hep üzücü ve kötü bir şeymiş gibi konuşur ki ? Hepimiz başımıza iyi bir şey gelmesini hayal olarak mı görürüz ? Ya da bir mucize...
Peki, şimdi suçlusu biz miyiz feleğin hayatımıza gülümsetecek olaylar vermesinin bir serap olduğuna inanan, yoksa hayat mıdır suçlusu bize sunduklarının zıkkımdan başka bir şey olmayışından ?









