Okur yazar, dünyayı dert edinir! "İNAN SANA DEĞİL KASTIM, CAHİLLE SOHBETİ KESTİM..." https://medium.com/mertnews
Show & Tell
Sweet Seals For You, Always
EXPECTATIONS
Mike Driver
will byers stan first human second
Lint Roller? I Barely Know Her
tumblr dot com
Monterey Bay Aquarium
$LAYYYTER


Kiana Khansmith

Jar Jar Binks Fan Club
NASA
occasionally subtle
Fai_Ryy
h

gracie abrams
I'd rather be in outer space 🛸
One Nice Bug Per Day

seen from Germany
seen from United States

seen from Bangladesh

seen from Iraq
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Australia

seen from United States
seen from Philippines
seen from Argentina
seen from Palestinian Territories
seen from Costa Rica
seen from United States
seen from Kenya
seen from Ecuador

seen from South Africa
seen from Canada
seen from Germany
seen from Jordan
seen from Chile
@mertnews
Okur yazar, dünyayı dert edinir! "İNAN SANA DEĞİL KASTIM, CAHİLLE SOHBETİ KESTİM..." https://medium.com/mertnews

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
HACI TAYYİP VAKASI!
MertReportFollow·Oct 19, 2022
Başlıktaki ifadeye bakarak bugüne dair bir olayı anlatacağımı sanmayın! Olay yaklaşık 200 yıl öncesinde geçiyor. Hacı Tayyip, 1830 yılında imam olarak göreve başladığı Selanik’te, Tanzimat ile birlikte kurulan yerel meclisin önce seçilmiş sonra da atanmış üyesi olarak kent idaresine giriyor. Ardından tanıdık bir hikâye başlıyor: “Selanik meclisindeki nüfuzunu kullanarak vergi toplama ruhsatının yalnızca kendisiyle birlikte hareket eden mültezimlere verilmesini sağlıyor. Kentteki pek çok zanaatkardan zorla düzenli rüşvet topluyor, bir yandan da meclisi manipüle ederek yaptıklarına karşı herhangi bir hamle gelmesini engelliyor. Nüfuzu Selanik kırsalına kadar yayılıyor; yöre eşkıyası ganimetlerini onunla paylaşmak zorunda kalıyor. “Serserileri” zaptiyeye tayin ettirip bu eşkıyanın yakalanmasının önüne geçiyor, olur da yakalanırlarsa davalara müdahale edip beraat etmelerini sağlıyor.” Hacı Tayyip’in hikayesi adalet ve kalkınma vaadiyle iktidara olan günümüzün “hacıları” hakkında bize çok şeyler söylüyor. Sanki dejavu!
Tarih geleceği anlamak için önemli bir ayna. Günümüzde yaşadığımız birçok olayın demosunu, benzerini veya daha gelişmişini tarih sahnesinde görüyoruz. Bazen isimler bile aynı oluyor.
Buna zulümler ve yolsuzluklar da dahil…
Bütün kutsal kitaplar insanlara çalmayacaksın diyor. Çalmaya başlayınca çaldıklarını meşrulaştırmak için yapmadığı zulümler, işlemediği günahlar kalmıyor insanoğlunun. Siz bakmayın Hayrettin Karaman gibi Sultan’ın sofrasındaki alimlerin yolsuzluk hırsızlık değildir, fetvalarına… Daha büyük hırsızlıktır ve yolsuzluk öyle bulaşıcı bir hastalıktır ki devlete bir kez bulaştığı an çok hızlı şekilde yayılıyor. Bünyeyi yiyip bitiriyor. Osmanlı devletini çöküşe götüren süreç de yaygınlaşan yolsuzluklarla başlamıştı. Genç cumhuriyette bugün aynı sıkıntıları yaşıyor.
IV. Murad’ın musahibi Koçi Bey’in dediği gibi, “Zulüm ve rüşvet herhangi bir devlette meydana çıkar aşikâr olursa o devlet harap olup yıkılır ve talihi tersine döner. Bu tür hallerin hepsi, tarih kitaplarında bu şekilde araştırılmış ve beyan olmuştur. Doğrusu zulüm ve rüşvet korkulacak ve çekinilecek, evleri barkları harap edici ve melun şeylerdir” (Koçi Bey risalesi sadeleştiren: Zuhuri Danışman. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 1985, s. 102)
AKP iktidarı sayesinde dürüst olmanın kamu görevinden çıkarılma sebep sayıldığı bir dönemi yaşıyor Türkiye. İktidar herkesi kendisine benzetmeye çalışıyor. Devlette ehliyet ve liyakatin yerini reise sadakat aldı. Zırvasından zirvesine herkes beytülmalı soymakla meşgul. Koçi Bey, risalesinin devamında “işin ehline verilmemesinin devletin gerilemesine neden olduğunu ve İslam aleminin rüşvet yüzünden perişan hale geldiğini” şöyle anlatıyor: “İmdi, dünyayı yaratan şanı yüce Cenab-ı Hakk’ın emri üzere şeriat ve hükümet mansıplarının, siyaset ve kılıç mansıplarının ehline verilmesi vacip ve en ehemmiyetlidir. Ve bu ilahi emrin gereği gibi yerine getirilmemesine sebep, rüşvettir. O kapı açılalı, mansıp erbabı arasında azl ve tayin, değiştirme çokluğu hadden aşırı olup, büyükler alçalıp, alçaklar mevki sahibi oldu. Dünyanın hali perişan oldu. Hakimler ve valiler arasında bu çeşit çok değiştirme, mecburen zulüm yapmalarına sebep olup, bu yüzden İslam ülkeleri viran, reaya ve beraya perişan oldu…” (Koçi Bey risalesi sadeleştiren: Zuhuri Danışman. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 1985, s. 103–104)
Selanikli Hacı Tayyip’in maceralarını Anna Vakalı anlatıyor. Vakalı’nın makalesi “Tanzimat’ta Yolsuzluk, Arzuhaller ve Elit içi Kavgalar: Selanik’te Hacı Tayyib Vakası” başlığıyla Zeynep Altok çevirisiyle Toplumsal Tarih Dergisi’nin Ekim 2019 tarihli sayısında yayınlanıyor.
Makale’nin önemli gördüğüm bazı bölümlerini sizlerle paylaşıyorum.
“1853 Mart’ında Selanik’in üç milleti tarafından padişaha hitaben sunulan mahzarda kentin ileri gelen Müslüman devlet görevlilerinden Hacı Tayyib bu şekilde betimleniyordu: “Öteden beri mecbul olduğu huşunet ve irtikabı müktezası üzere […] tanzimat-ı hayriyeye riayet etmediğinden”. Hacı Tayyib Selanik’e ilk kez 1830’da imam olarak gelmişti. Tanzimat’la birlikte kurulan yerel meclisin önce seçilmiş sonra da atanmış üyesi olarak kent idaresinde yer almıştı. 1853 tarihli mahzarda Tayyib’in yolsuzlukları şöyle sıralanıyordu: Selanik meclisindeki nüfuzunu kullanarak vergi toplama ruhsatının yalnızca kendisiyle birlikte hareket eden mültezimlere verilmesini sağlıyordu. Kentteki pek çok zanaatkardan zorla düzenli rüşvet topluyor, bir yandan da meclisi manipüle ederek yaptıklarına karşı herhangi bir hamle gelmesini engelliyordu. Nüfuzu Selanik kırsalına kadar yayılmıştı; yöre eşkıyası ganimetlerini onunla paylaşmak zorundaydı. “Serserileri” zaptiyeye tayin ettirip bu eşkıyanın yakalanmasının önüne geçiyor, olur da yakalanırlarsa davalara müdahale edip beraat etmelerini sağlıyordu. Mahzarın son kısmında Hacı Tayyib’in başka bir yere gönderilmesi, halkın bu kişiden kurtarılması (“tahlis”) isteniyordu.
Ancak bu mahzarın Tayyib’in hayatında herhangi bir etkisi olmadı. İki ay sonra 1853 Mayıs’ında kentin yeni valisi Salih Paşa gelip görevi devralıncaya kadar geçici vali olarak atandı.
Tayyib’in yolsuzlukları aynen devam ediyordu; 1853 Nisan’ında Selanik meclisinin hazırladığı mazbatada Tayyib’in kanuna aykırı şekilde Kelemerye kalesi ile Selanik kışlası arasında bir yere kahvehane inşa etmek için temel attığı belirtiliyordu.
Buraya kadar Tayyib’in hikayesinde pek şaşırtıcı bir durum yok. Zira Osmanlı vilayetlerinde yolsuzluk yaygın bir gerçeklikti. Tanzimat döneminde çıkarılan ceza kanunnamelerinde yolsuzlukla mücadele vurgulanıyorduysa da “Osmanlı Devleti, taşradaki bürokratlar ile yerel ayan üzerinde kayda değer bir nüfuza sahip değildi; Tanzimat’ın sağladığı mali ve hukuki imkanlarla taşra vilayetlerini merkezin denetimi altına sokma çabasına hız verilmesinden sonra bile durum pek değişmedi.”
