
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from Macao SAR China
seen from China
seen from United States

seen from China
seen from United States
seen from China

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from China
seen from Nigeria

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from China

seen from Malaysia
seen from United States

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Cellatına aşık olur mu insan
Cellatlarına saygı duyan kurbanlardan nefret ederim...
~Jean Paul Sartre~
suçlusunuz umudun cellatları katilleri iyiliğin merhametin ellerinizde çocuk kanı ruhunuzda küf nefret irin
suçlusunuz savaş dostu silah sevici tedirgin olan yaşamak sözcüğünden acımasızsınız ölüm gibi karanlıksınız en karanlık geceden
Celladına aşık olmuşsa bir millet
İster ezan, ister çan dinlet
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet
Müstehaktır ona her türlü zillet.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Onu kaybetmenin acısıyla aklımı kaçırışıma tanık olmuştu birçok kez. Şimdi biliyordu özgür olduğumu, kurban celladından kaçtığında hayat çekilmez olur cellat için.
Eski Çin'de idam mahkûmlarının son gecelerini hep birlikte neşe içinde geçirmelerine izin verilirmiş. Mahkûmlar, cellât da aralarında olmak üzere, hep birlikte sabaha kadar şarkılar söyler, en sevdikleri yemekleri yer ve pirinç rakısı kadehlerini peş peşe yuvarlayıp mutlu olurlarmış. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte cellât, ansızın hareketlenip palasını çeker ve hafiften çakırkeyf mahkûmların kellesini, tırpanla başak biçer gibi alıverirmiş. Yine böyle bir infaz ayininde mahkûmlar, sabahın ilk ışıklarına kadar pek güzel eğlenmişler, şarkılar söyleyerek yiyip içmişler. Derken güneşin ilk ışıkları dağların arasından görünmüş. Fakat hiçbir şey olmamış. Mahkûmlardan biri, cellâda sormuş: “infaz neden gecikti ?" Cellât, "gecikmedi ki,” demiş. “Fakat kellemiz yerli yerinde duruyor” diye diretmiş mahkûm.
“Size öyle geliyor,” demiş cellât, palasına bulaşan kanı göstermiş mahkûma. Dehşete kapılan mahkûm, “nasıl yani?” diye mırıldanmış.
“Ben çok hızlıyımdır,” demiş cellât.
“Ayağa kalktığın anda kellen kucağına düşecek." Kıssadan hisse; kelleniz çoktan gitmiş olabilir, ancak siz bunu henüz fark etmemiş olabilirsiniz. Bir şey olmuş, ama siz olan şeyi henüz idrak edemediğiniz için olmamış gibi davranıyor olabilirsiniz ve kellenizin hâlâ yerinde olduğunu sanıyorsunuz.
Gerçeği anlamanız için ayağa kalkmanız gerekiyor.
ECEL ŞERBETİ
Osmanlı Devleti zamanında padişahın ‘’Alın bunu’’ dediği yani idamına hükmettiği özellikle devlet adamları ve siyasi suçlular genelde bu günkü Gülhane Parkının sahile yakın kısmında bulunan Balıkhane Kasrına getirirler ve burada üç gün bekletilirlerdi. Zira bu üç günde Divan-ı Hümayunda görüşme yapılırdı. Çünkü padişahın ani bir öfkeyle idamına karar vermesi söz konusu olabilirdi. Suçsuz günahsız bir kişi boşu boşuna idam edilmesin, padişah bir öfke sonucu böyle bir karar vermiş ise öfkesi yatışsın diye bekletilirdi. Yani zannedildiği gibi padişah ellerini çırpıp ‘’ Bostancıbaşı’’ dediği anda karşısında duran her kimse onun kellesi hemen kütüğe konmazdı. Bu arada gerçekten de suçsuz olduğuna inanılıyorsa araya ricacılar girip padişahın bu karardan dönmesi sağlanabilirdi. Yani Balıkhane kasrına alınan kişi kesinlikle ölecek diye bir şey yoktu. İşte bu üç günlük bekleme süresinden sonra idam mahkumu adayı şahsın bulunduğu hücreye elinde tepsi, tepsinin üzerinde bir kadeh olduğu halde Bostancıbaşı girer ve bu bostancıbaşı taifesi aslında çok ürkütücü insanlar olsa da o anda oldukça zarif bir şekilde idam mahkumuna tepsi ile birlikte kadehi uzatırdı.
