Peki, Sümer topraklarındaki yönetimle ilgili bilgiler veren, bulunup tercüme edilmiş o çivi yazılı tabletler hazinesinden ne çıkarabiliriz? Bunlar, en azından, bir toplumun insan gücü ve üretimini yöneticileri ve tapınak memurları için görünür hale getirmek ve ondan tahıl ve emek koparmak için bir kayıt sistemi kullanma çabasının ne denli büyük olduğunu göstermektedir. Elbette en çağdaş bürokrasilere dahi baktığımızda, eldeki kayıtlarla sahadaki gerçeklikler arasında illa bir lişki olması gerekmediğini biliyoruz. Özel çıkarlar doğrultusunda yahut üsttekileri memnun etmek amacıyla belgelerde sahtecilik ve dolandırıcılık yapılabilir. Kâğıt üzerinde kılı kırk yararak yazılmış kural ve düzenlemeler sahada içi boş sözcüklere dönüşebilir. Arazi kayıtları bozuk, kayıp veya düpedüz hatalı olabilir. Evrak dairelerinin düzeni çoğu durumda, tören alanlarındaki düzen nasıl ordunun savaş alanındaki başıbozukluğunu saklıyorsa aynı biçimde kamu idaresindeki karmaşayı saklamaya yarar. Ancak kayıtların bize söyleyebildikleri adeta ütopyacı bir şeydir. Öte yandan kayıtlar bize devlet yönetiminin kayıt tutma mantığına, kategorilerine, ölçüm birimlerine ve hepsinden önemlisi kayıtlarda dikkate aldığı şeylerin seçimine içkin hale gelmiş, kılı kırk yaran, ütopyacı düzenine dair bir şeyler söyler. Bana göre asıl öğretici olan, "iaşeci devlet" olarak adlandırdığım şeyin “gözünü nereye diktiği"dir.