Hacı Tayyib vakası da başta bu şekilde gelişmişti.
1853 Mart’ındaki mahzarın ardından merkez Selanik’e bir yazı göndererek şikayetçilerin Selanik meclisine başvurmak suretiyle Tayyib’e dava açmaları gerektiğini bildirdi. Ne tuhaftır ki şehirdeki milletler Tayyib’den şikayetçi olunduğundan haberlerinin olmadığını, bahsi geçen mahzarın İstanbul’da imzalanıp verilmiş olabileceğini söylediler.
Mahzarı Tayyib’e birilerinin haber verdiğini, Tayyib’in de kentteki birtakım ulema ve şeyhler ile (metropoliti yeni vefat etmiş olan) Rum milletinden bazı kişileri “hüsn-i hal”ine kefil olmaya ikna ettiğini, bunların da Selanik meclisine bu konuda bir yazı sunduğunu ekledi. Geçici olarak Selanik’te bulunan Mustafa Süreyya adlı bir diğer görevli de yazdığı tezkerede Hacı Tayyib’in hiç rüşvet almadığını, tüm bunların Tayyib’in “cerbeze ve dirayet”ini kıskanan düşmanlarının marifeti olduğunu belirtti.
Ne var ki Tayyib aleyhinde mahzarlar gelmeye devam ediyordu… bu mahzara binaen tekrardan Hacı Tayyib’in faaliyetlerine dair gizli bir araştırma yürütmekle görevlendirilmişti. Hacı Tayyib bu saldırıyı da karşılamakta gecikmedi. Yazılı bir cevapla kendisine ilişkin verilen “sahte” mahzarın baştan aşağı iftira olduğunu ancak yine de düşmanlarının asılsız suçlamaları bitmek bilmediğinden başka bir yere atanmak istediğini belirtti.
1855 Mart’ında Selanik meclisine sunulan, içeriği açısından detaylı ve çok yüksek sayıda katılımcı içeren bir mahzarla Tayyib nihayet şehirden uzaklaştırılabildi.
Bu son mahzarda şehrin elitlerinin büyük kısmı Hacı Tayyib’e karşı birleşmişti: İmza atan 161 kişi arasında şeyhler, müderrisler, imam ve hatipler, bir müftü; mahalle muhtarları, esnaf kethüdaları; Yahudi ve Müslüman eşraf, Müslüman tüccar ve mültezimler; şehrin idare, tahkikat ve ticaret meclislerinden üyeler ile valinin baş kâtibi de vardı. Ancak mahzarda Rum elitleri yer almıyordu. Hatta İstanbul’daki Patrik Kyrillos, kendisine Selanik metropoliti ile Rum kocabaşılardan gelen yazıya istinaden Hacı Tayyib’e destek vermişti: Tayyib’i her zaman adalet yolunda hareket eden dirayet sahibi bir kimse olarak tarif etmiş, suçlamaların Tayyib’e şahsi husumet besleyen kimselerin iftiraları olduğunu belirtmişti.
Mahzarda Tayyib’in mültezimleri topladıkları vergilerin bir kısmını kendisine vermeye zorladığı, direnen mültezimlere karşı halkı kışkırttığı ileri sürülüyordu. Eşkıya ile olan ilişkileri ise ilk defa somut bir görünüm alıyordu: Selanik yakınlarındaki Lankaza kazasından Deli Ali ibn Numan adlı bir eşkıyayı Tayyib zaptiye çavuşluğuna tayin ettirmişti. Ama Deli Ali bu görevlendirmeden sonra da eski alışkanlıklarını terk etmemiş, insanları öldürmeye ve mallarını gasp etmeye devam etmişti. 1855 mahzarında Deli Ali’nin soyup öldürdüğü insanlar uzun bir liste halinde veriliyor, Tayyib onu korumaya devam etmekle suçlanıyordu. Ali Ağa adlı birisi Deli Ali’yi yakaladığında Tayyib kaza halkının arzusuna hilafen Ali’yi başka göreve sürerek cezalandırmıştı.
Şehrin Müslüman ve gayrımüslim tebaasının tamamında Tayyib’in “zulüm ve taaddiya”sına dayanacak “takat” kalmadığı söyleniyor ve Tayyib’in şehirden uzaklaştırılması ya da hiç olmazsa Selanik meclisi üyeliğinin sonlandırılması talep ediliyordu. Geniş katılımlı bu mahzar nihayet Hacı Tayyib’i korkutmayı başardı: Merkezden gelecek cevabı beklemeden, aleyhindeki 161 imzalı mahzarın sunulmasından sadece bir hafta sonra gizlice Selanik’ten ayrılarak bir İngiliz gemisiyle İstanbul’a gitti.
Tayyib Selanik’ten ayrılmadan önce olayları kendi perspektifinden şöyle kayda geçirmişti: Şehrin valisi Osman Paşa’yı Tanzimat’ın gereklerine uymamakla ve yeni Ceza Kanunnamesi’ni kale almayarak şiddet kullanıp rastgele insanlara yüzlerce değnek vurdurmak ve mahpuslara işkence etmekle suçluyordu. Osman Paşa ayrıca esnaf kethüdalarından rüşvet alıyor ve koruması altındaki mahkumları serbest bırakıyordu. Paşa’nın yaptığı bir diğer yolsuzluk, Avrethisar kazasında olan bir devlet arazisinin Kerim Efendi adlı birine gerçek değerinin yarısına satılmasıydı. Tayyib bu satışa onay vermediğini, valinin bu yüzden kendisine düşman olup geniş katılımlı son mahzarı tezgahladığını, zaptiye marifetiyle insanları kendi evine toplayıp içeriği hakkında bilgi vermeden mahzarı onlara zorla imzalattığını ileri sürüyordu. Selanik meclisi hem halkın verdiği mahzarı hem de Hacı Tayyib’in cevabını merkeze iletti ancak halkın yanında tavrını koydu. Hacı Tayyib İstanbul’dan bir mektup daha yazarak valiyi suçlamayı sürdürdü.
Meclis-i Vala Tayyib’in Selanik’e dönmemesini ve başka bir yerde görevlendirilmesini önerdi. 1855 Mayıs’ında çıkan irade bu görüşü onadı ve Tayyib Selanik meclisi üyeliğinden çıkarıldı.
Tayyip ile “başa çıkamayacaklarını” bildiklerini yazdı; meclis üyeleri ayrıca Tayyib’in geri gelmesi halinde topluca istifa edeceklerini söylüyorlardı.
Tayyib cevabını hiç olmazsa başka bir yerde ve pozisyonda görevlendirilmesini isteyerek bitiriyordu.
Tayyib Aydın vilayetinin Menteşe kazasına kaymakam olarak atandı ve 1856 Eylül’ün de buradan bir teşekkür mektubu gönderdi. Ertesi sene kayıtlarda onu yine Selanik yakınlarında bir çiftliğin sahibi olarak görüyoruz.
Hacı Tayyib’in Selanik meclisi üyeliğinden çıkarılması da ancak 1855 tarihli kitlesel mahzarın merkezi buna mecbur bırakmasıyla mümkün olmuştu. Şikayetlerin küçük ölçekli kaldığı örneklerde yolsuzluk yapan görevliler ceza almıyor ve faaliyetlerine aynen devam ediyorlardı. Ne çarpıcıdır ki Tayyib’in en sonunda görevinden alınması da halkın şikayetlerini gidermek için değil, Tayyib ile şehrin valisi arasındaki husumetin daha fazla devam etmesini engellemek amacıyla yapılmıştı.”
Okumak isteyenler için makalenin linki…
Hacı Tayyip’in hikayesini @candimedici “Bağzı Dış Güçler” isimli podcast kanalında yayınlanan “Yolsuzluğun Kısa Tarihi”nde de dinleyebilirsiniz.
ÇIT ÇIT, ÇIT ÇIT… DÖKÜLEN KUMPAS!
MertReport ·Sep 8, 2022
Bir bilgiyi duyduğumda ilk yaptığım şey, doğruluğunu farklı kaynaklardan araştırmak. Gazeteciliğinde, araştırmacığında, insan olmanın gereği de bu. Kabul edelim, internet bu işlemi kolaylaştıran önemli bir araç. Değerlendirmek isteyene önemli bir kaynak. İktidar kendi günahlarını her ne silmeye kalksada bir yerlerden izlerini bir yerlerden bulabiliyorsunuz.
