Yaratıcılığının sıfırlandığı anlar vardır. İçinin dolu ya da boş, yazacağın şeylerin olması, olmamasıyla ilgili değil. Nereden tutacağını bilemezsin, yazmaya değer görmediğin gibi. Bazense yazmak yerine yaşamayı yeğlersin, her gün okuduğun, duyduğun gibi; hayatın kısalığına dair. Ancak yüz tane özçekim kaplar o anı, yaparsın bunu, yapıyoruz da. Söz gelimi, dibine kusup, kurutacağımız ağaçlar arıyoruz. Yaprakları rahatlatan yeşile, çiçekleri tatlandıran kokulara sahip. Gölgesine sığındığında kendini araman gerektiğini anlıyorsun. Bulabildiğinde de sırtın ona dayalı, ruhun dallarıyla birlikte salınıyor. İçini rahatlatacak tek istek ise, gözlerini son kez kapattığında dahi, orada, gölgesinde kalabilmek oluyor.











