bak uykudan uyanmak şarap gibidir kendini yıllarla kaybedecek olmanın tadı biraz nahoş biraz da ekşidir, ağaçlar yalnız dünyayı değil içimi de serinletir, peki ya sen, sen ne zaman annem olacaksın? suç mu sayılacak işlediğin yoksa yalnız beni doğurmak mı? bu dudaklarındaki yalnız içki değil kasıklarımda da bir sancı, kuraklığı göz çukurlarımda taşıyorum suratımdaysa binbir çeşit acıyı, sırtımda yük diye, birkaç adres defterini birkaç da kirayı geciktirmiş kiracıyı ama artık tutamıyorum avcumda hiçbirini ne seni ne bir başkasını ne de herhangi bir şeyin ufak tefek kırıntısını, bil, bütün değilse bozuyorum, susuyorum, unutuyorum sonra kaybediyorum, kaybolmak evini yol yapmak gibidir ağırlık yapmasın diye kaybettiklerin biraz bulunayazmış biraz da umut varmış gibi hissettirir ama sanma ki yolda bıraktıkların ekmek kırıntılarından bir iz, değil bugün seni annem yapıyor kendimi yeniden doğuruyorum, tüm kırıntılarımı burada döküp izimi kaybettiriyorum, huzursuz bir kadehi kendim için dolduruyorum doğdum, doğuyorum hâlâ dudaklarımdan akıyor yaşamak!