#cevherigüven’in o ünlü videosu #15temmuz tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Emre Uslu, #handefırat ve #nuhyılmaz görüşmesini ilk kez duymuş gibi bu video üzerinden ucu #leventgöktaş’a uzanan yorumlar yaptı. Ayağı ne kadar yere basar tartışılır…
MİT’çi #NuhYılmaz ile #HandeFırat’ın görüşmeleri daha önce medyada yer aldığını ilk kez twitterda görmüştüm. Dolayısıyla bu bilgiyi ilk yayınlayan @cevheriguven değildi. #cevherigüven sadece bilgiyi popülerleştirdi. Ahmet Hakanın’dan Nedim Şener’ine kadar ergenekoncu ve erdoğancı tayfa hepsi defansa geldi.
Meseleyi tekrar araştırınca iddianın ilk defa darbe yılında, yani 2016'da dillendirildiğini gördüm.
İnternette, özellikle twit aleminde bu bilgi bir kaç hesapta zaman zaman tekrarlanmış. Hatta eski istihbaratçı olduğunu söyleyen bir hesap yer ve mekan ismi bile veriyor…
Başka hesaplar başka mekan isimleri de veriliyor, demek ki birden fazla yerde, birden fazla şekilde görüşme gerçekleşmiş…
Nuh Yılmaz ve Çıt Çıt Hande #15temmuz öncesi defalarca görüşerek, kumpas planını hazırlamışlar. O gece ne yapacaklarını kararlaştırmışlar. Hande Fırat’ın kitabında dile getirdiği ikili arasındaki görüşmeler eski MİTçi Mehmet Eymür tarafından bile tuhaf karşılanmış.
Darbe algısı için medya önemli bir araçtı. #15temmuz’la “darbeyi yenen Erdoğan algısı” oluşturdular. Sonrasında yaşananları herkes gördü. Türkiye ‘şahsım’ ülkesi haline geldi.
Meseleyi araştırırken ilginç bir bilgiler çıkıyor insanın önüne. Bugün rejimin baston değnekliğini yapan muhalefet Nuh Yılmaz’ın atanmasını MİT’e atanmasını gündeme getirmiş. Nuh Yılmaz, MİT’in itirazına rağmen bu kuruma getirilmiş… Nuh Yılmaz sadece eski islamcı değil, aynı zamanda eski Stratfor’cuymuş! Nuh’un köpeği olan @odatv’ciler ne diyeceksiniz buna?
Ne demişler gerçeğin ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır…
#15temmuz’la zihinleri iğfal edilenler, unutmayın gerçek sizi özgürleştirir
ALİ BABACAN KHK’LILARI ÜTEBİLECEK Mİ?
MertReport·May 19, 2022
Ne Babacan ne partisi Türkiye’ye DEVA olur… Hatta mevcut söylemleriyle giderlerse Erdoğan’ın rejimin devamı olur!
Mevcut rejimin kurulmasında birinci derecede sorumlu isimleri muhalefette aramayın. Dün yakınınızda duran, sizinle fotoğraf vermek için yarışanlar arasında arayın. Erdoğan’ın eski yol arkadaşlarına, muhalefetmiş gibi davranan eski AKP’lilere bakın.
Bu isimlerin başında özgül ağırlık Bülent Arınç’la birlikte Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan geliyor. Dün rejimin taşlarını döşeyen bu isimler, bugün zulmü meşrulaştırıyorlar. Çünkü hiç bir zaman, hiç bir konuda samimi olmadılar. Bir “dava”ya da inanmadılar. Siyaseti iktidar olmak, “seçmen ütmek” sanatı olarak gördüler. Bülent Arınç bunu açıktan ifade etti, diğerleri eylem ve söylemleriyle ortaya koydu.
Ne demişti Recep Tayyip Erdoğan’ın paspası Bülent Arınç bir hatırlayalım:
“Ben İngiltere’de güzel temaslar yaptım. Bir kişinin sorduğu soruya yanıt verdim. Sayın Başbakanımızın, hükümetimizin yanında olmak, her yönüyle bu hükümeti savunmak noktasındayım. Bazı konularda üslup farklılıklarımız olabilir. Esasta ve öz de ayrılmayız. Ama bazen kelimeleri seçerek kullanırız. Bazen de bir siyasetçi olduğumuza göre de mutlaka iyi netice almak peşinde oluruz. Seçimlere gidiyoruz. Benim amacım bir oy daha fazla almaktır ve seçimi kazanmaktır. Siyasetçi ütmekle meşgul olur kaybetmekle değil.”
Ne Babacan ne partisi Türkiye’ye DEVA olur… Hatta mevcut söylemleriyle giderlerse Erdoğan’ın rejimin devamı olur!
http://www.samanyoluhaber.com/web-tv/bulent-arinctan-ilginc-aciklama-siyasetci-utmekle-mesgul-olur-7767-video-haberi/?source=post_page-----d8416a457f76---------------------------------------
Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, açıkladığı KHK Eylem planında farklı olarak ne söyledi. Besmele gibi rejimin söylemi “Fetö terör örgütü”yle konuşmaya başladı, “Öncelikle FETÖ’nün devlet kurumlarında örgütlenmiş, örgüt çıkarları doğrultusunda paralel hiyerarşiden aldıkları talimatlarla hareket eden mahrem bir yapılanma olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, tüm yasa dışı örgütlerle olduğu gibi FETÖ ile de mücadeleye kesintisiz ve kararlı bir şekilde devam edeceğiz. Hiçbir çıkar grubunun devlette yapılanmasına müsaade etmeyeceğiz. Devletin içine yuvalanmış tüm illegal yapılanmaları ve çeteleri tasfiye edeceğiz.” dedi.
Babacan, 15 Temmuz’un Türkiye’nin yakın tarihinin en kanlı gecesi olarak kayıtlara geçtiğini savundu ve “15 Temmuz gecesi bir tiyatro falan oynanmadı. O gece, aklını FETÖ’ye kiraya vermiş bir grup darbeci, demokrasimizi yok etmeye kalkıştı.” diye konuştu.
#15Temmuz’un devleti bütün kurum ve kuruluşlarıyla ele geçirmek, TSK’yı terhis etmek, başta Gülen Hareketi olmak üzere muhalefeti ortadan kaldırmak için kurulan bir kumpas olduğu her geçen gün açıkça ortaya çıkıyor. Ama Babacan’ın kafasında her hangi bir şüphe yok! CHP bile “kontrollü darbe” derken Deva Partisi genel başkanının Erdoğan’ın ağzıyla konuşması #15Temmuz sonrası kurulan rejimin devamını istemekten başka nedir?
Ali Babacan, bu söylediklerinin doğru olmadığını en iyi bilecek bir isimlerden birisi. İnanarak söylüyorsa çok saf, sokakta “cep telefonunu göster” diyen dayılardan farkı yok. İnanmadan sonra söylüyorsa, yalancı bir ikiyüzlü, dini literatürle söylersek münafık. Bakanken, en yakınında birlikte çalıştığı isimler 15 Temmuz kumpasından sonra Gülen Hareketi ile irtibatlandırılarak kamudan atılmıştı. Hiç birine sahip çıkmadı. Şimdi de bu insanları terör örgütü üyesi olmakla suçluyor. Yarın yüzlerine nasıl bakacak?
Ne Babacan ne partisi Türkiye’ye DEVA olur… Hatta böyle giderse Erdoğan’ın rejimin devamı olur!
Reisinin çizdiği alanda siyasetçilik oynayan Babacan, KHK ile işinden edilmiş, yasal faaliyetleri yasa dışı ilan edilmiş, ağaç kabuğu yemeye zorlanmış insanlara önce her türlü hakareti yap, sonra “ey teröristler, bakın size eylem planı hazırladım, siz de seçimde bana oy verin de…”
Peki nedir bu şimdi… Sizi ütmek istiyorum demenin farklı bir şekli değil mi bu…
Ey KHK’lılar…
KHK vaatleri nedeniyle “ütülecekseniz” en son ütüleceğiniz parti Deva Partisi olmalı…
Uzun ve yorucu bir mücadelede sona yaklaşıldı. AİHM karar aşamasına geldi.
Ağaç kabuğu yenildi, ancak kul hakkı yenilmedi.
Hak verilmedi, mücadele ile alındı…
KHK’ları kurtaracak olan ne Deva, ne Babacan, ne de Davutoğlu’dur… KHK’lıları kurtaracak olan kendi azim ve iradeleridir…
Eğer KHK vaatleri nedeniyle ütülecekseniz, AKP’ye en uzak partiye ütülün… Erdoğan’ın zulmüne ses çıkarmayan, sizler hakkında Erdoğan’la aynı dili konuşan eski yol arkadaşlarına değil! AKP ve türevlerinden ise şeytandan kaçar gibi kaçın!
MÜFTÜ KEÇİ ÇALDI!
