seen from United States
seen from Taiwan
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Poland
seen from United States

seen from United States
seen from Brazil
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Türkiye
seen from South Africa
seen from United Kingdom
seen from China

seen from Germany

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
İNSANLARLA HAYVANLAR ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
İnsanlarla hayvanlar arasındaki benzeşim ve farklılıkları şöyle sıralayabiliriz. a)-İnsanlarda diğer canlılar gibi aynı malzemeden var edilmişlerdir. Örneğin bütün canlılar hücrelerden, hücreler proteinlerden, proteinlerde aminoasit dizimlerinden oluşmuşlardır. Canlılar bu hücrelerden ya da bu hücrelerin oluşturdukları kompleks sistemlerden meydana gelirler. b)-Canlı türlerinin kendilerine özel yapı şablonları vardır. Şablon bilgileri en küçük ayrıntısına kadar gen şifreleri ile tespit edilmiş ve korunmuştur. Kromozomlar bu bilgilerin kümeleridir. Her canlı türünün kendine özel gen bilgisi vardır. Kromozomlar bu gen bilgilerinin ayrıntılarıyla doldurulmuştur. Bir şablondan bir başka şablona geçilmesi (milyarlarca ayrıntının bir anda değişmesi, yeni oluşumunda rastlantılarla daha gelişkin kompleks sistemler meydana getirmesi gerektirdiğinden) mümkün değildir. c)-Gen bilgilerindeki benzerlik ya da kromozom sayılarının aynılığı türden türe geçişi ya da canlılar arasındaki evrimsel akrabalığı göstermez. Gen bilgilerindeki büyük oranda benzeşim gösteren ya da kromozom sayıları aynı olan, yapı olarak tamamen ayrı pek çok canlı türü vardır. (Örneğin patatesin kromozom sayısı insanla aynı yani 46’dır) d)-Canlılar kendilerine özel yapı şablonlarına sahip olsalar da aynı malzemeden var edilmiş olmaları nedeniyle benzer organlara sahip olabilirler. Örneğin sıcakkanlı hayvanlarda sindirim, solunum, boşaltım vb.. sistemler hemen, hemen aynıdır. Bunun benzerleri soğukkanlı hayvanlar içinde geçerlidir. e)-İnsanları diğer hayvanlardan kısmen ayıran en büyük fiziksel özellik dik durabilmeleri, dik yürüyebilmeleri, koşabilmeleri, dik hareket edebilmeleridir. İnsan buna uygun var edilmiştir. Pelvis kemiği, omurgalar, dengeyi sağlayan iç kulak yapısı vb… gibi farklılıklar insanları diğer canlılardan fiziksel olarak ayırır. f)-İnsanın dik durup hareket edebilme özelliği bazı hayvanlarda kısmen de olsa vardır. Örneğin maymunlar, ayılar kısa süreli de olsa dik durup yürüyebilirler. Fakat bu bir benzeşimden öteye gitmez. İnsanların maymunlardan ya da ayılardan evrimleştiği anlamına gelmez. g)-İnsanları hayvanlardan ayıran en büyük özellik aklını kullanma, düşünebilme, öğrenme, öğrendiklerini aktarabilme, öğrendiklerini kullanma, muhakeme edebilme, bilinçli olarak uzun vadeli amaçlara yönelebilme, hayal kurabilme, sorumluluk, vicdan, merhamet, sevgi, vefa duyguları gibi hayvanlarda bulunmayan insansı meziyetlerdir. Bu meziyetlerin kaynağı ise insana özel beyin ve ruhsal yapılarıdır. Bu meziyetlerin maddesel bir açıklaması yoktur. Enzimlerin, hormonların doğrudan sonucu değildir. Maddeye bindirilmiştir fakat madde üzeridir. Madde sadece bir vasıtadır. Bu nedenle maddeye indirgenemez. İnsanlar bu meziyetleriyle etrafı tetkik eder, araştırır, bir şeyler öğrenir, muhakeme yapar, öğrendiklerini kullanarak icatlarda bulunur, sanat eserleri meydana getirir. Hiç bir hayvan en küçük ve basit bir alet dahi yapıp geliştirme meziyetine sahip değildir. Hayvanların yaptıkları bir içgüdü ya da şartlı refleksten öteye gitmez. h)-Hayvanlarda gördüğümüz şaşırtıcı meziyetler (arının bal yapması, örümceğin ağ örmesi, göçmen kuşların yollarını bulabilmesi vb.. gibi.) belirli bir kalıbın içinde kalır. Bu meziyetlerin bilgisi var edilişlerinde kendilerinde vardır. Öğrenilmez ve öğretilmez. Ne azalır, ne çoğalır. Hayvanlar bu meziyetlerinin bilincinde değildir. İnsansı meziyetler ise bilinçlidir, artıp eksilebilir, bu nedenle sınırsızdır. Evrim teorisinin canlılar tek bir hücreden evrimleşti varsayımı akıl ve mantık dışı olduğu kadar bilimsel verilerle de ters düşer. İnsanlar diğer canlılar gibi yeri ve zamanı geldiğinde mükemmel olarak var edilmişler, aniden ortaya çıkmışlardır. Bu gerçeği evrimi dışlayan kanıtlarla göstermeye çalışacağız.
