genius: you has 3 wishes
Hudson: make all words have 5 letters
geniu: okayy
Hudso: makee allll words havee "SAN" atttt theee enddd
Gesan: oksan
Husan: masan alsan wosan hasan “AN” atsan thsan besan
Ansan: ansan
Ansan: ansan
#phm#ryland grace#rocky the eridian#project hail mary spoilers



seen from United States
seen from China
seen from Japan
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Germany

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Singapore

seen from Malaysia

seen from Singapore

seen from Australia

seen from Yemen
seen from United States

seen from Türkiye

seen from China
seen from Yemen
genius: you has 3 wishes
Hudson: make all words have 5 letters
geniu: okayy
Hudso: makee allll words havee "SAN" atttt theee enddd
Gesan: oksan
Husan: masan alsan wosan hasan “AN” atsan thsan besan
Ansan: ansan
Ansan: ansan

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
can i request you Hudson ahn bro is a type of guy version please......
sure!
bro is the type of guy series
Hudson Ahn: bro is the type of guy
The Nike-An San collaboration keeps me alive in these trying trying times.
Not me following Korean team selections obsessively because I can't wait to see An San back on the Worlds circuit T_T
Catch me glowing up I fkn guess

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Kayıp Defter / Haydar Ergülen (...) Haziran başıydı, Antalya’dan Ahmet Tüzün aradı, şiirle, Altın Portakal şiir ödülüyle ilgili olarak Antalya’ya yolu düşen herkesin tanıdığı sevgili dostumuz. ANSAN’ın (Antalya Sanatçılar Birliği) her yıl düzenlediği şiir günlerine, 5-6-7 Haziran’da konuk olmamı rica ediyordu. Hem üniversitedeki finaller hem yazı atölyesi, gidecek durumda değildim... (Parantez içinde yazarsam belki pek fazla okuyan olmaz, böylece asıl gitme sebebimi ya da mecburiyetimi gizlemiş olurum: ‘Onur konuğu’ olarak çağırıyorlardı, öyle kararlaştırılmıştı, gitmemek olmazdı.) Cuma sabahı gidip Cumartesi sabahı dönmek üzere kabul ettim, şiirlerimle ilgili panel de öne alınıp Cuma akşamı yapılacaktı. Ertesi gün kadim dostum, şairim, kardeşim, arkadaşım, yani hak’katen onunla ilgili hislerim böyle olduğu için sıralıyorum bu sıfatları ard arda, Engin Turgut aradı, “Antalya’ya beraber gidiyoruz” dedi, “Beraber gidemeyiz, çünkü ben uçakla gidiyorum!” dedim. Aman yanlış anlaşılmasın, Engin Turgut yükseklerden uçmayı pek sevmez de onun için böyle yazıyorum. “İyi ya” dedi, “sen olduğun için uçakla gideceğim ben de”, “tamam” dedim, “bak havadayken kimseyi indirmiyorlar ona göre!” Böyle kötünün kötüsü bir espri de... (Yani hatırlamıyorum ama herhâlde Engin ve uçak mevzusu olunca) yapmış olmalıyım! 5 Haziran Cuma sabah 11.30 THY uçağıyla Antalya’ya uçtuk... 1 saatlik rötarı saymazsak tabii. Yerimiz ‘exit’ti, yani çıkış, oradaki 2 kişilik rahat yer. Ben böyle giderse yakında şairlerin uçak refakatçisi olarak anılabilirim: Ahmet Erhan, Baki Asiltürk, Engin Turgut. Baki’yle de 5 yıl kadar önce yine Antalya’ya gitmiştik, onun da ilk uçak yolculuğuydu, yine aynı koltuklardaydık. Engin’e dedim ki ‘şimdi senin oturduğun koltukta 5 yıl önce Baki oturuyordu!’ Engin, İsmet Paşa gibidir, bazen duyar, bazen duymaz! İkisinin durumu farklı tabii, Baki’nin uçak sıkıntısı yoktu, Engin’se yıllardır uçağa beraber bineceğimiz anı beklemişti! Uçak daha yerdeyken Engin lavaboyu sordu, yerini gösterdim, biraz sonra geldi, ‘Haydarcım inanamazsın çok güzel bir hostesle tanıştım, adı Merve’ dedi, güldüm ‘otur yerine, ne arada tanıştın ki?’ diye de inanmamazlık ettim. Uçak havalandı, ben Engin’e durmadan anlatıyorum ki o kendini dinleyip korkmasın! Korku ne kelime, ön koltuk cebindeki sarı kâğıt torbayı aldı ve o güzel el yazısıyla Merve için bir akrostiş yazmaya başladı. Kalkıştan bir süre sonra da gerçekten güzel bir hostes yanımıza geldi, ‘nasılsınız Engin bey?’ diye sordu, o da ‘sağ olun Merve hanım, sizin varlığınız beni iyi ediyor’ gibi bir yanıt verdi. Ben yalnızca şaşkınlık içindeydim. Engin akrostişini yazarken ben de biraz gazete okudum, sonra da çok sevdiğim genç reklam yazarı Ebru Ayaz ve kocası Yekta’nın armağanları olan siyah uzun cep defterime, 1,5 yıldır kullanıyordum, uçaktaki bu hoşluğu yazdım. Sandviç ve içecek dağıtımı sırasında Merve hanım yine geldi, Engin akrostişi bitirmişti, iki de şiir kitabını imzaladı ve armağan etti, birkaç dakika süren ve ‘akide şekeri tadında’ bir tören eşliğinde, e-posta adresini filan da