MertReport·May 9, 2022
İsmail Saymaz, Barış Pehlivan, Barış Terkeoğlu, Nedim Şener, Timur Soykan, Fatih Portakal, Özgür Özel gibi tipler… Odatv, Sözcü, Cumhuriyet ve bilumum havuz canlıları… Her gün yalan ve çarpıtmalarına bir yenisini daha ekliyor. Bir “Serdengeçti”, çıkıp bu rejim aparatlarının yalanlarını ortaya dökmedikçe daha çok “müftü keçi çaldı” haberi okursunuz.
Avukat Av.Murat AKKOÇ (@avmuratakkoc) İsmail Saymaz’ın ahlaksızlığını “Yalan söyledim kamuoyunu yanılttım özür dilerim diye yazı yazması gereken @ismailsaymaz ahlaksız yazılarına devam ediyor. Gezi Davası Hâkimi Murat Bircan’ın eşinin itirafçı olmadığı anlaşılınca iki gün önce hiç yalan haber yazmamış gibi bugün takipsizlik verilen dosyayı yazmış…” diye ifade ediyor.
Murat AKKOÇ gazeteci saydığı İsmail’den çok şey bekliyor. Çünkü bu onun ve onun gibilerinin ne ilk ne de son haberi olacak. İsmail bir prototip. Meydan bunlara bırakıldığı müddetçe, kumda oynamaya devam edildiği müddetçe müftüler daha çok keçi çalacak… Size de sosyal medya hesaplarınızdan tepki göstermek kalacak…
Suç örgütü elebaşısı Sedat Peker’in değimiyle namusu’den maaşı kadar olan gazeteciler’den Veyis Ateş, program arkadaşı İsmail Saymaz’ın…
Pinokyo İsmail’i, rejimin hakimi gönderdiği açıklama ile yalanlamış! Eşinin itirafçı değil iftiracı olduğunu teyit etmiş.
İsmail utanır mı? Çok beklersiniz!
AYRINTILAR halktv.com.tr'DE
O meşhur hikâyeyi bilen bilir. Tarihe geçmiş bir çarpıtma haberdir. Tarihi çarpıtmaya geçmeden önce, olayı ortaya çıkaran kahramanı birkaç kelimeyle hatırlamak gerek…
Osman Yüksel, Antalyalı bir yörük. Türkçü-Turancılık davasının sanıklarından. “Tanrıdağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman”dır. Ülkücülerin uzun yıllar kullandığı ve şimdi unuttuğu bu slogan ona aittir.
Osman Yüksel, serdengeçmiş bir isimdir. Daha öğrenciyken tek partinin güçlü Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e “Yüksek makamın alçak vekiline” diye başlayan bir mektup yazmıştır. Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinin 3. sınıfında öğrenciyken 3 Mayıs 1944 yılında tutu
“Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”
Tanıdık geldi mi size…
klanıp Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın huzuruna çıkarılmıştır. Bu esnada valiyle arasında geçen diyalog “cumhuriyetçi, ulusalcı, Kemalist elitlerin” Anadolu insanına nasıl baktığını gösteren önemli bir ifadedir. Tarihe geçmiştir:
Aslında bugün yaşanan, “devlete sızdı” iddialarının temelini de oluşturan Anadolu insanını KHK’lar eliyle devletten tasfiyesinin gerekçesini de Nevzat Tandoğan’ın bu ifadesi özetlemektedir. Ankara caddelerinde atına binip, “suçluları” kırbaçla cezalandırdığı söylenen Nevzat Tandoğan’ın yoldaşları bugün televizyon ekranlarından, gazete köşelerinden, sosyal medya hesaplarından, meclis kürsülerinden yine aynı şekilde sesleniyor:
“Ulan Öküz Anadolulu, senin neyine yüksek bürokrat olmak, akademide hoca olmak, hâkim savcı olmak, diplomat olmak, polis olmak, TSK’da general olmak… Siz çiftçilik yapacak, çağrıldığınızda askere gideceksiniz…”
Osman Yüksel, “Serdengeçti” ile mücadelenin nasıl olacağını göstermiş, yaklaşık 20 yılda 33 sayı çıkarabildiği dergisiyle Türk basın tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. 1960 yıllarda parlamentoya girmiş ancak vekil kimliğinden daha ziyade gazeteci, dava adamı kimliği öne çıkmıştır.
Gelelim “müftü keçi çaldı” haberine… Serdengeçti şöyle anlatır;
“Cumhuriyet’in birinci sayfasında, ‘Bir müftü keçi çaldı’ başlıklı bir haber vardı. Bu müftü, Reyhaniye Müftüsü’dür. Hâdise tamamen yanlış aksettirilmiştir. Hâkikatte keçiyi çalan müftü değil, müftünün keçisi çalınmış, müftü efendi mahkemeye müracaat etmiştir. Zavallı hoca, gazeteye tekzip gönderir. Mağrur ve koca Cumhuriyet tekzibi neşretmez. Hoca, vaziyeti, ait olduğu daireye yazar. Daire de Cumhuriyet’ten korkmaktadır. Hâdise karanlık, karışık bir hâdise değildir. Elimizde mahkeme ilâmı vardır. Müftünün keçisi çalınmıştır. Hayır, bunu Cumhuriyetçiler kasten ‘Müftü keçi çaldı’ şekline inkılâp ettirmişlerdir…”
Serdengeçti, şöyle devam eder:
“Bu gazetelerde din adamlarımızın adı yobazdır. Allah’ın günü din adamları terzil edilir. Bir takım birikinti türediler, bu vatanı hangi ruhun kurtardığını bilmemezlikten gelirler. Baylar! Yüzde 98’i Müslüman bir memlekette yaşadığınızı unutuyorsunuz. İnkılâpçılık perdesi altında mukaddesatımızla oynuyorsunuz. Ama artık Anadolu insanı uyanıyor. Hizaya gelmenizin vakti çoktan gelmiştir.”
15 Temmuz kumpası ile Türkiye’de bağımsız gazeteciliğin köküne kibrit suyu döküldü. Erdoğan-Ergenekon kirli ortaklığı önce alternatif medyayı ortadan kaldırdı. Erdoğan, oluşturduğu havuz medyasıyla milletin zihnini kirletti. Yaptıkları her kanunsuzluğu “olağan şüpheli” ilan edilen kesimlerin üzerine yıktılar. Saray, izin verdiği sözde muhalif yayın organlarını “atıl kurt” gibi kullandı. Bu rejim köpekleri hep AKP muhaliflerini ısırdı…
Ergenekon’un karanlık odağıydı. Habercilikten daha çok tetikçilik yaptılar. Hiç bir etik ve ahlaki kural tanımadılar. Son yaptıkları haber…
Odatv, Sözcü, Cumhuriyet, Tele1, Halktv bunların başında geliyor. Örnek mi?
Odatv’nin ev hanımlarına yapılan hukuksuzluğu dile getiren Demet Akalın’ı hedef tahtasına koyması… Bu ne ilk ne son. Sadece en yenisi…
Şarkıcı Demet Akalın, Nisan ve Mayıs aylarında Edirne Cezaevi’ne konular hamile, hasta ve çocuklu anneler için Aile Bakanlığı’na çağırda bul
Bu süreç nasıl kırılacak, bu tünelden nasıl çıkılacak?
Zaman Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı (@ekremdumanli) bile algı yanılmasından şikâyet ediyor. Havuz yalanlarına birlikte çalıştığı gazetecilerin bile inanmaya başladığını söylüyor. @tr724'de bile gezide “cemaatçi” denilen polislerin halka sert davrandığı şeklinde havuz yalanlarının tekrarlanmasından şikayetçi… İnternet sitesinin editörü Veysel Ayhan bir gazete yayın yönetmeninden ziyade “kürsü” sayfası yöneticisi gibi yazılar yazıyor…
Bütün bu “müftü keçi çaldı” haberlerinde en büyük kabahat yine eski Zamancıların… Hizmet Hareketi’nin, Gülen Cemaati’nin üst yönetiminin…
100 tane okuldan 1 tane adam gibi gazete ve televizyonun daha etkili olduğunu ne çabuk unuttunuz.
Cumhuriyet gazetesinin “Egede irtica kampları” haberlerinin “yalan haber dosyaları” ile nasıl geri püskürtüldüğünü ne çabuk unuttunuz…
Hadi, Türkiye’deki medya organlarını Erdoğan rejimi kapattı. Buna yapılacak bir şey yoktu. Peki yurt dışındaki gazete bürolarının kapılarına neden kilit vuruldu. Türkiye dışında yaşayan veya bir şekilde ülkeyi terk eden gazeteciler neden Uber yapmaya, pizza dağıtmaya zorlandı.
Her büro bir internet sitesine dönemez miydi? Gazeteciler en iyi bildiği işleri yapmaya devam edemez miydi?