Kromozom Sayı Farklılığı Konusunda Evrimci Cevapları
Maymunlarla insanlar arasındaki kromozom sayı farklılığı bol bol tartışmalara açtığım bir konudur.
Maymun kromozomlarından bir çiftinin birleşmesi sonucunda ortaya 47 kromozomun çıkacağını düşünmemiş olmalılar ki uzun bir sessizlikten sonra verdikleri cevap:
1)-47 kromozomlu bir canlının da üreyebileceği, ilerde oluşacak bir makro mutasyon sonucunda bir çift kromozomun daha birleşmesiyle ara format olan bu canlının kromozom sayısının 46 ya düşeceği, sonuçta insanlaşacağı,
2)-Kromozomların aynı anda iki çiftinin birleştiği şeklindedir.
Açıktır ki evrimciler kromozom sayılarını birbirine uydurmak için ne kadar gerekliyse o kadar sayıda kromozom çiftinin birleştiği iddiasında bulunmaya meyillidirler.
Bu şıktaki öngörü 48 kromozomlu bir maymunun aniden bir makro mutasyona (örneğin üzerine bir yıldırım düşmesi ya da çok güçlü radyasyonların etkisinde kalması gibi) uğraması sonucu aniden maymunluktan insanlığa dönüştüğü iddiasıyla aynı anlamdadır.
Fakat her iki şık için ortada kanıt yoktur. Fakat kanıtsızlık binlercedir.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bir evrim teorisi savunucusu evrime koruma amaçlı öngörülerinde bilimi hiç bir zaman ön plana çıkarmaz, hayal sınırlarını rahatlıkla aşabilir. Ve bundan da asla rahatsızlık duymaz.
Evrime uygun olduğundan ortaya koyduğu en saçma öngörüleri bile inkârı mümkün olmayan bilimsel gerçekler gibi kabul ve takdim eder, buna kendisi de inanır. Aldatmacalar, propagandalar da dâhil her yolu deneyerek korumaya çalışır.
Bu nedenle evrimsel öngörülerin gerçekliğini sorgularken çok dikkatli olmalıdır.
Canlılardaki kromozom sayı farklılıkları ve eşeyli üreme gerçeği evrimi tek başına yıkacak kadar önemlidir.
Yeni makale Bitkisel Sağlık Portalı
Yeni Makale http://bit.ly/1xL3Lbx
Kromozomlar
Kromozomlar yazısı hakkında bilgileri blog ekibiniz olarak sizler için düzenlediğimiz ve sunduğumuz Kromozomlar yazısını okumak ve Kromozomlar ile ilgili bilgilerden faydalanmak için lütfen yazımızı okumaya devam edin.
