""Hastaneden ayrıldıktan sonra gördüğün her şeyi unutmalısın, hiç olmamış gibi aklından tamamen çıkarmalısın ve gidip dışarıdaki dünyada normal bir hayat sürmelisin." Siz de bu belgede yazdıklarımdan onun sözünü dinlediğimi göreceksiniz, değil mi?" Janet Frame, Yeni Zelanda'lı bir yazar. Daha önce "Bir Başka Yaza Doğru" kitabını okumuş ve hakkındaki "An angel at my table" isimli otobiyografik filmini izlemiştim. Frame yedi yılını akıl hastanelerinde geçirmiş, elektro şok tedavisi görmüş ve lobotomi ameliyatından kıl payı kurtulmuş. "Bir Başka Yaza Doğru" kitabında akıl hastanelerinde geçirdiği süreden bahsediyordu. "Sudaki Yüzler"de ise tamamen bu sürece odaklanmış. Kitabın başında belge niteliğinde yazılan romanın tamamen kurmaca olduğunu söylüyor yazar. Ancak hakkında okuduklarımızdan, filmlerden ve diğer kitaplarından anlıyoruz ki, yaşadıklarından, gözlemlerinden çok fazla beslenen bir kitap. Önemli olan neyin ne kadar gerçek ya da kurmaca olduğu değil zaten! Akıl hastanesinin o yıllardaki koşulları, hastalara gösterilen tepkiler, elektro şok, yıllarca dört duvar arasına kapatılmak... Bütün bunların insanlara ne yaptığını güzel anlatmış Frame. Kalbimi sıkan bir el vardı bu kitabı okurken. Zaman zaman soluksuz hissettim. Baş karakter İstina'nın korkularını, paranoyalarını kendi aklımın içinde duydum. Günlerdir taşıdığım bir yük gibi oldu bu kitap. Hani içinizde tuttuğunuz bir derdi bir arkadaşınıza anlatırken duyduğunuz rahatlama vardır ya! İşte öyle şimdi bu kitaptan bahsetmek! Ve bitti diyebilmek! Böyle diyorum ama kitabı da bırakamadım. Frame'in anlatımı, metaforlarla örülü kendine özgü aklı beni kitapta tuttu. Dorris Lessing Frame'in, böylesine büyük engelleri yaşayıp yapıtında güzel bir biçimde kullanabilmesine hayran kalmış. Janet Frame için "Ne sıra dışı bir kadın!" demiş. "Sudaki Yüzler" içinde ne sıra dışı bir kitap diyebiliriz! #janetframe #sudakiyüzler #yky #AyşeÇınaroğlu (Kadıköy - Moda)