Hazret-i Ömer’in (radıyallâhu anh) hilâfeti zamanında bir hırsız yakalanmıştı. Hakkında hüküm verilmişti ve cezalandırılmaya götürülüyordu. Bu esnada Halîfe’ye şöyle yalvardı:
“–Bana acıyın! Daha önce hiç hırsızlık yapmadım. (İlk kez nefsime uydum!)”
Ömer -radıyallâhu anh- dedi ki:
“–Ömer’in Rabbine yemin ederim ki doğruyu söylemedin. Allah, kulunu ilk günahında muâheze etmez! (Mutlaka sana nice fırsatlar ve işaretler verdi, fakat sen o tevbe ve ıslah fırsatlarını teptin ve bu cezaya müstehak hâle geldin.)” (Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, VIII, 276)
İnsanlara hayatlarında çeşitli işaretlerin gösterileceğine dair âyet-i kerîmede buyurulur:
“İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur’ân’ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?” (Fussilet, 53)
Bir başka âyet-i kerîme de, insanların hâdisâtın akışı içerisinde imtihanlar geçirdiklerini şöyle ifade eder:
“Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belâlarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? (Fakat bu imtihanların) ardından ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar.” (et-Tevbe, 126)