Kromozomlar başka hacim vede şekildedir . Kromozom da kalıtım yolu ile taşman nitelikler , dezoksiribonükleik Asid ortamın da Yer alır . Dezoksiribonükleik asi din moleküler yapısındaki degişiklik genlerin özelligini (niteligini)saglar , insanhücrelerinin nükleusu 23 çift kromozom içerir . Kromozomların 22 çifti somatik kromozomlardır . Bunlara «oto- zom» denir . Kromozomların birr çifti seks kromozomudur . Kromozomlar hücrenin bölünmesi esnasın da uzunlamasına ikiye ayrılır . Bunlar dan herbirine kromatid denir . Kromatidler eşleri ile sentromer a dı verilen birr nokta da birleşir .
Başka baska kromozomlar da sentromer de başka yerdedir . Seks kromozomları XX ise dişi , XY ise Erkek cinsi oluşur . Y kromozomu daha fazla küçüktür vede X kromozomuna bedel daha fazla pekaz gen içerir . Seks kromozomları açısın dan XX dip- loid , XY ise haploid durumdadır . Kromozomlar amma mitoz esnasın da mikroskopla görülebilir . Kolşısin metafaz döneminde mitozu durdurur vede bu durum da kromozomlar boyanabilir vede incelenebilir . Herr kromozom çiftine birr numara verilmiştir .
Kromozom Sayı Farklılığı Konusunda Evrimci Cevapları
Maymunlarla insanlar arasındaki kromozom sayı farklılığı bol bol tartışmalara açtığım bir konudur.
Maymun kromozomlarından bir çiftinin birleşmesi sonucunda ortaya 47 kromozomun çıkacağını düşünmemiş olmalılar ki uzun bir sessizlikten sonra verdikleri cevap:
1)-47 kromozomlu bir canlının da üreyebileceği, ilerde oluşacak bir makro mutasyon sonucunda bir çift kromozomun daha birleşmesiyle ara format olan bu canlının kromozom sayısının 46 ya düşeceği, sonuçta insanlaşacağı,
2)-Kromozomların aynı anda iki çiftinin birleştiği şeklindedir.
Açıktır ki evrimciler kromozom sayılarını birbirine uydurmak için ne kadar gerekliyse o kadar sayıda kromozom çiftinin birleştiği iddiasında bulunmaya meyillidirler.
Bu şıktaki öngörü 48 kromozomlu bir maymunun aniden bir makro mutasyona (örneğin üzerine bir yıldırım düşmesi ya da çok güçlü radyasyonların etkisinde kalması gibi) uğraması sonucu aniden maymunluktan insanlığa dönüştüğü iddiasıyla aynı anlamdadır.
Fakat her iki şık için ortada kanıt yoktur. Fakat kanıtsızlık binlercedir.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bir evrim teorisi savunucusu evrime koruma amaçlı öngörülerinde bilimi hiç bir zaman ön plana çıkarmaz, hayal sınırlarını rahatlıkla aşabilir. Ve bundan da asla rahatsızlık duymaz.
Evrime uygun olduğundan ortaya koyduğu en saçma öngörüleri bile inkârı mümkün olmayan bilimsel gerçekler gibi kabul ve takdim eder, buna kendisi de inanır. Aldatmacalar, propagandalar da dâhil her yolu deneyerek korumaya çalışır.
Bu nedenle evrimsel öngörülerin gerçekliğini sorgularken çok dikkatli olmalıdır.
= = = =
Homo Habilis Ara Format mı?
Homo habilis (Latince yetenekli insan), soyu tükenmiş hominid türlerinden biri olduğu, günümüzden yaklaşık 2.5 ila 1.8 milyon yıl önce Pleistosen'nin başlangıcında yaşadığı varsayılır.
H. habilis evrim teorisi taraftarlarınca homo türünün ilk örneği kabul edilir.
Teoriye göre homo türüne dâhil canlılar arasında muhtemelen insana en az benzeyenidir. Diğer ifade ile bir araformat canlısıdır.
Homo Habilisin temsili resmi
Homo Habilis kısa boylu, uzun kolludur. Ancak yüzünün fazla çıkıntı yapmadığı, modern insana benzer şekilde basıklaşmaya başladığı iddia edilir.
Australopithecinenin soyundan geldiğine inanılır.
İnsansı maymunlara benzeyen ve h. habilisden daha iri olan homo rudolfensisin ise insana daha yakın atalarından olduğu düşünülmektedir.
