Sevgili okur, hayatımda neler oluyor bilemiyorum. Hayatımın kontrolden çıktığı noktada boşver diyorum kendime, su akar yolunu bulur, olacağı varsa da bir şeyin her türlü olur. Çok bilinmeyenli bir denklem gibi adam. Bense çok sevdiğim bir şiirin bir dizesi olsam yeter. Matematiğin hayata dokunan noktasında beni buldu. Biz, biz diyebileceğimiz bir hale geldiysek de boşluklarımız var doldurulması gereken. O beni doya doya öpse de benim içimde hep bir adım gerilik var. Kimseye güvenememe mi bunun sebeplerinden biri? Elbette. Ama daha fazlası var. Onunla konuştukça kendimi keşfediyorum. Nerede gözlerim uzun uzun dalmış, nerede nefesim kesilmiş, nerede gözlerim kamaşmış... nerede korkmuşum, nerede en çok acımışım. Hepsini birer birer keşfediyorum. Çok güzel bir yaş farkı var aramızda. O bunu sorun etmiyor. Bense ileriyi düşündükçe tedirgin oluyorum. Sonra diyorum ki bugünü var mı ki yarından çok sonraları düşünüyorsun. Orada işte bir daha boşveriyorum ama farkındayım, şu hala rakam olan gün kadar tanışıklığımıza rağmen, ben onunla büyüyorum. Belki tamam bundan daha fazla büyüyemem dediğim noktada yere çakılacağım ve al işte sana Dosto’nun idamı! Olamaz mı? Olamaz diye bir şey inanmıyorum sevgili okur. İçimde onu sevmek için ömrüne meydan okuyan kelebekler var. O beni öpüyor, kelebekler kanat çırpıyor, kalbim sızlıyor. O beni öpüyor ;babam Fransız oluyor, annem kendi başının çaresine bakıyor. O beni öpüyor, birimiz şair oluyor, diğerimizi yanına aldırıyor. O beni öpüyor, bu toplumu meşru kılıyor.