Dershaneye giderken, sınıfımızda murat adında bir arkadaşımız vardı..Muratın saçları uzundu..Giyimi ise, o devre göre aşırı hippi denilecek tarzdaydı... Üzerindeki yırtık pırtık kıyafetler dışında; kulaklarında küpe, kollarında kuru kafalardan oluşan bileklikler vardı...Ama ağır bi çocuktu..En ufacık fevri bi hareketine terbiyesiz bir hareketine rastlamamıştık..Birgün ders dışında yaptığımız bir sohbet esnasında kendisine çok terbiyeli çok edepli olmasına karşın, niçin hal ve tavırları ile çelişen kıyafetler tercih ettiğini, saçını neden uzun tuttuğunu sordum.. bana babasının lüx bir semtte İmamlık yaptığını söyledi, ve söze şöyle devam etti;
"13-14 yaşlarımdaydım.. oturduğumuz semt lüks bir semt olduğu için, çevremdeki arkadaşlarım hep saçlarını uzatıyorlardı.. Ben de heveslendim..Saçlarımı uzatmaya başladım.. babam ilk başta benim bu hareketime karşı tepki koydu..Ama sadece bir kereliğine uzatıp kestireceğimi söyleyince, ikna oldu.."Tamam oğlum" dedi .. ergenlik çağına girince namaz kılmanın farz olduğunu babam öğretmişti, biliyordum..Bir gün abdestimi aldım, namazımı eda etmek için camiye girdim, ayakkabılarımı yerden almak için eğildiğimde bir el saçımı dibinden kavradı..kafamı sağa sola sallamaya başladı... Hafifçe doğrulduğumda, saçımı tutanın yaşlı bir amca olduğunu gördüm.. amca da namaza gelmişti.. fakat beni uzun saçlı ve dizlerimin altında bir kapri pantolonla camiye girerken gördüğü için durumdan rahatsız olmuş, saçlarımı avuçlamış, kafamı sağa sola sallamaya başlamıştı.. bana Allah'ın evine bu şekilde girilemeyeceğini, bir daha bu şekilde camiye girmemem gerektiğini.. Eğer ki,bir daha bu şekilde camiye girdiğimi görürse, bu defa tepkisinin daha sert olacağını söyledi. Ayakkabılarımı aldım ve namaz kılmadan camiden çıktım...Bir dahada camiye girmedim.. Bu yüzden babamla aramızda açıldı.. sürekli tartışmalarımız başladı... bana bir inat geldi... O günden sonra saçımı da kestirmedim.." dedi ve sustu..
Sözü ben aldım.. kendisinin çok terbiyeli bir insan olduğunu.. hatta hatta sınıftaki diğer erkek arkadaşlarından daha ölçülü olduğunu, Bir de kılık kıyafetini değiştirirse, saçını kestirirse, inanılmaz güzel bir insan olacağını kendisine tatlı dille vurguladım.. camilerin Allah'ın evi olduğunu...insanları camiye davet edenin Allah olduğunu.. orada bir terbiyesizliğe veya hakarete uğrarsak, bunda Allahın bir dahili olmadığını..oraya gelen hadsiz misafirin tavrı olduğunu.. ve Allah'ın her vakit evinde onu ağırlamak için beklediğini,onunla konuşmak istediğini,onu çok sevdiğini, başkalarına kızıp, camiyi terk ettiği için ona küsmediğini ve yinede onu beklediğini söyledim...Ve;
"Rabb'in sana küsmedi, darılmadı.." ayetini hatırlattım, sustum... Gözleri doldu... Hiçbir şey söylemedi... Akabinde de ders başladı ve o gün bir daha hiç konuşmadık... Ertesi gün cumaydı.. Murat sınıfa girdiğinde hepimiz şok olmuştuk.. saçlarını kestirmişti... Üstüne kısa kollu spor bir gömlek giymiş, altına usturuplu güzel bir pantolon takmış ve yine kombinini pantolon askılarıyla tamamlamıştı... Küpelerini çıkarmış, kollarındaki takıları çıkarmış, sadece bir tane saat bırakmıştı... Gelir gelmez kendi masasına oturmak yerine, namazını dershanede dahi hiç bırakmayan, arkadaşımız berat'ın yanına oturdu.. cuma namazına gidip gitmeyeceğini sordu..Beratta ona
"Sanırım bugün beraber gideceğiz" dedi.. Murat arkasına döndü ve bana baktı.."olmuşmu" der gibi bi işaret yaptı...Elimle şahane olmuş gibi bi işaret yaptım..Çok duygulandım.. ve o gün anladım ki, güzel söyleyince, güzele güzellikle davet edince, dili ve uslubu yerinde kullanınca dünyada değiştiremeyeceğimiz hiçkimse ve hiçbirşey yok ..