H. habilisin beyni modern insanın beyninin yarısından biraz küçüktür.
Buna rağmen fosil kalıntılarının yanında çoğunlukla taş aletlere rastlanır.
Daha uzun boylu ve daha beyni daha gelişmiş olan homo ergasterin de atası olduğu düşünülmektedir. Homo ergasterin modern insana oldukça benzeyen homo erectusun atası olduğu varsayılır. Homo habilisin modern insanın doğrudan atası olduğu konusu hala tartışmalıdır.
Homo habilisten 100 - 200 bin yıl önce (yaklaşık günümüzden 2.6 milyon yıl önce) australopithecus garhi de taştan aletler yaptığı iddia edilir.
Homo habilisin daha çok leş yiyici olduğu, silahları savunmada ve et sıyırmada kullandığı (bu bir evrimci iddiasıdır) düşünülmektedir.
Kendini savunabiliyor olması, daha tehlikeli ortamlarda diğer primatlara oranla hayatta kalmasına daha fazla imkân vermiştir.
H. habilis, bilim dünyasında Tanzanya’da Olduvai Boğazında bulunan fosilleriyle tanınır. Bu fosillerin bulunduğu yerler I. Yatak ve II. Yatak olarak adlandırılır.
Türe Homo Habilis adı 1964 yılında verilmiştir.
Bu fosillerin bulunduğu I. Yatak’ta ayrıca Australopithecus boisei kalıntıları, yontulmuş taş aletler ve dericilikte kullanılan bir alet bulunmuştur.
II. Yatak olarak adlandırılan kazı alanında Homo erectus kalıntıları da ortaya çıkarılmıştır. Burada bulunan ve Homo habilis olarak adlandırılan birey sayısı yedidir.
Homo habilis’in insan evrimindeki yeri kesinlik kazanmamıştır.
Bir görüşe göre Homo habilis, Australopithecus africanus türünden çok az farklılıklar gösterir.
Bu arada homo habilis ile Homo erectus’un ayrı evrim çizgisi izlediğini savlayan bilim adamları da vardır.
H. habilis'e ait olduğu belirlenmiş olan bazı önemli fosil örnekleri aşağıda, belirlenmiş yaşlarına göre en yaşlı olandan başlayarak sıralanmıştır.
Lütfen fosillerin bilimsel yöntemlerle tespit edilmiş YAŞLARINI dikkat ediniz. Evrimi sorgulama açısından bu son derce önemlidir.
KNM ER 1813: 1973'de Kenya'nın Koobi Fora bölgesinde keşfedilmiş ve 1,9 milyon yaşında olduğu belirlenmiş olan, görece tam bir H. habilis kafatasıdır.
Beyin kapasitesinin 510 mL olduğu saptanmıştır ki, keşfedilmiş başka bazı erken H. habilis örnek ve formlarınınki gibi etkileyici olmadığı söylenir.
= = = =
KNM ER 1813 fosili
OH 24: Ekim 1968'de Tanzanya'nın Olduvai Kanyonu'nda Jonathan Leakey tarafından keşfedilmiş ve 1,8 milyon yaşında olduğu belirlenmiş olan, Twiggy takma adıyla anılan, biçimi belli ölçüde bozulmuş bir H. habilis kafatasıdır.
OH 24 kafatası fosili
Beyin hacminin 600 mL'den biraz daha az olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, yüzünün öne çıkıklığının, daha ilkel olan australopitekin üyelerine göre daha az olduğu da saptanmıştır. OH 7: 4 Kasım 1960'da Tanzanya'nın Olduvai Kanyonu'nda Jonathan Leakey tarafından keşfedilmiş ve 1,75 milyon yaşında olduğu belirlenmiş olan, dişleri tam bir H. habilis alt çenesidir.
Araştırmacılar, dişlerin küçüklüğüne dayanarak, çenenin sahibi olan bireyin 363 mL gibi bir beyin hacmine sahip olduğunu öngörmektedirler.
