Süte düşen aceleci sinek üzerine
Benim bu sinek. Sensin. Ve Gökhan hocam. Hepimiz süte düşüp ne olduğunu anlayamayan sinekleriz aslında.
Bayılırım kişisel gelişim okumaya, seminerler izlemeye, eğitimler almaya. Çok sonraları okuduğum bir kitap sayesinde bir "kişisel gelişim budalası" olacak kadar abarttıgimi ve bunu bir nevi harekete geçmeyi ertelemek için mazeret olarak kullandığımı fark edene kadar uzunca bir süre çılgınlar gibi okudum, izledim, eğitimlere katıldım. Neden kendimi bu kadar "geliştirdiğim" halde hayatım gelişmiyor diye düşünüp kafayı sıyırmak üzere iken aslında süte düştüğümün farkında bile değildim.
Kişisel gelişime dair katıldığım son eğitim İzgoren Akademinin eğitmen uzmanlaşma programı. Kayıt yaptırırken telefondaki ses soruyor, "işiniz çok yoğundur, bizim eğitimimiz de yoğun geçecek, devam sağlayabilecek misiniz? Zor olmayacak mı sizin için? " Öyle adamışım ki kendimi eğitime, büyümeye, gelişmeye, simdi anlamsız buldugum bir özgüven ile "Problem yok, izin günlerimi ona göre ayarlarım." diyorum. Problem olmadan izin günlerimi eğitim programına göre ayarlıyorum. İlk bir ay. Programın devam ettiği ikinci ay ne mi oluyor? Süte düşüyorum.
İkinci ay işimin yoğunluğundan dolayı başını ve sonunu kaçırdığım derslerden biri Gökhan hocamızın dersi. Sınıfa adımımı atar atmaz kitabını hediye ediyor. İçimden havalara uçup dışımdan hanım hanımcık teşekkür etmeye çalışıp derse adapte olmaya çalışıyorum. Ders harika geçiyor, Gökhan hocamızın enerjisi büyülüyor hepimizi. Daha sonra egitime devam edemiyorum, kitap da baş ucumdaki okunmayi bekleyen kitaplar yığını içinde bekliyor sırasını.
Bir süre sonra kitabı elime alıp başladım okumaya. Klasik kişisel gelişim kitaplarındaki ben fakirdim zengin oldum, depresyondaydim şimdi mutluyum tarzında bir başlangıç beklerken karşımda gençliğinde yediği dayağı ballandıra ballandıra anlatan bir yazar. "Ne anlatıyor yahu bu adam?" deyip kitabı bir kenara bıraktım. Fakat Gökhan hocamın bu kitap senin ödevin sözü kulaklarımda çınlıyor, hiç elimin gitmediği bu kitabı okumam gerektiğini biliyordum. Daha sonra bir gün kendi kendime inat edip kitabı elime almam ile farkediyorum ki kitap hakkında aceleci bir hüküm verirken yine süte düşmüştüm.
Gökhan Hocam üç bölüme ayırdığı kitabında benim de sonuca ulasmak icin acele ederken hayatta sorumlu olduğum şeyleri öyle güzel örneklerle açıklamış ki anlattığı hiçbir şey havada kalmıyor ve insanın hem aklına hem de kalbine işleniyor. Hatta biz aceleci sineklerin hayata dair görmezden geldiği acı gerçekleri öyle güzel yüzümüze vuruyor ki şöyle temiz bir dayak yemiş gibi kendimize gelmemizi sağlıyor. (Dürüst olmak gerekirse ben bu dayağın etkisi ile biraz ağladım fakat iyi de oldu.)
Velhasıl kelam teşekkür bölümünde "anlattıkları sende kalan kişiye hocam dersin" diyen Gökhan hocama, bana ve diğer aceleci sineklere bu kitap ile yol gösterdiği için teşekkür ederim.