Şimdi Cevheri Güven, Adem Yavuz Arslan gibi isimlerin bireysel çabalarıyla mutlu oluyorsunuz. Bireysel çabalar önemli ama yetmez. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bu da iyi bir şey gibi sunuluyor. Ama değil. sadece kakafoniye neden oluyor. Sonuçta @tr724'te bile Hizmet Hareket’ni #15temmuz’la ilişkilendiren #ahmetdönmez gibi isimlerin yazı dizileri yayınlanıyor…
Hani yan yana gelen 3 tane 1’den 111 ortaya çıkıyordu? Ne oldu da fikir değiştirdiniz?
Rejim ve yalanlarıyla mücadele için ortak akıl, ortak hareket lazım. Stratejik düşünme lazım.
Niye yurt dışında cihan haber ajansı gibi bir ajans kurulmadı? Samanyolu gibi televizyon, Zaman gibi bir gazete, Aksiyon gibi bir dergi oluşturulmadı. Mahkemeleri takip için niye özel araştırma birimleri kurulmadı? Dava dosyaları hallaç pamuğu gibi atılmadı? Çelişkiler, yalanlar, iftiralar ortaya çıkarılmadı?
#VeyselAyhan yazdıklarına katılmamak mümkün değil. Türkiye’de maalesef ortam bu. Bundan sonraki süreçte tek ve en önemli amaç atılan…
#15Temmuz’la ilgili olarak binlerce kişi işinden aşından oldu. Milyonları aşan mağduriyetler yaşandı. İnsanlar damgalandı. Bütün bunları açılacak okullarla kapatamazsınız.
Ulusalcılar “mabedsiz şehir” hayali kuruyor. AKP ve Erdoğan “bir nesli mahvetti.” Ve bütün bunlar “gülünç hakikatler” değil… “bu milleti ağlatmayın!”
Organize olmazsanız daha çok gol yersiniz. İsmail gibi isimler gazeteci sayılmaya devam eder. Keçisi çalınan müftü keçi çaldı diye suçlanır.
Demedi demeyin!
Yoksa uyanmanız ve harekete geçmeniz için Nevzat Tandoğan gibi mi demeli!
Ulan Öküz Anadolulu ayağa kalk!

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
BIYIKSIZ HİTLER VE AVRUSYACILIĞIN SONU!
Feb 28, 2022
Putin’in Ukrayna’yı işgali güç sarhoşluğunun sonu, stratejik miyopluğun göstergesidir. Rusya için dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmaktır. Ukrayna’da Rusya muharebeyi kazansa da savaşı kaybedecektir. Afganistan nasıl SSCB’nin sonu olduysa Ukrayna’da Putin Rusyasının sonu olacaktır. Hitler gibi Putin de tarihin çöplüğüne gömülecektir!
Batının politikalarından rahatsız olanlar için Putin bir idole dönüşmüştü. Sömürgeci ve emperyalist ülkelerin ezdiği toplamlar için komünizm bir kurtuluş olarak görülmüştü. SSCB’nin etkisi altılan giren ülkeler nasıl bir “ayı kapanına” tutulduğunu zaman içinde gördü. Çekoslavakya, Macaristan, Afganistan bunun örneği… SSCB’nin çözülmesinin ardından zafer ilan eden batının yaptığı bazı pervasızlıklar ise Putin’i kurtarıcı gibi sunmuştu.
Şimdi Nükleer gücünü de harekete geçiren Putin’in Kuzey Kore liderinden bir farkı kalmadı…
Ancak o bir kurtarıcı değil işgalci. Ukraynayı işgali öncesi yaptı açıklamalar ve attığı adımlar bunun göstergesi. Yaşam alanı tabiri, Ukrayna’ya karşı ani bir saldırıyla yıldırım harekate gerçekleştirmesi, tek ulus tek vatan söylemi onun bıyıksız bir hitler olduğunu gösteriyor. Sosyal medyada dolaşan ve Patric Mulder isimli bir kişi tarafından tasarlanan sahte Time kapağı aslında Putin’in gerçek resmini ortaya koyuyor.
Tarih iyi bir öğretmendir. Birazcık tarih okuyan bilir ki güçlenen rusya her zaman çevresindeki ülkeler için bir tehdit oluşturmuştur. Bu tehditi ise en fazla hisseten şüphesiz ki Türk halkları ve devletleridir. Bu nedenle Putin’in politikalarının doğru olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Rus muhiplerine sempatiyle bakmadım. Putinperverleri ciddiye almadım. Sesleri yüksek çıktığı dönemde bile Batıya karşı Putincilik yapanlara her zaman şüpheyle yaklaştım. Takke düştü, kel göründü. Putin’in bıyıksız bir Hitler olduğu dünya tarafından da anlaşılmaya başladı.
Dediğim gibi az buçuk tarih okuyan bilir ki Türker’in tarihsel olarak en büyük rakibi Ruslar (Çinliler ve Perslerle birlikte) olmuş ve en fazla savaştığı ülke Rusya olmuştur. Rusya’nın bütün politikaları Türk dünyası ve Türkler aleyhinedir. Dolayısıyla Rusya’nın güçlenmesi Türkiye’nin, Türk halklarının zayıflaması anlamına gelecektir. Küçük Moskova Prensliği genişlemeye başladıkça büyük Türk dünyası küçülme sürecine girmiştir.
Karanlık Oda’dan solculuk, ulusalcılık ve Türkçülük yapıp, veryansın eden minik beyinler birgün bunu görür mü emin değilim… Doğu Perinçek’le aynı gemide seyahat edenler bunu görür mü emin değilim.
Türkiye, komşularıyla iyi geçinmeli ama yüzünü ise demokratik batı ülkelerine dönmelidir. Rusya ile iyi ilişkiler içinde olmak ayrı, Rusya’nın peyki olmak, Rusya adına NATO ve batının bölge politikalar da oyun bozan olmak ayrıdır. Rusya ile savaşmayalım, fakat Rusya’nın niyetlerini bilim akıllı davranalım.
1- Rusya’nın Aktif Tedbirler Politikası yeniden devrede mi?
Türkler hep batıya göçmüşlerdir. Yüzünü hep batıya çevirmişlerdir. 3. Selim’den itibaren başlatılan ıslahat hareketleri ve devam eden reformlarda Osmanlı kendisini hep batılı değerleri örnek almış ve Avrupa’nın bir parçası olmaya çalışmıştır. Bu süreçle ilgili özellikle yöntemle ilgili bir sürü eleştiri getirilebilir. Osmanlı yıkıldıktan sonra da yeni Türk Cumhuriyeti bu hedeften vazgeçmemiştir. Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nda karşı karşıya geldiği Batılı devletlerle Cumhuriyetin ilanından sonra barışmanın yollarını aramıştır.
Türkiye’nin çıkarları hep batıda olmuştur… Bu bugünde geçerlidir. Avrasyacılık Avrusyacılıktır. Bu tespiti ilk olarak Erdoğan rejiminin kapatıp arşivlerini yok ettiği Aksiyon dergisi yapmıştır.
Putin’in Ukrayna’yı işgal girişimi Avrusyacılığın sonunu da getirecektir. Rusya muhaberebiyi kazanabilir ancak savaşı kaybedecektir. Rusya, erken davranıp işgal ettiği bölgelerden çekilmezse Ukrayna, Putin’in yeni Afganistan’ı olacaktır. Rusya’nın bunun öngörememesi miyopluktur. O büyük anlam atfedilen Rus stratejistlerinin de ne kadar kof olduğunu göstergesidir.
İsrailli tarihçi, 'Sapiens'in yazarı Yuval Noah Harari, Ruysa Devlet Başkanı Vladimir Putin'in tarihi bir yenilgiye doğru yol aldığını savun
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı Türkiye için de bir fırsata dönüşebilir. Ülke üzerine karabasan gibi çöken ulusalcı, avrasyacı, ergenekoncu çeteden, terör yapılarından kurtulabilir. Ergenekon operasyonlarıyla kaçırılan fırsat geri gelir mi bilinmez. Gülen Hareketi’ni bitirmek için Erdoğan Rejimi’nin ittifak yaptığı Ergenekoncular 1940’larda Türkçü Turancılar gibi tabutluklara atılırlar mı o da bilinmez. Ancak seslerinin bir müddet cılız çıkacağı kesin!
Ayrıca Erdoğan rejiminin başta İŞİD Petrollerinin damat eliyle satılması başta olmak üzere 15 Temmuz, Rus Büyükelçinin öldürülmesi gibi kirli çamaşırları ortaya dökülebilir… Savaş kötüdür, masum insanların ölmesi acıdır. İşgalin bir an önce bitmesi temennimizdir. Ancak bu şerrin hayrı dünya için; Putin’in maskesinin dökülmesi ise Türkiye içinse Erdoğan rejiminin kirli çamaşırları ve karanlık kumpaslarının ortaya çıkması olabilir!