KNM ER 1805: Kenya'nın Koobi Fora bölgesinde keşfedilmiş ve 1,74 milyon yaşında olduğu belirlenmiş olan, erişkin bir Homo habilis kafatasının üç parçasını içeren bir örnektir.
Kafatasının genel şekli ve çenenin öne çıkıklığındaki (prognatizmdeki) azlığa dayanarak, bu örneğin bir Homo erectus'a ait olduğu konusunda güçlü kanıtlar vardır.
= = = =
İnsansı fosillerdeki çelişkiler
Fosillerin sürece uygun dizilimi hiçbir zaman evrimsel aşamaları gösteren ilkelden gelişmişe doğru düzenli bir yükseliş göstermez.
Genelde ilkel kabul edilenlerden daha yaşlı fakat daha gelişkin fosiller olduğu gibi aynı dönemlerde ilkel ve gelişkin kabul edilenler bir aradadır.
Bir bakıma fosiller evrim yönünden tam bir kargaşa içindedirler.
Örneğin yedi milyon yaşındaki Sahclanthropus Tchadensis,
Altı milyon yaşındaki Orrorin Tugensis,
Yine altı milyon yaşındaki st W573,
Beş milyon yaşındaki SM-4,
Üç buçuk milyon yaşındaki Kenyathropus Platyops bir ara format olarak kabul edilen üç milyon yaşındaki Lucy fosilinden daha yaşlı oldukları halde evrimsel ölçüler göz önüne alındığında daha gelişkindirler.
(Yukarıda verdiğimiz KNM ER 1805 - OH 7 - OH-24 - KNM ER 1813 homo habilis, insanın evriminde ara format oldukları iddia edilen fosillerin gelişkin fosiller göre çok daha genç olduklarını dikkat ediniz)
Bu nedenle yukarıda verdiklerimiz ile Lucy fosili bir ara format fosili olamaz. (Lucy fosili bölümüne bakınız)
Bu gerçeği göz önüne aldığımızda Lucy'den çok daha GENÇ OLAN yukarıda yazdıklarımızın da birer ara format olamayacağı açıktır.
Ayrıca Dmanisi Kafatasları aynı döneme ait olmalarına rağmen kimisi gelişkin kimisi ise ilkel özellikler taşır. (Dmanisi kafatası bölümüne bakınız)
Evrim sürecinde ise aynı türün ilkeli ile gelişkini bir arada bulunmaması gerekir.
Arzu eden okuyucularımız ayrı ayrı incelediğimiz, ayrıntılarıyla bilgi verdiğimiz fosiller konusunu tekrar gözden geçirebilirler.
Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Geçmiş yaşamda şimdiki gibi insansı zannedilen çeşitli canlılarla (örneğin şempanzesiyle orangutanıyla) insanların çeşitli ırklarıyla (örneğin pigmeler, aborjinler, beyaz ırk gibi büyük ve küçük yapılılar, büyük ve küçük kafataslılar) bir arada yaşıyorlardı. Evrim söz konusu bile değildi.
Böylesine basit ve akılcı bir açıklaması olan bir konuyu (evrime kanıt oluşturma amacıyla) böylesine karmaşıklaştırmak için her şeyden önce bir evrimci olmak gerekir.
Tersinim gerçeği ise insanın tek kaynaktan, tek yerden geldiği, bir arı ırkının olduğu, yeterince çoğaldıktan sonra dünyanın dört bir yanına dağıldıkları, iklim koşulları ve yaşama şartlarıyla kimilerinin çevreye uyum meziyetlerinin güçlenip çoğaldığı, kimilerinde ise kimi meziyetlerin azalıp zayıfladığı, bu yolla ırkların oluştuğu varsayımını ortaya koyar ve bu varsayım her hangi bir yapay müdahaleye gerek kalmadan bilimsel gerçeklerle tamamen örtüşür.
= = = =
Australopithecus Fosilleri
İnsanın evrimleşmesi evrim teorisinin en önemli bölümüdür. Darwin bu bölümü ayrı bir kitapta işleyerek özel bir önem vermiştir. Bir bakıma evrim teorisi canlılığın ortaya çıkışı ile insan evrimleşmesine odaklanmıştır denilebilir.
