Bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. Biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı.
almost home
Keni

Love Begins
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

tannertan36
i don't do bad sauce passes
taylor price


roma★

Janaina Medeiros
I'd rather be in outer space 🛸
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
noise dept.

DEAR READER
sheepfilms
Alisa U Zemlji Chuda
Jules of Nature

★
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
seen from Taiwan

seen from United States
seen from Germany

seen from Mexico
seen from Brazil
seen from Malaysia

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Germany
seen from United States

seen from Vietnam

seen from Netherlands
seen from Indonesia

seen from United States
seen from Japan

seen from Malaysia
seen from Indonesia

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Germany
@peraasperaadaastra
Bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. Biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Ne düşündüğümü bilmiyorum artık ya. Bunu diyebilmek, bu cesarete erişebilmek; aylarımı, senelerimi aldı benden. Çabaladığım şeyi bilmiyorum, ne için çabalıyorum? Denize açılan bir denizci, amansız fırtınaların ortasına neden atar ki kendini? Oradan oraya savrulmak için mi? Ölümün korkusunu tatmak için belki. Sanmıyorum.
Teknemle en ıssız noktaya gitmişim de geri dönüşü olmayan o yoldan frenim patlamış gibi gidiyorum. Fırtına geliyor, tam karşımda hem de. Kaçmak istesem kaçabilir miyim? Yine bir fikrim yok. Üstüne yürüme fikri geliyor aklıma. Dünyanın en aptalca fikri. İntiharı istediğimi de sanmıyorum. Fırtınaya kafa tutabilecek kadar cesur değilim. Kaçmak da çözüm değil gibi. Oturup beklesem mi?
Kafamdaki yüz tane düşünce. Bunlarla boğuşmaktansa fırtınanın içinde ölür giderim daha iyi. Zihnimin içindeki sesleri susturacağımın garantisini biri bana verecekse, ben koşarak atlayacağım içine.
Sonra, bir ışık beliriyor. Ne uçsuz bucaksız gökyüzünün maviliğinde, ne de dibi bile belli olmayan kapkaranlık suyun derinliğinde.
Benim içimde.
Umut. Bu ışığın adı umut. Biliyorum, hissediyorum. Karşımdaki fırtına beni bir yere savuracak belki, ama ben yaşayacağım. Ben tek bir nefes için onlarca savaş yaratacağım. Kaybetmek doğamda var. Ama kazanacağım da. Bunu başaracağım, kendime söz verdim. O sözü bir kere tutmadığımda nasıl yıkıldığımı biliyorum. O yıkıntıyı görmeyeceğim bir daha gözlerimde. Bunun için de kendime yeminler ediyorum.
Çok çabaladın. Yaşamak belki de en çok senin hakkındı. Ölmeyi dilediğin anlarda bile hem de. Yaşamayı seviyorsun. İçtiğim tek bir yudum suyun verdiği hazzı bu dünyadan giderek başkalarına kaptırmak istemiyorsun.
Çırpınıp duruyorsun. O deniz seni de boğmasın diye.
Boğulmayacağım. Fırtınadan kaçan bir korkak değilim artık. Korkularımın üzerine yürüme cesaretini kendimde bulduğum için bile kendimle gurur duyacağım. Bu savaşın sonunda kaybetsem bile, elimden geleni yaptım. Bir sene önceki ben bu cümlelerimi görse, herhalde inanmazdı.
Merak etme, ben ikimiz için de kazanacağım. Beş yaşım, on beş yaşım, yirmi yaşım. Hepiniz için savaşacağım, kendime verdiğim son söz. Çünkü siz olmasaydınız, ben diye bir şey olmazdı. Minnettarım.
Yüzleşmem gereken şeyler var.
Bunun varlığı bile içimde bir kısmı ölesiye rahatsız ederken o şeylerden birinin kendim oluşu öylesine bir boşluğa sürüklüyor ki beni, koşarak kaçıyorum sürekli.
Kendimden kaçtım hep, hayatım el verdiğince. Sobelendiğim de oldu tabii. İnsan bu, nereye kadar kaçabilirsin kendinden? Yorulmaz mısın en sonunda? Ben de yoruldum, durduğum an kendi gerçekliğime yakalandım ve bu gerçekten farklıydı. Anlatması zor. Yüzleşme dediğin şey cesaret ister, karşındakine dik duruşundan ödün vermeden, korkusuzca söylersin kalbinden geçenleri. Hayır, bende bu cesaretin zerresi yok. Olsa bu satırların arasına kendimi gizlemezdim, çıkar herkesin karşına bir palavra gibi atardım sözlerimi önlerine.
Bunu yapabilecek olsaydım eğer, kaçmazdım.
Köşe bucak kaçıyorum, beni okumalarından korkuyorum. Ruhum bir fire verir ve beni tüm gerçekliğimle görürler diye çocuk yanım ölesiye korkuyor bu ihtimalden. Cesaret, bunları yapabilmek için cesaretin kırıntısı yok bende. Bunu kabullenmek bile epey zamanımı almışken yüzleşme dediğimiz o illetin ruhuma yapışıp kalması gün geçtikçe ve içten içe beni çürütüyor. Hastalık bu, insanın vücudunda yer edinip resmen yavaşça öldüren bir çeşit virüs gibi. Kendi kendine kurguladıkça daha çok korkuyorsun aklına gelen ihtimallerden. Korku baskın geliyor cesarete, zafer de onun oluyor en nihayetinde. Güzel bir şey değil bu, kabul etmek bir şeyi ifade edecekse kabulleniyorum. Bunu düzeltmek için çabalamak elbet gerekir fakat dediğim gibi, cesurluk dediğin bu değildir. İki çabayla cesur olunsaydı savaşların, dökülen onca kanın ve alınan acı dolu yaraların anlamı kalmazdı. Bu içsel bir savaş, kazanırsan kaybedersin.