Evet..Güzele davet edeceğiz..Ama uslup önemli... Yaptığımız bir tek yanlış hareket, bir insanı ebediyen güzelden uzaklaştırabilir...
Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere...
Evet...Çıplaklığa hayır..Ama neye hayır diyeceksek, yerinde ve zamanında hayır demeyi öğreneceğiz... Hangi üslupla hayır dememiz gerektiğini bileceğiz... Kırmayacağız dökmeyeceğiz.. Bakmayın siz insanların üst perdeden atıp tuttuğuna...tam bir asır boyunca inançlarından dolayı zulüme uğramış,akabinde 28 Şubat'ı yaşamış, muhafazakar ailelerin kız çocuklarının da %60'ı çıplaklık derecesinde açık.. Ama kimse kendi evindeki çöpü görmüyor... Herkes komşunun çöpüne laf ediyor... Eğer ki ortada çıplaklık diye bir sorun varsa, olayı bu hale getiren bizleriz... Hayatları sıkıntı ile geçmiş, baskı ile, köşeye sıkıştırılarak hayatlarını idame ettirmek zorunda kalan ebeveynler olarak bizler;
,"Biz yaşayamadık çocuklarımız yaşasın. " dedik ve yavrularımızı kıymetlilerimizi, saldık çayıra..Mevlam kayıra..Açıklar zaten açık, onlara sözümüz yok.. ya kapalıların yüzündeki Bir hokka makyaja, bir kilo dudak dolgusuna, giydikleri dar pantolonlara, üzerine saldıkları rengarenk gömleklere, parlak patlak şallara ne diyeceksiniz..? Onlar kapalımı sizce..? Kızlı erkekli kafeleri dolduranlar kimler..? Boykot olduğu halde mcdonald's'ı, burger kingi , o meşhur kahveciyi vakko'yu,hakkoyu dolduranlar kimler...? Yeryüzünde kibirle yürüyen, kocalarına ağız açtırmayan, ilk ters hareketinde kocalarından ayrılanlar kimlerin çocukları..Sokakta sevgilisiyle sarmaş dolaş yürüyen açık veya kapalı kızlar kimlerin kızları..?
Bence, Herkes önce kendi kapısının önünü süpürsün..Sonra üst perdeden partal atsın.. , hanımlar sokaklarda kariyer yapma sevdasını bıraksın.. evlerine dönsün... Oğullarına kızlarına sahip çıksın.. onlarla ilgilensin.. onlarla kaliteli vakit geçirsin... Hep gençleri suçlamak olmaz... Bu dünyayı bu hale getiren bizleriz.. bu ülkeyi bu hale getiren bizleriz.. yine düzeltecek olan da bizleriz.. hiç kimse uzaydan gelip, çocuklarımıza ve bize güzel ahlak ışınlamayacak... Hazreti Mehdi gelip, alnımıza Buse kondurmayacak... Düzelecek olan da bizleriz.. düzeltecek olan da bizleriz... Ama güzele güzellikle davet ederek... Lafla değil, Hâl ehli olarak davet ederek... Ne diyordu Allahu Teala Hz musa'ya;
" Firavuna gidin.. Çünkü o azmıştır. Onunla yumuşak bir dille konuşun ki, o zaman belki öğüt alır yahut ürperir.”(Taha 43-44)..Gördüğünüz gibi sadece nsmaz değil, yumuşak konuşmakta Allahın emri...Herkes haddini bilecek..Kimse kimsenin rabbi değil... Herkes yeryüzünde kendisine ifa edilen görevi yerine getirecek ve gerisini Allaha bırakacak...Herkes doğruyu söyleyecek, ama doğru yerde doğru zamanda, güzel bir üslupla söyleyecek... Gerisi Allah'ın işi.. Kalpler yalnız Allah'a ayandır.. kişi bunu da bilecek... Biz, İslam'ı öyle yaşayacağız ki, bizi öldürmeye gelen, Bizde yeşerecek... Yeşermiyorsa bile, kalbi titreyecek.. yaptığına utanacak, vazgeçecek...
Bizim ölçümüz bu olacak...
Dediğim gibi, gerisi Allah'ın işi..
Az laf âkil'e söylenir...
Herkes payına düşeni alsın..
(Arkadaşlar yazı biraz uzun ama okumayan pişman olur)