Evrim teorisince maymundan insana evriminde bir ara format olarak yaşadığı iddia edilen Australopithecus adı verilen canlının bazı türleri vardır ve bu türlerden bazıları yine bu teoriye göre insanlar gibi dik yürüyebilmektedir.
İki ayağı üzerinde dik yürüyebilme ise insan olma özelliklerinden birisidir. Bu nedenle teoriye göre Australopithecus’un bu türü insanın atası olduğunun en büyük kanıtıdır.
Evrim taraftarlarınca öne sürülen bu iddia bir grup bilim adamı tarafından ciddiye alınmış, çeşitli araştırmalar yapılmıştır.
Günümüzde yaşayan şempanze kafatası ile Australopithecus kafatası fosilleri…. Görüleceği gibi aralarında pek fark yok.
= = = =
1994 yılında Fred Spoor, Bernard Wood ve Frans Zonneveld adlı üç anatomi uzmanı, insan ve maymunların iç kulaklarında yer alan ve denge sağlamaya yarayan yarı çembersel kanalları karşılaştırmalı olarak analiz ettiler.
Dik yürüyen insanların kanalları ile, eğik yürüyen maymunların kanalları birbirlerinden bazı somut farklılıklarla ayrılıyorlardı.
Spoor, Wood ve Zonneveld'in, inceledikleri tüm Australopithecus ve dahası Homo habilis örneklerinin iç kulak kanalları günümüz maymunlarınınkiyle aynıydı.
Teoriye göre maymundan insana evriminin üçüncü aşamasındaki ara format olan Homo Erectus'un iç kulak kanalları ise, aynı günümüz insanlarındaki gibiydi. Bu da şu gerçeği göstermektedir.
Bulunan fosillere göre Australopithecus ile Homo Habilis iki ayağı üzerinde insan gibi dik yürüyemezler. Fakat Homo Erectus yürüyebilir.
Bu nedenle Australopithecus ile Homo Habilis gerçek bir maymun, Homo Erectus ise gerçek bir insandır.
Bu sonuç tersinim teorisinin bulduğu ve daha önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz; ara format olduğu iddia edilen homo habilisin tam bir maymun, homo erectusun ise tam bir insan olduğu sonucunu onaylar.
Homo Habilis ile Homo Erectus arasında ise yarı maymun, yarı insan bir ara format canlısı yoktur.
= = = =
Lucy iskelet fosili. 3.5 milyon yıllık olduğu belirlenen bu fosilden daha yaşlı fakat daha insansı fosiller bulununca Lucy fosilinin bir önemi kalmamıştır.
= = = =
Evrim aşamasında bu sınıflamaların ardına konulan Homo erectus (ya da Homo ergaster) ise tartışmasız dik yürüyen, iskeletleri günümüz insanından farksız gerçek insan ırklardır.
Yine 1994 yılında Amerikalı antropolog Holly Smith'in Australopithecus dişleri üzerinde yaptığı ayrıntılı analizler de, bu canlıların insanlarla benzerlik taşımayan bir maymun türü olduğunu göstermiştir.
Bu konuda Smith, şöyle demiştir:
-Dişlerin gelişimi ve yapısı kriterine dayanarak yaptığımız analizler, Australopithecus türlerinin Afrika maymunlarıyla aynı kategoride olduğunu göstermektedir. Evrim Teorisi taraftarlarınca Afrika kıtası insanın evrimleştiği sonrada bütün dünyaya yayıldığı yer olarak kabul edilir.
= = = =
Bir Australopithecus aferensis redüksiyonu. Oldukça mutlu görünen hanım kızımız insanlar gibi dik yürüyebiliyor.
= = = =
Bu seçimin evrim teorisi paralelinde olması için özel seçildiğinde (bu seçimi gerektirecek bilimsel bir kanıt olmadığından) en küçük bir şüphe yoktur.
Bu varsayım, insanın evrimleştiği yer niçin dünyanın başka yeri değil de Afrika kıtasıdır sorusunu gündeme getirir.
