Nadajla başlayıp suyla biten bir şiirdir*
bana türlü mimikler yapan ferda.
Önce beklerimlerimiz vardı
şimdi bebeklerimiz şiirden
salt kadere salvo ve tabiata gövde gösterisi
özde- közleyip evin en arka odasındaki minderi
bana şatafatlı ve alabildiğine sepya bir fotoğrafı
tertipleyen, tertipli, yerine göre tertipsiz Ferda..
palazlanmış bitkiler bahçede
aynı anda aynı ayı görüp kalmışız öylece
demişim ki 'hep yanlış yaptığımı düşünüyorum sen gülünce'.
sonra sen gülünce anlıyorum çok saçmalıyorum ben
Gülü severken dikeniyle akrobasi yaptıran Ferda
Külü sigarasından kararlı düşerken pencere kenarına..
-ya olursa hırkasını giymişsin yeşillerden grilere
aşağı doğru yünü sarkmış birazının
biraz da ağlamışsın bütün gece..
Perkpektifin cırtladığı noktada simetri takla atar
sen gözümde dokuz kanlısın
dokuz gözüm yok,şanssızım.
Gönül gözümle körebe oynarken
sobelenip, kuytulara küsen
-Hanımeli tomurcuğundaki bal gibi hissedilesi
gözlerini üç cumartesi önce kamışla içtim
Senin sessizliğinin yeri , şuramdır. bak
gösteriyim, getir elini..
akademik sakallarıma tütsü doldur
yanaklarındaki mineraller, sırasıyla;
saf altın, ruhani demir, ilahi sülfür.
Bir şırıngayla gevşeyen damar, odanın kirişlerine kadar
çaldığım santur, -dudaklarının kapı aralığında
Yaşadıkça insan, kem gözleri hep şiş
bazen sadece sevmiyorum ki ben seni
seni, sadece çok sevmiyorum balerin parliementim.
Ve ey ayyuka çıktığında sahra çölü
damarlarına kadar su dolu bir ağaç
kök hücrelerinde biyolojik saplantılarla
fotosentez ve ideolojik saflığımıza
üstümüze serilen beyaz örtünün
ayak baş parmağına sürtündüğü anın
hiyerarşik manyaklığıdır bu.
Şahadet tohumlarımı ye, gerisi su artık.