Rus Savunma Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesini IŞİD'le petrol ticareti yapmakla suçladı. Erdoğan ise iddiayı 'iftira' olarak nitel
https://x.com/halilmertalkan/status/1497200903471996944
https://x.com/halilmertalkan/status/1496130054966988803
AĞLARSA ANAM AĞLAR GAYRISI YALAN AĞLAR!
Jan 13, 2022
Enes Kara’nın ölümüne kim üzülmüştür. #EnesKara ölmesin diye tag açıp, sonra cemaatler, tarikatlar ve hatta din yasaklansın diyenler mi? Siz bakmayın onların Enes’in intiharını üzülüyormuş gibi görünmelerine… Emin olun hiç birinin umurunda değildir Enes ve Enes gibiler… Kara haber düştüğü yeri yakar. Kimsenin yüreği annesinin kadar yanmamıştır. Evlatlar ölmesin, analar gözyaşı dökmesin!
Enes Kara'nın annesi Hatice Kara, yazılı açıklamasında, oğlu üzerinden kamuoyu algısı yürütülmeye çalışıldığını savundu.
#EnesKara’nın intiharı çok acı. Bir çok kişi bu intihar üzerinden dine, dini değerlere, dindarlara, cemaatlere kinlerini kustu. Ergenekon’un Barışları devreye girdi. Karanlık düşüncüleri gün yüzüne çıktı. Sözde ilahiyatçılar durumdan vazife çıkardı.
Cemaatler, tarikatlar kapatılsın diylenler olduğu gibi, mevzu dolandırmadan söyleyenlerde oldu: Din yasaklansın…
İsmail Saymaz gibi haber elemanları, muhbir vatandaşlığa soyundu. MİT neden bu öğrenci evlerini izlemediğini sorguladı…
Stalin’in ruhu 2022 Türkiye’sinde ulusalcı, kemalist zihniyetlerde hortladı…
Kemal Kılıçdaroğlu ve Ali Babacan bu koroya katılmadığı için linç edilmeye kalkışıldı…
İntihar üzerinden ideolojik kinlerini kusanların üzüntülerinin samimi olduğunu hiç düşünmüyorum. #15temmuz’da köprünün üstünde askeri okul öğrencilerinin kör bıçaklarla kafasının kesilmesine ses çıkarmayanların, Meriç’te, Ege’de cansız bedenleri kıyıya vurulanlara üzülmeyenlerin göz yaşlarının timsah gözyaşlarından farkı yoktur.
Ne demiş atalarımız “ağlarsa amam ağlar, gayrısı yalan ağlar.” Babasının açıklaması gazetelere yansıdı. Annesinin halini bilmiyoruz. Ancak Enes’in intiharına en fazla fırın almak istediği annesi üzülmüştür. Allah sabır versin, kimseye de evlat acısı yaşatmasın!
Olay çok üzücü! 10 dakikalık videosunu baştan sona izledim. #EnesKara’ya Allah rahmet etsin. İstemediği bir okula gitmiş. İnanmadığı kitapları okumuş. Sevmediği bir evde kalmış. Geleceğe dair umudu kalmamış! Ne ailesi, ne sınıf, ne de aynı evi paylaştığı arkadaşları… Etrafındaki hiç kimse içinde bulunduğu psikoloji anlamamış. Sonuç hazin.
Bazı Nurcu Gruplar Gülen Hareketi’nin tasfiyesinde araç ve aracı oldular. Meşveret meclislerinde istişare kararı alarak tasfiye listeleri hatırladılar. Zulümde #AKP değirmenine su taşıdı. Yurtlarına, okullarını ganimet olarak aldılar.
Ancak elim olayın ardından azgın azınlığın cemaatler, tarikatlar yasaklansın, kapatılsın korosuna katılmak da mümkün değil! Hakkın hatırı alidir…
İntihar acı bir olay. KYK yurtlarında, seküler öğrenci evlerinde de intiharlar olabiliyor. İntihar üzerinden cemaat, tarikat düşmanlığı ise yanlıştır.
Türkiye’nin en sivil, bankası, okulu, derneği, vakfı, yurdu ile en şeffaf hareketi tasfiye edilirken sevinç çığlıkları atanların, şimdi Enes’in ardından ağladıklarına inanmak mümkün değil.
Tarikat deyince aklınıza hemen Nakşiler, Cemaat deyince Nurcular gelmesin… Alevilikte bir cemaattir, Bektaşilikte bir tarikattır… Atatürkçüler de bir dernek altıda faaliyet göstermektedir. Demokratik bir toplumun göstergesi özgür medyayla birlikte sivil toplumdur. Ve bu kurumlar artık bir sivil toplum örgütüdür… Kabul etsenizde, etmeseniz de öyledir. Bakınız batı ülkelerindeki emsallerine…Tarikatlar, cemaatler veya her hangi bir grupla ilgili yapılması gereken düzenleme ve denetlemedir, yasaklama değil.
Kimin neyle nasıl imtihan edileceğini bilemeyiz. İntiharların da son yıllarda arttığı bir gerçek. Türkiye’de 2002 ile 2019 yılları arasında 53.425 kişi intihar etmiş.Türkiye’deki intiharların bilinen en yaygın sebebi ise hastalık.
Son yıllarda artan intiharlarda mevcut iktidarın rolü var mıdır. Evet! KHK ile ihraç edildikten sonra hayata tutunamayıp intihar edenlerin günahları AKP’lilerin boynuna bir yüktür.
Acıları yarıştırmamak özellikle evlat acısı üzerinden ideolojik kinler gütmek doğru değil. Kimin ne zaman benzer acılarla karşılaşacağını bilemeyiz.
Benzer bir olay yıllar önce Kemalist cephene yaşanmıştı. ADD Genel Başkanı Ertuğrul Kazancı’nın oğlu, kendi evlerinde intihar etmişti.
Kendini iple kalorifer borusuna asan genç kurtarılamadı
Aydınlanmacı, kemalist solcular bunu nasıl izah edecek?
Tarikatlar kapatılsın, cemaatler yasaklansın diyenler kendi mahallerindeki intiharı nasıl açıklıyor acaba?
Eskilerin en önemli dualarından birisi “sıralı ölümdür”. Yani en yaşlıdan gence doğru sıralı ölüm… Çünkü şairin dediği gibi “her ölüm erken ölüm” değildir…
Ey anne ve babalar evlatlarınıza sahip çıkın, psikolojilerini anlamaya çalışın. #enes’ler ölmesin! analar ağlamasın!
KUMPASLAR, OROSPUNUN NAMUSU, AYDININ AHLAKSIZLIĞI!
Jan 5, 2022
15 Temmuz’dan sonra AKP eliyle emsali olmayan zulümler yapıldı bu ülkede. Atılan iftiralara, kurulan kumpaslara ses çıkarmadı kimse. Aydını, ilahiyatçısı, politikacı, gazetecisi, yazarı, hukukçusu, sağcısı, solcusu, ülkücüsü, Kürdü, Alevisi, İslamcısı… Adana genelevinde çalışan kadın kadar namuslu olamadı: “Ben kimseye iftira atamam. Orospuyum ama Adana Valisinden namusluyum…”
Sosyal medyada önüme düşünce gördüm. Uzun süreden beri bir şeyler yazmak istiyordum. Bu paylaşım vesile oldu.
Eski Adana valisi, AKP rejiminin karakterini yansıtıyor. Hırsızı tutan, kumpas kurup polisi tutuklayan karekterini…
Hüseyin Avni Coş bir prototipti… Temmuz ayında kalp krizinden öldüğü açıklandı. Bu dünyada hesap veremeden gitti. Yargılaması ilahi mahkemeye kaldı! (Allah Kahhar ismiyle muamele etsin!) Kendisinin adını ilk olarak dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da suçlandığı ‘Akbil yolsuzluğu’ ile duyurdu. O dönem, ‘Akbil’ yolsuzluğunda Erdoğan’ın suiistimallerini örtbas etti. Hizmetinin karşılığını sonrasında fazlasıyla aldı.
Yusuf Halaçoğlu, Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’la ilgili olarak, ’Adana Valisi Coş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı Belediye başkanlığı döne
Valiliği döneminde birçok vukuatla gündeme geldi.
Vatandaşa “gavat” dedi hakaret etti. Görevini korudu. Çünkü Reis’i de Yahudi dölü demişti Soma’da bir vatandaşa…
Halka küfreten valiye Adana Demirspor taraftarının hep bir ağızdan statda verdiği cevap muhteşemdi… Gazeteci Emin Çölaşan’ın bu olayı köşesine taşımıştı…
Sözcü Gazetesi Yazarı Emin Çölaşan'a gelen okur mektuplarını yayınlıyoruz
Şehir efsanesi gibi anlatılan hadiseyi Adanalı gazeteciler de doğruluyor. Fatoş Tekbaş bunu internette yazmıştı. (http://adanadoruk.com/m-haber-8365.html)
Gazeteci Fatoş Tekbaş Vali Hüseyin Avni Coş'u yazdı
Avni Coş, Erdoğan’ın sadık bir kuluydu. Reisi cemaate savaş açınca o da durumdan vazife çıkarmıştı. #15Temmuz öncesi ve sonrasında bir çok kumpasın içinde yer aldı.
