MEVLİD KANDİLİ VE BİDAT TARTIŞMALARI HAKKINDA
Mevlid Kandili geldiği için yine bazı kimseler taassub derecesine varırcasına bu yanlış ameli savunuyor. Evvela bilinmesi gereken şu; bu konuda ortaya ayet/hadis koyuyor olmanız, yaptığınızı doğru kılmaz. Hariciler Ali-Muaviye savaşı hakkında iki tarafında kafir olduğunu söyleyip isyan ettiğinde onlar da ayet söylemişti. Mutezile çıkıp kabir azabı yoktur, şefaat yoktur vs gibi pek çok konuda muhalefet ettiğinde onlar da ayetlere dayanıyordu. Mürcie, kişi ne yaparsa yapsın, bütün büyük günahları işlese de imanına zarar gelmez ve bir kez dine giren bir daha çıkmaz gibi görüşler ortaya attığında hadislere/ayetlere dayanmış, sözlerini desteklemişti.
Yani sizin bu kandiller konusunda ve özellikle Mevlid kandili konusunda; pazartesi-perşembe günü nafile ibadetlerin yapılmasına dair gelen hadisi, Ebu Leheb'in Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) doğunca sevincinden kölesini azad etmesi sebebiyle azabının hafifletilmesine dair rivayeti paylaşmanız, takip ettiğiniz hocaların bunları zikredip üzerine dakikalarca konuşuyor olması bunların doğru olduğunu ispat etmiyor.
Kısacası "Kitaba uymak ile Kitabına UYDURMAK" bambaşka şeylerdir.
Peki insanlar bu günlerde oruç tutup, salavat getiriyor diye neden rahatsız oluyoruz? İnsanların sevap kazanmasını, peygamberi sevmesini, bu sevgiyi izhar etmelerini mi istemiyoruz? El-Cevap "KOCAMAN BİR HAYIR" . Elbette Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sevilmesi, anılması, Müslümanın hayatında daima yer edinmesi bizim de istek ve amaçlarımızdandır. Ancak nasıl ki fakirlere dağıtmak için gidip hırsızlık yapmıyorsak, Peygambere olan sevgimizi ve bağlılığımızı göstereceğiz diye emredilmemiş, aksine yasaklanmış işlere de girmeyeceğiz.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den gelen hutbetul hace isimli bir konuşma metni vardır. Her hutbe öncesi bunları tekrar ederek konuşmaya başlamış, ümmetin alimleri de her konuşmaya, her kitap yazmaya başladıklarında bu sözlerle başlamışlardır. Bu hutbetul hace'nin başlangıç kısmında şöyle bir uyarı vardır;
“Muhakkak ki, en güzel söz / sözlerin en güzeli Allah’ın kitabıdır. Hedyin / yol gösterici rehberlerin en güzeli, (Hz.) Muhammed’in rehberliğidir. İşlerin en kötüsü sonradan icat edilenlerdir (bidatlardır). Her bidat dalalettir."
Sahih-i Müslim, Cuma, 13;
İbn Hacer el-Askalani, 10/511
Yine bu bidat, yani sonradan ortaya çıkarılan işlerle ilgili şöyle uyarılar vardır;
Hz. Âişe"nin naklettiğine göre, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim bizim bu dinimizde olmayan bir şeyi sonradan ortaya koyarsa, o reddedilir.”
Sahih-i Muslim, Akdiye, 17;
Sahih-i Buhârî, Sulh, 5)
Abdullah b. Abbâs"ın naklettiğine göre,
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Allah, bid"atını bırakmadıkça bid"at sahibinin amelini kabul etmeyi reddeder.”
İbn Mâce, Sünnet, 7
Hadisler bize gösteriyor ki "dini" manada ortaya çıkarılan her yenilik (bid'at) yasaklanmış ve bidat işleyenlerin amelleri red edilmiştir. Hal böyleyken kalkıp niye bidatler hakkında konuşuyorsunuz diyemezsiniz. Bu, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bizlere EMRİDİR. Sadece hutbetul hace'deki YASAKLAMA bütün Müslümanım diyenlere yeterli olmalıdır, çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu yasaklamış, insanları buna karşı uyararak sakındırmıştır. Başka delile, açıklamaya ihtiyaç var mıdır?
Kaldı ki kim bu bidatleri hoş görerek savunuyorsa bilsin ki güzel iş yaptığını zannederken aslında Allah'ı, Rasulullah'ı ve sahabeyi eksik iş yapmakla suçluyor, onlara eksiklik isnad ediyor demektir. Nasıl böyle olmasın ki? Allah (Subhanehu ve Teala) "dininizi kemale erdirdim" diye ayet indirmiş. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) veda hutbesi vermiş, insanları ve Allah (azze ve celle)'yi kendisine verilen risalet görevini yerine getirdiğine dair şahit tutmuştur. Sahabenin ise ömrü boyunca Kadir gecesi ve bayramlar hariç ne Mevlid ne de başka özel dini bir gün kutladığına dair herhangi bir delil vardır.
Mevlid kandili veyahut başka bir bidat; kim bunları güzel görüp savunuyorsa bu haliyle şunu diyor; Allah bunu bildirmeyi unuttu, Rasul'u kendisine verilen görevi yerine getirmedi çünkü açık açık bunu bunu yapın dediği yok, sahabe de Allah'a ve Rasulu'ne verdikleri sözü tutmadı kendilerine öğretileni sonraki Müslümanlara ulaştırmadı.
Yok eğer böyle demiyorsanız, o zaman bu bidatten de başka bidatlerden tevbe edin ve bu amelleri bırakın.
Eğer taassubunuzda diretecekseniz de; o zaman bize açık bir şekilde sizin iddia ettiğiniz gibi belirli gün ve geceleri bildirmeyen rivayetler yerine neden sahabenin böyle bir uygulama yapmadığını açıklayın. Neden 4 mezhebin fıkıh kitaplarında bu gecelere dair bölümler olmadığını açıklayın. Eğer doğru sözlüler iseniz buyrun ispatlayın, "felaha kavuşan da bir delil üzere olsun, helak olan da bir delil üzere olsun."
Davamızın sonu, Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.