Kaybediyor muyum? Senelerdir çabaladığım o hayata erişmek için çok mu geç kaldım? İşte bunun ihtimali beni korkutuyor. Bu korku öylesine bir şey değil, kalbime düşen küçük bir korku tohumu gibi değil, öyle değil. Yüzlerce kasırganın ve amansız fırtınaların arasında oradan oraya savrulacak kadar güçlü benden. Bir an bile dizlerimin üzerine düşersem orada kaybolacağımı da hissedebiliyorum.
Zihinsel bir savaş bu. Kendimle çatışmadan kurtulmam gereken bir illet. Kendi kendinin düşmanı olabilir mi bir insan? Her yatağa girip baktığı boş tavanda o savaşı baştan yaratabilir mi? Sessizlik kamçılıyor benim zihnimdekileri, özellikle geceleri. Gecenin o garip sessizliği üzerinize çöktüğünde kimse kalbine giren o garip ağrıdan hoşnut olmaz hiçbir zaman. Yalnız kalmak istemezsiniz bu yüzden. O savaşı başlatan şey o sessizliğin ta kendisidir çünkü. Bazen sessizlik isteyerek inzivaya çekilip kendiyle baş başa kalan insanlardır o savaşı kazananlar. Çünkü kendiyle baş başa kalabilenler, cesarete sonunda ulaşmış; kendileriyle sonunda yüzleşebilmişlerdir.
Bunu hiçbir zaman başaramayacağımı ise çok iyi biliyorum.
Beş metrelik bir kuyuya düşmüşüm, üç metrelik ip uzatmışsın. Yoksun desen yalan, varsın desem eksik.
Yorgunluğun keskin kılıcı karşısında boynum kıldan ince. Durup dinlenecek vaktin bile yok. Geçip giden her saniyenin değerini üstüne yeni binen yüklerle anlamak ruhumu yavaşça alaşağı ediyor. Savaşın ortasında beyaz bayrağını göklerde dalgalandırıp yenilgiyi kabullenmek gibi. Sonrasında ise idamını bekleyen bir asker veyahut. Öylesine bir yorgunluk var üzerimde. Nefes aldıkça göğüs kafesini parçalayan. Batan her nefese karşılık yaşamak zorunda bırakılan.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bir gün yaşayan hiç kimsenin anısı olmayacağız. Yine de sonsuzluk bizmişiz gibi yaşayacağız dünyayı.
Aslında sürekli neden kendi evini yakıp yıktığını anlamak istiyor insan.
Ama önce sen kendini inşa etmelisin, dimdik bir beden ve dimdik bir ruhla.
Bense kendimi öyle anladım ki, bıktım kendimden.
"Çok sevdiğin ama geri döndüremeyeceğin kişiler, her hatırladığında seni tekrar tekrar terkeder." diyor Tolstoy. Çünkü iyi bir hafıza, en büyük cehennemdir. Hatıralar acı verici şeylerdir. Çünkü hatıra olmuş şey, muhtemelen bir daha hiç yaşanmayacak kadar uzaktadır.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Ama kim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar? Beni kim kurtaracaktı? "Kurtuluş" dedim. "Ankarada bir mahalle." Fazlası değil. Belki bir de Bob Marley'in en iyi şarkısı. Daha fazla düşünmeye gerek yok. Adı her yerde, kendisi yok! Kurtulmaya gelmiyoruz dünyaya. Daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce.
Bazı şeylerin hiç değişmediğini görmek güzel. Aynı dünyada yaşadığımızı hatırlatıyorlar bana. Dünyadaki tek değişmeyen olmak büyük yalnızlık çünkü. Ve böyle birkaç destek iyi geliyor. Yalnızlık denizinin o pürüzsüz, akıntısız yüzeyi biraz da olsa bulanıyor. Çok uzaklarda biri sanki yüksek bir kayadan kendini bu suya bırakmış gibi oluyor. Böylece o kadar da yalnız olmadığını düşünüyorsun. Küfrediyorsun kendine. Tırnaklarınla elde ettiğin yalnızlığının bozulacağını düşünerek yaşamak en büyük ihanet. Ama sonra kendini düşünüyorsun. İhanet edilecek kadar var mısın?
Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz, sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır?
Yara bandı ıslandığında tekrar tutmaz diye bir söz duymuştum zamanında. Başta mantıksız gelmişti, her ne olursa olsun biri senin yarana çare olduysa, hiçbir şey bunu değiştiremezdi. Sonrasında zaman geçti, ben değiştim, yaralarımdan bazıları iyileşti ama hiç geçmeyecek o yaranın bandı bir daha geri gelmedi. Tutmadı.
Yaşanması mümkünken yaşanmaması, yaşanırsa çok mutlu olabilecekken tercih edilmemesi, iki kişi birbirini bulmuşken başkalarına koşmaları...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Hepimiz çukurdayız ama aramızdan bazıları yıldızlara bakıyor.
Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir.