Yine doğum günüm yaklaşıyor.
Ben de kendini zamanın çoğunda yalnız hisseden insanlar gibi, ancak sinsice geçip gitmiş ve hatırlamakta güçlük çektiğim anılar bırakmış zamanı düşünüyorum. Tembellik ve kötümserlikle elimden kaçırdığım zamanı düşünürken biraz dahasını harcıyorum.
İçten içe, onu seven bir ailesi belki bir-iki dostu olsa da hep yalnız olduğunu bilen birinin yapacağı gibi, o günü nasıl da sıradan geçireceğimi hayal ediyorum. Annemden duygusal bir kutlama cümlesi, benim için anlamı olmayan ama aldığı için onu mutlu edecek bir hediyede ısrarcı olması, hatırlayıp telefon etmesi gereken birkaç akraba, gözlerinin rengini belki hiç bilmediğim bir tutam arkadaş sağdan soldan, görürler sosyal medyadan. Yakın arkadaşlarımla sözde benim için çıkılan bir akşam yemeği. Tüm bunlar, kendime yaparken yaktığım tuzsuz bir yemeği evimde tek başıma, yarısı kırılmış bir mumun ışığında yemişim ve radyodan hüzünlü şarkıların cızırtısı duyulurken muma boş bakmaya devam etmişim hissine denk.
Eğer gerçekte öyle olsaydı eminim suisidal hissederdim. Ama inanın bu yıllık döngü de bana bir o kadar değersiz hissettiriyor. Bazı yıllar ailemin gönderdiği çiçeklerle veya arkadaşlarımla tanışmak isteyip ilişkimizi biraz daha ciddiye aldığını gösterenlerle süsleniyor. Bazen yemeğe 45 dakika geç kalıp beni tek başıma bekleten dostlarla, geçen gün pasta kestik diye o günü herhangi bir başka güne denk hissettiren arkadaşlarşa renkleniyor.
Geçmiş doğum günlerim aklıma geliyor, 2.ailem saydığımdan dostlarımdan uzakta yeni tanıştığım oda arkadaşımın en sevdiğim tatlı sürpriziyle kutladığım 18. yaş günüm. Sevdiklerime doğru otobüsle yol alırken o günün geride kalışını, gecenin çöküşünü ve yeni bir günün doğuşunu izlemiştim. Tek başımaydım; ama hiç yalnız hissetmemiştim.
Kutlamaya değer özel bir gün olarak kabul edip, bana hazırladıkları minik kartlarla tüm günü sürprize çevirdikleri sene, 16. yaş günümdü sanıyorum. Can dostum, ve lise aşkım...
Canım annem. Evet o alınan hediyenin anlamı olmuyor, ama onun bir hediye almak istemesinin elbette çok anlamı var. Yakın arkadaşlarım... Evet benim onlar için olduğum kadar heyecanlı olmuyorlar o gün, sevildiğimi ve mutluluğu hissetmem için muzip jestler düşünmüyorlar, o yüzden yaptıkları şeyler hep genelgeçer kuralların yerine getirilmesiymiş gibi geliyor. Otomatik. Basit. Ama en azından hatırlayıp o günü rezerve ediyorlar. Ne yapalım, beterin beteri var.
Yalnız varlığımı daha somut hissettiğim gün o gün. Benim doğum günüm. Takvimde bana özel olan tek gün. Sadece bana verdikleri değerden ötürü önemseyecekleri gün. Ve yıkanmış zihinlerimizin kabul ettiği üzere, ona gösterdikleri özenle, bana verdikleri kıymetin ölçüleceği o özel gün. Yine geldi çattı, 25. kere. hem de. Oysa ben hep aynı yerimde sayıyor gibi hissediyorum. Aynı anda da yıllar gözümde büyüyor, eni konu yaşlandım gibi geliyor. İşin aslı bunların ikisi de doğru değil.
Eeh, bu 'drama kraliçe'liği nereden esiyor? Biri camı kapatsa ya Allah aşkınıza...