Şöyle yürek dağlayıcı yazılarla karşılaşıyorum; “Türkiye’nin Sonu Endülüs’e Benzemesin.”. Bunun ne kadar onur kırıcı olduğunu anlamamız Endülüs’ü tanımamızdan geçer. Sebebi de şudur ki; Endülüs, Türkiye kadar bizimdir. Rasulullah’ın ﷺ, İstanbul’un fethi diye bilinen Hadis-i Şerif’inde kastettiği bütün Avrupa’dır. Ashab, Hadis'in muhatabı olabilmek için zamanının tüm şartlarını zorlamış, Endülüs’te Hicret’in 92. senesinde bu şerefe nail olmuşlardır. Elimizde bugün olmaması, vaadedilmiş olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Birkaç gün öncesinde, Barselona’da saldırı olduğunu işittik. Daeş’in yaptıkları, Rasulullah’ın ﷺ öğrettiği İslâm ile kesinlikle bağdaşlaşmaz fakat görmemiz gereken acı bir gerçek var. 'Vaadedilen toprakları' kendisine vaadedilmiş olarak kabul eden terör örgütü, İspanya’yı tanıyor, Endülüs’ü biliyor orada ki küfrü görüyor ve oraya sahip çıkmak istiyor. Sahiden bizim onlardan daha önce o topraklara, yeniden -Batı’nın dahi özlem duyduğu- İslam’ı götürmek üzere gönül fethi niyetiyle hareket etmemiz gerekirdi düşüncesi mi yanlış, yoksa sizin İslamofobi başlıklı, durumu kurtarma yazılarınız mı doğru?.. Endülüs, âh deyip; duracağımız, vâh deyip; ağlayacağımız yahut günümüze yön vereceğimiz bir ibret hikayesi değildir. Endülüs bizimdir ve ben, Kurtuba Camii’nde ezan okunacağının, namaz kılınacağının; Ehli Sünnet Vel Cemaat ile Endülüs’te barışın sağlanacağının vaadine inanıyorum. Ben olmasam çocuğum görecek, torunum görecek demekten de bilakis haya ediyorum. İnşaAllah ben de, dert edinenler de görecektir.