Evrim taraftarlarınca yapılan bu tercihin nedeni şüphesiz ki insanın ataları kabul ettikleri maymunların ya da evrimcilere göre maymunsuların bu kıtada bol, bol bulunması olmalıdır.
Bu nedenle bu kıtada bulunan fosillerin evrim teorisi taraftarlarınca ayrı bir değeri vardır. Onlara göre bulunan her fosil ya ilkel ata yani maymundur, ya ara formattır, ya da gerçek insandır.
Australopithecus'ların dik yürüdükleri konusunda kanıt yoktur ama dik yürümedikleri konusunda kanıtlar vardır.
İnsanlar ile maymunlar ya da insansılar arasındaki benzerliklerden yararlanılarak her primat fosili bir insan ya da ara format olarak yorumlama imkânını verir.
Evrim taraftarları en olmayacak fosil kalıntılarından o dönemin hayali canlıları konusunda sayısız resimler, animasyonlar üretebilir. Ve bu resimleri, animasyonları bilimsel gerçekler gibi takdim edebilir. Daha da ilginci bu resimlerin, animasyonların gerçekliğini kendileri de inanabilir. Onların bu durumu kendi yonttukları putlara tapan putperestlere benzer.
= = = =
Bilindiği gibi, evrim taraftarları günümüz insanının maymunsu birtakım yaratıklardan evrimleştiğini iddia ederler.
İnsanların varsayılan ilk maymunsu atalarına da güney maymunu anlamına gelen Australopithecus ismi verilmişti.
Güney Afrika'da bulunan fosiller genelde Australopithecus robustus türüne ait olduğu belirtilerek bu türden hominid (insansı) olarak söz edilirse de bilimsel bulguların ortaya koyduğu gerçeklere göre Australopithecus robustus bir hominid değil, bir maymun türüdür.
Evrim teorisi taraftarları daha öncede belirttiğimiz gibi insanın evrimini Australopithecus > Homo habilis > Homo erectus > Homo sapiens şeklinde bir sıralama ile göstermeye çalışırlar.
Bu sıralamaya göre Australopithecus bir maymun türüdür. Daha sonra gelen Homo habilis çok maymun az insan, Homo erectus ise çok insan az maymun olan iki ara format canlısıdır. Homo sapiens ise tam insandır.
Diğer ifade ile evrim zaman içinde kademeli olarak oluştuğu varsayıldığından ara format canlıları olan homo habilis ile homo erectus ve homo sapiens evrim gerçek ise aynı zaman dilimi içinde yaşamamaları gerekir.
= = = =
Australopithecus Robustus kafatası ve bu kafatasına uygun olarak çizilmiş resmi
= = = =
Fakat paleoantropologların son bulguları, Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus'un dünyanın farklı bölgelerinde fakat aynı dönemlerde yaşadıklarını göstermektedir.
Homo türünün, kendisinin atası olduğu iddia edilen Australopithecus robustus türü ile aynı dönemde yaşamış olması evrimcilerin ata-torun ilişkilerini tamamen geçersiz kılar.
Nitekim ara format iddia edilen fosilleri bulan jeolog André W. Keyser'in de, bu çelişkiyi şöyle ifade ettiği belirtilmiştir:
-Bu sorulara rağmen, ne kadar çok şey bulursak o kadar çok şey öğreniyoruz. Öğrendiklerimiz yeni soruları da gündeme getiriyor.
Australopithecus robustus nasıl yaşamış, Homo ile beraber nasıl aynı anda var olmuşlar?
Kazıldıkça ve incelendikçe Drimolen'den daha çok yanıt ve soru çıkacak.
Görüldüğü gibi, evrim taraftarlarının ata ve torunu olarak nitelendirdikleri türlerin aynı dönemde yaşadıklarının ortaya çıkması evrim teorisi taraftarlarını hiç bir zaman yanıtlayamayacakları soruların burgacına sokmaktadır.
Yapılan araştırmalar sonucunda şu bilimsel gerçeklere ulaşılmıştır.
1)-Australopithecuslar'ın fiziksel yapıları göz önüne alındığında günümüz maymunlarıyla aynı özellikleri taşımaktadır.