yazdı sanıyorum. Uçak indi... (...) Engin dönüşte sanki 40 yıllık uçak yolcusu gibi hem çok rahattı hem de çok keyifliydi. Oysa daha dün bir, bugün iki... İstanbul’a geldik, ben derse hazırlanmak üzere hemen eve geldim, Cumartesi, Pazar, Pazartesi dersler, finaller geçti, bitti...Pazartesi gecesi, 2009’un 17 Haziran şiirini yazmak üzere defterime bakındım... bakındım... bakındım! Ya çantamda olurdu ya ceketimin cebinde ya da masanın üstünde, üçünde de yoktu, ‘panik yapma’ diyordum ama, bir yandan da kaybolduğunu dehşetli, şiddetli ve ağır bir biçimde hissediyordum! Yavaş yavaş, hızlı hızlı, ağır ağır, deli deli bütün gece defteri aradım, yoktu. Sonraki günlerde havalimanı, kayıp eşya büroları, taksiler, Ahmet Tüzün, Ninova Pansiyon aramadığım yer kalmadı, onlar da aradılar, yoktu! Üstünde ismim ve cep telefonum yazılıydı, fakat sanırım uçaktaki koltuk cebinde gazetelerin arasında kaldı ve öylece atıldı! (...) Engin’in bu işte bir suçu yok elbette. O benim yerime daha önce şiir yazmış birisi, Üzgün Kediler Gazeli kitabımın hem isim abisi, hem de aynı adı taşıyan şiiri yerime yazmıştı, acaba diyorum şimdi şu 2010’da çıkarmayı düşündüğüm ama artık ‘kayıp defterim dolu/ şiir defterim boş’ diye ağıt yaktığım kitabı, Aşk Şiirleri Antolojisi’ni yerime yazar mı? Tamam suçu yok ama, ne bileyim, hostes, benim şaşkınlığım, bunu yazmak üzere defteri çıkarışım, sonra da duruma iyice şaşırıp defteri gazetelerin arasında unutmam filan, hani bir arkadaşlık daha yapar belki bana Engin! Ben ona epey arkadaşlık yapmış sayılırım ne de olsa, mahallede ‘arkadaşlığın kralı’ diyorlar buna, aldım uçağa bindirdim, Antalya’ya götürdüm getirdim, arada da siyah defterimi kayıp ettim! (...) Bir defter kolay mı doluyor sanıyorsunuz? Hele oradaki kelimelerin çoktan hamur olduğunu düşündükçe, yokluğuna daha çok yanıyorum. Atölyedeki yazı öğrencilerinden biri ‘o kadar üzülmeyin hocam’ dedi ‘sizi daha büyük bir kayıptan engellemiştir’, galiba böyle bir cümleye ihtiyacım varmış ki hemen sarıldım bu fikre. Evet, defterim kendini benim için feda etmişti, canım, siyah defterim, senin için dolu benimse gözlerim... (...) Uçağa biraz küstüm galiba, defterimi aldı ve geri vermedi. Ee, her şey bu kadar hızlı olunca, kaybetmek de hızlı oluyormuş meğer! Kaybolan hemen kayboluyormuş, bir daha da izine rastlanmıyormuş! Sonra sonra şöyle düşündüm: Eğer defterimi bir trende unutmuş olsaydım, o ne yapar eder geri gelirdi, beni mutlaka bulurdu, biraz dolaşmış, yorulmuş da olsa beni özlerdi diye düşünüyorum. Belki de defterim o yolculuğu trenle değil uçakla yaptığım için, son zamanlarda uçağa çok bindiğim için bana biraz gücenmişti, gitgide şiirden uzaklaştığımı düşünüyordu belki de. Öyle ya sen hem o defterin içini tren yolculuklarına benzer bir yolculukla, şiirle doldur, hem de onunla durmadan uçağa bin! Olacağı buymuş! Bir çağrı da burdan yapayım dedim kayıp defterime, belki özür dilediğimi, pişman olduğumu anlar da çıkar gelir artık diye! - Haydar Ergülen, Kayıp Defter (Trenler de Ahşaptır) - Fotoğraf: Engin Turgut, Haydar Ergülen
I’d love to post some DSLR shots of this sunrise, too, but when I arrived at the top of the mountain, my Nikon’s battery was dead and I didn’t bring my spare. So all I have are these iPhone shots...
Location | Seonbu-dong, Ansan City, South Korea⠀ ⠀ Ansan City has 760.000 inhabitants spanning over an area of 150 square kilometres. The city lies just 30 km away from the capital city Seoul. Although Ansan has a history of 1000 years, it was not until the 1960s that Ansan started developing rapidly. Ansan was developed to be a city focused especially on the environmental and residential aspects. This planned development started because the government of Seoul saw a need to redistribute and decentralise its population outside the city borders. Thus the Industry and Population Decentralization Policy of Seoul city was established in the 60s. Several other decentralisation policies and plans were introduced between the 1960s and 1990s. Here a picture from Seonbu-dong in Ansan City.⠀ ⠀ #seonbu #ansan #gyeonggi #선부동 #안산 #경기도 #southkorea #korea #한국 #worldurbanplanning #urbanplanning #cityplanning #architecture #aerial #aerialview #cityplan #urban #drone #buildings #architecturelovers #composition #city #urbandesign #landscapearchitecture #development #도시계획 #대한민국 (at Vedic Shastras) https://www.instagram.com/p/CB5lMAwHynL/?igshid=1ku4jlx3vvq56