Bunlardan birine da Adana’da imza atmaya çalıştı. Radikal Gazetesi muhabiri Fatih Yağmur, bu kumpası sosyal medya hesabından yıllar önce ifşa etmişti. Fatih Yağmur’un ifadeleriyle söz konusu kumpas şöyle gerçekleşti:
“Merkeze alınan eski Adana Valisi Coş ile ilgili bir vakayı paylaşayım sizle. “Kim takar Yalova kaymakamını” sözü var ya. Onu gölgede bırakır.
Coş, valilik bürokratlarının diline düşmüştür bu vakayla. Valilikten kendim de bizzat olayı teyit etmiştim. Olay 2014 baharında yaşandı.
Vali Coş, Adana’da görev yaparken aklınca bir kumpas kurmak ister göze girmek için. Tabi adliyede de duyulur kısa süre sonra. Hükümete çalışan hakimler bile isyan eder, “cemaate operasyon için kumpasa gerek yok, haklı gerekçeler varken” derler ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a Vali Coş’u şikayet ederler. Olaya gelirsek, Vali Coş, Adana Genelevi’nden bir kaç işyerini kapattırmıştır. Valilik Özel Kalem Müdürü Vahdettin Sakallı ile beraber bu tezgahı kurarlar… Bir kaç valilik personeli ve rütbesiz polis de işin içindedir. Genelevdeki işyerlerinin sahibine valilik personelini gönderir. İşyeri sahibine, “gazeteciler gelecek, cemaatin genelev imamı bizden haraç istedi, vermedik kapattı diye anlatacaksın” derler. Bir hafta sonra da havuz medyasından bir kaç gazeteci çağırır valilik. Adana’ya giderler. Valiliğe uğradıktan sonra özel kalem müdürü, onları yanlarına valilik personeli ve iki polisle beraber geneleve gönderir. Havuzcular, işyeri sahibi kadınla görüşmeye başlarlar. Kadın, iş yerinin haksız kapatıldığını, polisin mühürlediğini anlatır.
Devamında geçen diyalogu şöyle anlatayım: Genelev imamı haraç istemiş sizden? Yok benden haraç isteyen olmadı, polis geldi mühürledi. Fetullah Gülen’in polisleri mi? Paraleller… Tanımıyorum onu. Hocaefendi diyorlar ya TV’de gazetede her gün? Yok oğlum, ne hocası. Bak evladım, bize vali adam gönderdi, geleceğinizi de söyledi. Vali kapattırdı bizim burayı başkası değil. Bizden iftira atmamızı istiyor. Ve o efsane cümleyi de yapıştırır genelev sahibi kadın: -Ben kimseye iftira atamam. Orospuyum ama Adana Valisinden namusluyum… Havuzcular da dalavereyi anlar “bu kadar da olmaz” diyerek valiliğe sonra da adliyeye giderler. 7 ACM başkanına da anlatırlar. 7. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı da Bekir Bozdağ’a hemen şikayet eder. Ankara’ya kadar gider yani? O günden beridir o söz efsaneleşir Adana’da: “Orospuyum ama Adana Valisinden namusluyum…” Olayın kahramanı muhabirler: Star ve Yeni Şafak’tan. Onlar yayınlamayınca Vakit muhabirini çağırıyorlar. O da girmiyor haberi…”
Aydını, ilahiyatçısı, politikacı, gazetecisi, yazarı, hukukçusu, sağcısı, solcusu, ülkücüsü, liberali, Kürtçüsü, Alevisi, İslamcısı… bu kadın kadar dik duramadı. Hakkı haykırmadı!
AKP iktidarının zulümlerine karşı bırakın yüksek sesi, cılız sesle bile ses çıkmadı. Düne kadar Gülen Hareketi’nin etkinliklerine katılan, okullarında çocuklarını okutmak için yarışan, üniversitelerinden hocalık yapan, Fethullah Gülen’le fotoğraf çektirmek için sıraya giren etkili ve yetkili kişiler, 17/25 Aralık’la birlikte başlayan #15Temmuz’la devam eden süreçte kumpas kurma, iftira atma yarışına girdiler.
Aydını, ilahiyatçısı, politikacı, gazetecisi, yazarı, hukukçusu, sağcısı, solcusu, ülkücüsü, Kürdü, Alevisi, İslamcısı… Cemaati, birlikte kuyuya attı. Ergenekoncu, ulusalcı, kemalist, Kürtçü bazı tipler Gülen Cemaatin temsil ettiği değerlere duyduğu kinden, nefretten; milli görüşçü, tarikat ve cemaatler ise hasetten… kurulan kumpasları görmedi. Adana Genelevinde çalışan kadın kadar namuslu olamadı!
Önce Ali Bulaç, ardından Şahin Alpay sonra Ahmet Turan Alkan… Kaçınılmaz bir eleştirinin satır başları…
Gülen Hareketi üzerine kurulan kumpası, Adana Genelevindeki kadın gördü, Atilla İlhan’ın şiirinde olduğu gibi cinayetleri Haliç’teki kör balıkçılar gördü, ama bunlar görmezden geldi.
Mona Rosa şiirini bulmak için kütüphanelerden Hisar dergisini aramıştım. Sonra başka bazı şiirleriyle birlikte Mona Rosa’yı da…
Türkiye’ye AB standartlarını getireceğini söyleyen AKP’yi desteklemek hiç bir zaman yanlış değildi. 28 Şubat’ın tankları üzerinden geçirdiği “mağdur” bir kitlenin yanında durmak yanlış değildi. Onların bu desteklere ihanet etmesi, münafıklık yapması yanlıştı. Erdoğan’ın bu kadar zalim olacağını öngördüğünü söyleyen doğruyu söylemiyor. Bugün Hizmet Hareketi’ni AKP’yi desteklemekle suçlayan ‘içeridekiler’ o zaman en büyük Tayyipçiydi. Arşivlere bakın!
“Birini tanımak istiyorsan önce onunla kavga etmelisin!”
Hepimiz kabul edelim. Burada dördüncüsü vizyona girmişken Matrix filminin ikincisindeki o diyaloğu hatırlayalım. Neo, Kahin’le görüşmeye gittiğinde kapıda bekleyen görevli ile dövüşmeye başlıyor. Neo diyor ki “Beni biliyordun. Neden kavga ettin”. Görevlinin sözü: “Birini tanımak istiyorsan önce onunla kavga etmelisin!”
Tayyip Erdoğan’ın gerçek kişiliği kavgada ortaya çıktı. 2002’de milli görüş gömleğini çıkaran ve Türkiye’yi AB standartlarında bir ülke yapma vaadiyle “demokrat” bir lider profili çizen Erdoğan, 2014 yılında bir den Mr. Hyde döndü. Hırsızlığını gören herkesin gözlerini çıkarmaya, önünde eğilmeyen herkesin başını ezmeye, kadın kız, hamile çocuk dinlemeden zulmetmeye başladı. Kendisine biat etmeyen bir camia’yı yok etmeye çalıştı.
Okul, dersane, banka, bylock, kamu görevinde bulunma, irşat ve tebliğ… hiç birisi kanunen suç, dinen yasak değildi… Uydurulmuş bir terör örgütü safsatasına inanmayı seçtiler…
VEYA NE GÜLÜYORSUNUZ ANLATILAN SİZİN HİKAYENİZ!
Gülen Hareketi’nin başına gelenler yanlışlarından değil, yaptığı doğrular yüzündendi… Siz münferit takıldığını söyleyip nifak yayanlara, kıtalararasında kocaman görünen minik beyinlere, dönmez denen döneklere, bir cacık olmayan tiplerin ahvaline, kafası karışıkların yazdıklarına bakmayın!