İdam mahkumu adayı için kadehin içindeki şerbetin kızılcık şerbeti mi, gül şerbeti mi olduğunun hiç mi hiç önemi yoktu. Çünkü keramet şerbette değil, şerbetin konduğu kadehteydi. Kadehin rengi beyaz ise ‘’Haydi yine yırttın’’ Anlamına geliyordu bu. Yok eğer kadeh kırmızı renkli ise ‘’Ruhuna el Fatiha’’ O bakımdan kadehin üstüne konan bez parçası açılıp da kadehin rengi görününceye kadar idam mahkumu adayı bir kaç kez ölüp ölüp dirilirdi zaten. İşte üç gün boyunca ‘’ Ulan yırttık mı, yoksa gidici miyiz?’’ Diye merakla bekleyen bu kişiye içirilen şerbetin adıdır ‘’Ecel Şerbeti’’ Hemen bir noktanın altını çizelim: Ecel şerbeti kendisine beyaz kadehte sunulan zat her ne kadar kelleyi kurtarsa da genelde sürgüne gönderiliyordu. Yani Balıkhane kasrından hiç hasar almadan çıkmak neredeyse mümkün değildi. 1818 yılında padişah II. Mahmut celallenir ve karşısında titreyen zât için ‘’ Bostancı başı’’ Diye el çırpar. Bu kişi kendisinden sonra Osmanlı Devletinin en kudretli ikinci kişisi olan Sadrazamı Mehmet Emin Rauf Paşa’dır. Zavallı Mehmet Emin Rauf Paşa, padişah üzerinde oldukça etkisi olan ama maalesef padişahı hep yanlış kararlara sürükleyen Nişancı Halet Efendinin yine padişahı doldurması sonucunda en kudretli ikinci şahıs durumundan müstakbel idam mahkumu durumuna düşmüştür. Halet Efendi aslında Çeşitli rüşvet, iltimas ve ayak oyunlarıyla nişancı olan Fener Rumlarını memnun etmek için padişahın Yunan İsyanına karşı yanlış kararlar almasına, dolayla da bu süreçte Yunan İsyanının büyümesine ve 1829 da Yunanistan’ın bağımsızlık elde etmesine yol açmış, yine bu süreçte akılcı tavsiyelerde bulunan Mehmet Emin Rauf Paşa’yı gözden düşürmüştür. Ayrıca Yine bu Halet Efendi gerek yeniçeri ocağı ile ilgili olarak, gerekse diğer alanlarda padişahın yapmak istediği ıslahatlara karşı olmuştur. Halet Efendinin entrikalarıyla padişah II. Mahmut, Sadrazamı Mehmet Emin Rauf Paşa’yı Balıkçılar kasrına gönderir. Orada üç gün bekleyecek ve kendisine sunulacak ecel şerbetini içecektir Paşa. Mehmet Emin Rauf Paşa üç gün bekledikten sonra nihayet bostancıbaşı elinde tepsi ve kadehle gelir. Kadehin üzeri bir bezle örtülü olduğu için ne renk olduğunu tabii ki göremez paşa. Ama işte bu korku ve heyecanlı bekleyişin stresinden olsa gerek kadehin üzerindeki örtü açılıncaya kadar geçen o süre içinde erkekliğini kaybeder.( Rivayet) Gözü kadehin üzerindeki örtüde olan paşa içinden bildiği tüm duaları okurken örtü açılır. Kadehin rengi beyazdır. Yani Mehmet Emin Rauf Paşa kefeni yırtmıştır. Beyaz kadehteki buz gibi ecel şerbetini kana kana içtikten sonra bostancıbaşı ona padişahın elinden çıkmış bir not uzatır. Notta aynen şunlar yazmaktadır: ‘’ Kallâvî kavuğun böylesine yakıştığı bu başa nasıl kıyılır?’’ Padişah, oldukça yakışıklı olan ve kafasına taktığı kallavi kavuğu o yakışıklı baş ile oldukça uyumlu olan sadrazamına kıyamamıştır. Lakin daha önce de belirttiğim gibi o kasra girip de hiç bir hasar almadan çıkmak mümkün değildir. Paşa Sakız Adasına sürülür. Mehmet Emin Rauf Paşa Sakız adasına sürüldükten sonra tam dört kez daha sadrazamlığa ( ya da Baş nazırlığa ) getirilerek bu konuda rekor kırdı. 1833 de II. Mahmut döneminde tekrar sadrazam oldu 1838 yılında yine II. Mahmut döneminde vezirlikler nazırlığa ( bakanlık) dönüştürüldüğünde baş nazır oldu 1840-1841 yılları arasında Padişah Abdülmecit Zamanında yine baş nazır oldu 1842- 1846 yılları arasında 4. Kez baş nazır oldu 1852 de beşinci kez baş nazır olduysa da aynı Yıl Mustafa Reşit Paşa ve yenilik yanlıları tarafından padişaha yapılan baskılar sonucu bu makamdan azledildi. 1860 yılında ise seksen yaşındayken eceli ile öldü. Eğer 1818 de ecel şerbeti kırmızı kadehle gelmiş olsaydı paşa hayattan 38 yaşında ayrılmış olacaktı. Yani bir kadehin rengi sayesinde kırk iki yıl daha hayat sürdü bu dünyada. Peki Halet Efendi? Padişah onu Balıkhane kasrına göndermedi. Çünkü onun ne kadar zararlı biri olduğunu anladığında Halet Efendi Konya’da bulunuyordu. Ona 1823 yılında sunulan ecel şerbetinin kadehi kırmızı renkliydi. Konya’da kafası kesilerek idam edildi.