Ömer Faruk Dönmez - Hamza
Çok uzun zamandır kitaplıkta duran bir kitap. Yazarın daha evvel başka bir kitabını okumuştum, yazım tarzına aşinaydım az çok. En azından samimi yazdığını biliyordum.
Hamza, yirmi bir yaşında dördüncü kez üniversite sınavına girmeye hazırlanan bir genç.
Yazar okuyucuyla konuşur gibi yazmış. Şu an birçok insanla konuşurken bulamadığınız samimiyeti bu kitapta bulabilirsiniz. Ben buldum. Yakaladım o samimiyeti ve bırakmak istemedim açıkçası. Bazı yerlerde “vay be, nereden nereye bağladı, helal olsun!” dedim içimden. Kitap okurken birçoğunuzun aksine satırların altını çizmeyi sevmiyorum. Yani kitaba zarar gelmesin cart curt değil. Üşeniyorum. Dur, çizmekle uğraş, yamuk çizdin kötü oldu falan filan. Uzun iş. Dümdüz, ara vermeden okumak daha güzel. Ki bu kitapta çok fazla altını çizmem gereken şey vardı, devamlı okumanın arasında durup durup çizmekle uğraşacaktım. Yapmadım. Pişman mıyım? Evet. Keşke çizseydin be kızım. Neyse. Böyle işte. Kitap yorumuydu değil mi bu? Devam edelim öyleyse.
Kitapta Figan-ü Lügati-t Türk diye bölümler var. Mevzunun en heyecanlı yerinde reklam gibi araya giriyor ve birkaç sayfa sürüyor. Farklı farklı kelimelerin nereden geldiğini anlatıyor yazar. Sallıyor tabi. Ama iyi sallıyor. Resmen top, doksan, gol olayları işte. O bölümlerde en çok “konuyu aldı nereye getirdi, vay beh!” diye şaşırdım. Evet, ben şaşıran biriyim. Hala bir şeylere şaşırabiliyorum, bir zaman sonra bu da geçecek biliyorum. Hadi uzatma lafı devam et,
Kitabın içinde çok iyi mesajlar var. Üniversite okumak, cemaatlere ayrılıp asla bir araya gelemezmişçesine dağılan ümmet, liderlerine peygambermiş de asla hata yapamazmış mualemesi yapan insanlar, emperyalizm, modernizm, kapitalizm, gençliğimiz, yaşlılarımız, değişmeye müsait olmayan kafalar. Günümüz yazarları, eski ama günümüzde popülariteye kurban gitmiş şu an hayatta olmayan yazarlar. Cümlelerin arasına sıkıştırılmış ve herkesin anlayamayacağı dizeler. Müslüman mahallesinde salyangoz satmayı normalleştirmeye çalışanlar. Gizliden gizliye yurdumuza, evimize, kalplerimize, zihnimize sızan düşmanlar. Daha nicesi.
Alıntılar yapıp yazıyı çok fazla uzatmak istemiyorum, yıllardır bu kitap kitaplıktaydı. Ben bir türlü okumamıştım, öylece duruyordu. Ve ilginçtir ki kitaptaki karakterle aynı yaştayken okumak nasip oldu. Hamza şey diyor, “Ne zaman büyüdüm ulan ben? Yirmi bir yaşındayım resmen. Dile kolay.” Hşş ulan mulan ne oluyoruz demeyin, Hamza diyor, ben demiyorum.
Bir de şunu ekliyor “Ben, kendim olmaya karar verdim; kendim kalmaya karar verdim. Ben Hamza’yım. İnsan kalmak istiyorum.” Evet, neye binaen bunu söylediğini merak ediniz.
İnşallah biz de kendimizi bulup kendimiz kalabiliriz, kitaptaki tabirle; kendi kelimelerimizle konuşabiliriz.
Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim.
Şimdilik bu kadar. Bi de şey, Meczup amca, sen çok yaşa!