Şimdi biri çıkıp ömrünün sonuna kadar mutlu olmak ister misin dese; Hiç düşünmeden tabii ki evet deriz.Kalbimizin hüzne de ihtiyacı olduğunu unutarak.. Hayatımıza şöyle bir baktığımız zaman mutlu olduğumuz zamanlarda var, hüzünlü olduğumuz zamanlarda.Bunların yanı sıra nötr olduğumuz zamanlar, yani mutluluk ve hüzün arasında kalmışlığımızda var. Mutluluğu öyle bir tatdırmalıyız ki kalbimize bir alışılmışlık değil de mükafat olması lazım.Mükafat olması lazım ki vakti halimizin değerini bilelim.Mutluluk bir isim olarak değil de bir sevinç olarak kalsın içimizde. Kalbimiz mutluluğu sevdiği kadar hüznü de sever.İçli bir şarkı dinlediğimiz de mesela, bir deniz kenarında yahut bir dost muhabbetinde hüznü arar gözlerimiz.Ağlamak için sebepler üretir, kötü anıları hatırlatırız zihnimize. Hüzünde, mutlulukda misafirdir kalbimize.Baş tacı edip ağırlar, hasret ve özlemle uğurlarız gönül kapısından. Demem o ki; Allah bizi o kadar güzel yaratmış ki, hüzünsüzde yaşayamayız, sevinçsizde. Ne yazık bir ömür mutlu olan insanlara; Hüzünlü bir şiirin mısralarında bulamayacaklar kendilerini, Gökyüzüne baktıkları zaman derin bir ooff çekemeyecekler, yıldızlara derdini anlatıp gecelerin değerini bilemeyecekler. Ne yazık ki bir ömür hüzün dolu insanlara; Bilemeyecekler hayatın değerini, bir aile sofrasına oturup gülerek yemek yiyemeyecekler mesela, bir papatyayla dünyalar onun olmayacak ve bir kedinin başını şefkatle sevemeyecekler. • Önemli olan, insanın hüzünlü veya mutlu yaşaması değil. Önemli olan, insanın hüznüde, mutluluğuda güzel yaşaması..