Tarumar olunmuş hayat akışının içinde umudun her ne halde olduğunu arıyor insanlık. Bu gündelik hale dönüşen yıkımların peyderpey var edilen tehditlerin, bitimsiz çıkagelen tüm o sıkboğaz etme hallerinin kıyısında sıradan insanlar için geriye bir bırakılıyor mu bunun arayışında insan / insanlık. Öyle baskım bir tahayyülle içimizden geçiyor ki hayat, biricik hali artık mevzu mesel olunamıyor. Müştereklerimizi oluşturan verili haklardan, ortak ve birlikte bina olunmuş her olgu, etmen ve katman tarumar edilirken birliktelik, umudu var eden, sırtlanan ve çoğaltan her şey istimlak ediliyor. Ekonomik darboğaz halinden bitmek bilmeyen savaş naralarının tam da dibinde çıkagelen yıkımlara, barış artık tek istikametini var edecek bu ülkede denilirken yapılan her çarka, geri dönüş sinyallerine umut eksiltilip duruyor. Duraksamaksızın lafta dahi barışın çok görülmesine bir dolu etmenle o hakikatin taşınması, umudun var edilmesi imkansız kılınmaya çalışılıyor. Kötülüğün bir figüratif ol aklın tezahürü olarak, pragmatist siyasetin öne sürdüğü hamle olarak var edildiği zeminde açmazlar günbegün hayatı dar ediyor. Bitimsiz umut yıkımlarının sarmalına taşınıyor iş bu ülke.
Biyopolitik cerahat hali günü şimdiden zehir ederken, geleceği şu anda mahvetmeye devam olurken, itiraz etme tahayyülünü daha en başından def ediyor. Aralıksız biyopolitik olagelen cerahat nüksederken memleket sathında, adalet, hürriyet, özgürlük ve hakkaniyet gibi müştereklerimiz de zayi ediliyor. Türkiye’nin bir asırlık demokrasi tahayyül ve deneyiminde örselenmiş unutturulmuş bir geleneğin izlerinden dahi bunu görebilmek mümkündür. 15 Haziran 1915 günü İstanbul, Beyazıt Meydanında darağacına on dokuz yoldaşı ile birlikte yollanan Paramaz’ın hikayesi de bu bağlamda mühim aleni bir bildirendir. Umudun yitiminin her nasıl biçimlendirildiği dahası Marksist kökleri olan Hınçaklardan Paramaz ve yoldaşlarının uğruna canlarını verdikleri meselenin aslında bir toprak parçasında asırlık mücadeleyle henüz dahi çok görülmesinin nişanesi söz konusu edilmelidir. 1897-1898 yılları arasında Van’da yargılandığı sırada, mahkemede bildirdiği duruş, savunma zaten her şeyi yeterince açık özetler: “Bizim istediğimiz eşitlik, biz katı milliyetçi değiliz, bizim talebimiz Ermeni, Türk, Kürt, Alevi, Laz, Ezidi, Süryani, Arap ve Kıptilerle birlikte eşit koşullarda yaşamaktır. Bir devrimci olarak bu hedefe ulaşacağımıza inanıyorum. Ama Osmanlı devletinin tutumu onu Türkçülüğe götürüyor. Yüzlerce yıl önce bu toprakta geldiğiniz noktaya, Türkçülüğe geri dönüyorsunuz. […] Bizler milliyetçi değiliz, millet gayreti tarafından yönlendirilmemekteyiz. Bizler şoven milliyetçiler değil, halk dostlarıyız. Evet, biz ihtilalciyiz, ileri dünya tarafından tanınan ihtilâlcileriz, örnek ihtilâlcileriz ve tarih sahnesine çıkışımızın bütün hikâyesi de Osmanlı devleti tarafından gayet iyi bilinmektedir.” Başlangıç odağına gerisin geriye saplanarak tüm ümidi zayi ettiren, bir biçimde çürüten menzile duyurulmaya çalışılan şey bu ülkede bir arada yaşamın her nasıl biçimlenebileceği mefhumu idi.
Madteos Sarkisyan, siyaseten genel geçer bir tavrı değil Türkiye sathı mahallindeki her halkın yaşama ümidini pekiştirecek, ortaklaştırabilecek bir tahayyülün peşi sıra ilerleyen bir yolun mihmandarıdır. İttihat ve Terakki gibi, dönemin ve sonrasında günümüz ülkesi söz konusu olduğunda temellerinde yer bulan bir akımın, önce dost, sonra düşman diye bildirdiği bir halkın, ortak ideye, tek bir doğrudan mülhem, bir kişinin tahayyülleri izinde, istikametinde yürümesinden çok sosyalist, enternasyonal, birlikteliği muhteviyatında her kimlikten bir şeyleri bütünleyerek var edecek bir imgelem, İttihat liderlerine suikast iddiası ve sonrasında çıkagelen yargılama süreciyle sekteye uğratılır. Sol dinamiklerin iş bu sahadaki varlığının hemen her anlamda sekteye uğratılmasının belki de doğrudan ilk hamlesi onlara yapılan iftira, doğrudan var edilen yok etme siyaseti 1915’in kalanında bir halkın soykırıma esir edilmesine mahal verecektir, verir de. Bunca zaman sonrasında hala bir gerçekliği barındıran ve eksiltmelerin her nasıl var edilip, muhafaza edildiğini gösteren bir kayıt olarak Paramaz ve on dokuz yoldaşının suna geldiği perspektif tümüyle birden bir geleceğin her nasıl elimizden, birlikteliğin afaki bir biçimde imkansıza yakın kılınmasının nişanesi olarak var edilir. "Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, 20 Haziran tarihinde Türkiye’ye bir çalışma ziyareti gerçekleştirecektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paşinyan'ı İstanbul'da kabul edeceklerdir." Bu minvalde bir basın açıklamasıyla çıkagelir İletişim İşleri Başkanlığından Fahrettin Altun. Türkiye menzili içerisinde en açık, en kolay biçimde öteki kılınmış / bilinmiş / bildirilmiş bugün halen o Paramazların hakkının konuşturulmasının dahi müdanasız engellendiği, unutturulduğu bir zeminde bir ziyaret ortaya çıkar. Bütünüyle, hep ezberle tam anlamıyla yadsıma, inkar ve ötekileştirme hallerinin ezici çoğunluğunda bir kez olsun ol Ermeni’nin meseli duyulmadı. Sahiden bir kere olsun görülmedi. Dahası George Aslan’ın mecliste, Talat Paşa ve Ermeni Soykırımı üstüne ettiği iki satır laf dahi bütünüyle müesses nizamın alarm zillerini çalmaya yeter de artar. Böyle bir toplamda, bir asırdan önce var edilmiş olagelen birlikte yaşayabilme iradesinin her nasıl boşa düşürülmeye devam olunduğu düşündürücü değil midir, hala! Geçtiğimiz günlerde bu hali irdeleyen, Türkiye’nin eksiliğine dikkat çeken Toros Korkmaz’ın tamamlayıcı makalesini Bianet’ten okuyabilirsiniz. Yarınlarına dair bir umuttan bahis açılacak ise şu menzilde en azından bir şeylerin yolunda gitmediğinin idrakinden başlanabilir, belki. Bir özürden, bir biçimde anlama çabasından ve ol her defasından elimizden çalınan birlikteliği düşünmekten... birlikte, eşit, adil... ülke, yer, ev!
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2025
Görsel: Paramaz ve 19 Yoldaşının Anısına... - Socialist Armenia