2)-Tümünün beyin hacimleri, günümüz şempanzelerininkiyle aynıdır veya daha küçüktür. 3)-Ellerinde günümüz maymunlarındaki gibi ağaçlara tırmanmaya yarayan çıkıntılar vardır.
4)-Ayaklar dallara tutunmak için kavrayıcı özelliklere sahiptir.
5)-Boylarının en fazla 130 cm kadardır. Bu uzunluğu geçmemektedir. Diğer ifade ile boyları kısadır.
6)-Günümüz maymunlarındaki gibi erkek Australopithecuslar dişilerinden çok daha iridir.
7)-Bunlarla birlikte; birbirine yakın gözler, sivri azı dişleri, çene yapısı, uzun kollar, kısa bacaklar gibi birçok özelliklerle ve kafataslarındaki onlarca benzer ayrıntılar, bu canlıların günümüz maymunlarından farklı olmadıklarını gösteren yadsınması mümkün olmayan delillerdir.
Bu nedenlerle Australopithecus türlerinin tümü, günümüz maymunlarına benzeyen fakat soyu tükenmiş maymunlardır.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
CİNSİYET NASIL BELİRLENİR?
Yakın bir zamana kadar insanlar, bebeğin cinsiyetinin anne hücreleri tarafından belirlendiğini sanıyorlardı. Ya da en azından, anne ve babadan gelen hücrelerin birlikte cinsiyet belirledikleri zannediliyordu. Genetik bilimi ortaya çıkıp yeterli gelişimi sağlayana dek, yani 20. yüzyıla kadar bu zan devam edip gitmiştir.
Hatta pek çok kültürde, doğacak çocuğun cinsiyetinin kadın bedeni tarafından belirlendiği inancı yaygındı.
Bu nedenle kız çocuk doğuran kadınlar kınanırdı.
Genetik ve mikrobiyoloji bilimlerinin gelişmesiyle cinsiyetin tümüyle erkekten gelen sperm hücreleri tarafından belirlendiği, kadından gelen yumurtanın ise bu işte hiçbir rolünün olmadığı anlaşıldı.
Cinsiyet belirlenmesindeki etken, kromozomlardır. İnsan yapısını belirleyen 46 kromozomdan iki tanesi cinsiyet kromozomu olarak adlandırılır. Bu iki kromozom erkekte XY, kadında ise XX olarak tanımlanır. Y kromozomu erkeklik, X kromozomu ise kadınlık genlerini taşır.
Bir insanın oluşması, erkek ve kadında çiftler halinde yer alan bu kromozomların birer tanesinin birleşmesi ile başlar.
Kadında yumurtlama sırasında ikiye ayrılan eşey hücresinin her iki parçası da X kromozomu taşır.
Oysa erkekte ikiye ayrılan eşey hücreler X ve Y kromozomları içeren iki farklı sperm meydana getirir.
Kadında bulunan X kromozomu, eğer erkekteki X kromozomunu içeren spermle birleşirse kromozomlar XX yani bebek kız olacaktır.
Eğer yumurta Y kromozomu içeren spermle birleşirse kromozomlar XY olur ki bu da bebeğin erkek olacağı anlamına gelir.
Diğer ifade ile doğacak çocuğun cinsiyeti, erkekteki kromozomlardan hangisinin kadının yumurtasıyla birleşeceğine bağlıdır.
Cinsiyet tespitinde görünüşte büyük ölçüde rastlantıların rol aldığı zannedilir. Fakat canlılardaki erkek ve dişi sayılarındaki uyum öylesine hayatidir ki bir bakıma hayatın devamı buna bağlıdır.
Böylesine önemli bir konunun kör rastlantılarla bırakılması mümkün değildir. Bütün bu oluşumlar hiç bir rastlantının organize edemeyeceği inanılmaz bir bütünselliğin yalnızca bir parçasıdır.
Bütünselliğin bir parçasıdır, hiç bir şekilde kör rastlantıların rolü yoktur. Çünkü dünyaya gelen kız ve erkek bebek sayısı aşağı yukarı aynıdır. Nedeni ise spermlerin X ya da Y kromozom taşıma olasılığının eşitliği yani %50 oluşudur.