Kervan bir şekilde yürüyor. Türkiye, AKP ve Erdoğan’a bırakılamayacak kadar önemli bir ülke. Gemileri yakarken ülkeyi yakmamak gerek! Yapılacak olan da bugüne kadar yaptıklarından şüphe etmek değil, Nurullah Albayrak’ın Tr724'teki yazısında “toparlanın gitmiyoruz!” demek…
YORUM | Av. NURULLAH ALBAYRAK 2016 yılının meş’um 15 Temmuz günü sonrasında ortaya çıkan vahşi tablo nedeniyle, zorunlu olarak, çoğu insan
Mahsun Kırmızıgül gibi seslenmek:
“Kıyametler kopuyor zavallı yüreklerde Ne gören var ne duyan herkes kendi derdinde Boşa değil isyanım neler gördü bu gözler Başını eğme dik tut bu günler elbet geçer Kula kulluk edenler var zalimlere baş eğen var Yakın ışıkları dostlar gerçekleri görmeyen var”
#VeyselAyhan yazdıklarına katılmamak mümkün değil. Türkiye’de maalesef ortam bu. Bundan sonraki süreçte tek ve en önemli amaç atılan…
24 Nis
1- Türkiye’de özgür medya kalmadı. İnsanlar doğru bilgiye ulaşmak için özel gayret göstermeleri gerekiyor. Yurt dışından yayın yapan…
SEZAİ KARAKOÇ SUSTU, TARİH SUSMAYACAK!
Nov 17, 2021
Mona Rosa şiirini bulmak için kütüphanelerden Hisar dergisini aramıştım. Sonra başka bazı şiirleriyle birlikte Mona Rosa’yı da ezberlemiştim. Şimdi ise Sezai Karakoç’un en çok “ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz” mısrasını tekrarlıyorum.
İslamcıların bu kadar zalim olabileceğini öğretmedi Karakoç. O sadece Mona Rosa şairi değildi. Aynı zamanda bir parti başkanıydı: Diriliş Partisi. Bugün iktidarda olan birçok kişi, önünde ceketini ilikliyor, Erdoğan başta pek çoğu Karakoç’a konuşma ve yazılarında referans da bulunuyor.
“Biz sussak tarih susmayacak, vicdan susmayacak” diyordu Sezai Karakoç. AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin hiç bir döneminde görmediği zulmü gördü bu ülkenin insanları. Ortadoğu yerle bir oldu.
Karakoç, iktidarın hiçbir zulmüne ses çıkarmadı. Bu cadde çıkmaz sokak demedi… İnsanlar dinden soğudu…
Sezai Karakoç eski talebelerine, kapısını aşındıran AKP’lilere “Ne yapıyorsunuz?” diye sorsaydı, önünde ceketlerini ilikleyen Erdoğancılara “zulm ediyorsunuz” diye ses çıkarsaydı belki insanlar bu kadar mağdur edilmez, işkenceyle öldürülmezdi.
Sezai Karakoç, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nden edebiyat dalında ödülünü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den alacak.
Şimdi o ebediyyen sustu ama tarih susmayacak.
Sezai Karakoç benim için büyük hayal kırıklığıdır…
MEHMET EYMÜR ASLINDA NELER SÖYLEDİ?
Nov 5, 2021
“Ergenekon diye bir yapı var. Belgeler Perinçek’in masasından çıktı. Perincek İngilizlerin adamıdır. JİTEM gerçek. Hanefi Avcı pkk’lı itirafçıları kullandı, Kozinoğlu Murat Bozlak’a suikast planladı. Çevik Bir, operasyonu deşifre etti. Zekeriya Öz’e benim başıma gelenleri hatırla dedim. Devlet herşeyi yapabilir, işkence bile…”
Eski MİT’çi Mehmet Eymür kumpas iddialarının tamamını çöpe attı! Şimdi Aydınlık, Odatv, Cumhuriyet, Sözcü başta olmak üzere Ergenekon medyası yakında koro halinde Eymür’e sövmesine hazır olun. Karanlık kalemler Soner Yalçın, Aytunç Erkin, İsmail Saymaz, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu’nun köşe yazılarını bekleyin…
İNAN SANA DEĞİL KASTIM, CAHİLLE SOHBETİ KESTİM... "SÖYLESEM TESİRİ YOK, SUSSAM, GÖNÜL RAZI DEĞİL" (FUZULİ)
@T24’ten Gökçer Tahincioğlu’na vermiş olduğu röportajda anlattıkları, gazetecilik ifadesiyle çok sayıda manşeti içeriyor. Ancak birçok medya organı bilerek ve isteyerek bu ifadeleri görmezden gelirken, @tr724, @aktifhaber gibi muhalif bazı yayın organları da kopyala yapıştır mantığıyla habercilik yaptığı için aynı başlıkları kullandı.
Mehmet Eymür’ün açıklamalarında yer alan önemli bilgilerin satır başları:
· Babalar operasyonunu Genelkurmay istedi. Dündar Kılıç’ın bazı paşalarla ilişkisi vardı. · Hanefi Avcı’yı sevmem. Pişmanlıktan yararlanan bir sürü Kürdü çok kullandı. Onların kirli işleri vardı. · Öcalan operasyon yapmak istedik. Her yerden engel aldık. Çevik Bir istihbaratın başındaydı. 1 Ton patlayıcı aldık. Ertesi gün Cumhuriyet gazetesinde yazı çıktı, “MİT patlayıcıyı ne yapacak” diye.
· Apo öldüremedik. Ancak Suriye’yi korkuttuk. Öcalan’ı Suriye’den çıkarttılar. · Ulaş Bardakçı’nın saklandığı bina Mahmut Dikler’indi. Dikler siyasi şubenin başıydı. · Kızıldere’de yargısız infaz yok. Mahir Çayan keskin nişancılar tarafından vuruldu. · Kaşif Kozinoğlu bana bağlıydı. Murat Bozlak’a suikast planlamış. Onun tahkikatını yaptım. Engelledik. · Yavuz Ataç, Amerikalılarla çalışıyordu. Odamı silahla bastı. Çakıcı’nın mesajını getiriyormuş. · Çakıcı’yı Almanya’da PKK’ya karşı bir operasyonda kullandık. Operasyon başarısız oldu. Ekibi sızma vardı. · Gladio eğitimlerini ordu yapıyordu.
· Ergenekon belgeleri Perinçek’in başında olduğu yapıdan çıktığını sanıyorum. Belgeler onun masasından çıktı.
· Zekeriya Öz’le görüştüm. Bildiğimi şeyleri söyledim. Birkaç sene sonra size de aynı şeyleri soran olursa beni hatırlayın dedim.
· Ben Ergenekon operasyonunda doğru hareket edilmediğini düşünüyorum. Bir yapı var. Ama bu çizilen yapı mı başka şey mi bilmiyorum. Gladio dediğim yapı hâlâ olabilir.
· Başka türlü konuşma imkânı yoksa işkence olabilir, çünkü çok inatçı tipler var.
Eski MİT yöneticisi Eymür: Başka türlü konuşma imkânı yoksa işkence olabilir, çünkü çok inatçı tipler var!
· (15 Temmuz’da) bence bundan çok başka yere bakılmalı. 15 Temmuz henüz çözülmedi tam olarak. Çok sual var.
· Ben yazdıkça Ağar güçlendi.
· (Mehmet Ağar’a) “Yanlış yapıyorsun, yanlış insanlarla geziyorsun” dedik. “Başbakan da geziyor” dedi. “O siyasi adam, sen polis müdürüsün” dedik.
· Yeşil yürekli bir oğlandı. Bizim elemanımızdı. Askerler temas kurunca bizimkiler bırakmış. Herhalde parayı bölüşenlerden biri temizledi
· Veli Küçük’ü iyi tanırım. Veli Küçük beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Perinçek grubundan. Yanlış işlere girişti.
· JİTEM gerçek.
· 18 kişiyi devlet görevlileri, para için öldürdü.
· Kaşif Kozinoğlu ve Yavuz Ataç, Amerikalılarla gizli ilişkiler içindeydi.
· Benim gözümde devlet her şeyi yapabilir, meşrudur, ama menfaat varsa..
· Pirüpak olduğunu söylemek istemem, ama Çiller Özel Örgütü tamamen palavra… 700 kişilik grup varmış, bunların hepsi yanlış.
· Mikdat Alpay, Perinçek’le işbirliği yaptı. Benim bu Çiller Özel Örgütü’nün başında olduğumu söylediler. Düşünün. Metin Dalman isimli gazeteci Alman medyasına bunu verdi
· Çatlı ile de münakaşam oldu. Bebek’te bir restorana getirmişti biri. Dedim ki uyuşturucu işi yapıyorsunuz. O zaman yurt dışında yaşıyorlardı. “E biz mecbur kaldık, aç mı yaşayalım” dedi. “Başka iş yapamayacak mısın” dedim. Münakaşamız oldu.
· ASALA’yı bitirdik hikâyeleri palavra, yalan. Fransa’da bir mezarlıktaki anıta bomba koydular. Başka yaptıkları bir şey de yok.
· Bugün MİT’çinin adını yazana hapis cezası veriyorlar. O tarihte her şeyini, plakasını, telefonunu, evini, adresini hepsini verdiler. Bir nevi “öldürün” denildi. Arkasından felaket oldu. Enteresan olan ilk Amerikan casusunu yakalamamızdan sonra olmasıdır. lk Aydınlık’ta yayınlar başladı. Hiram Bey ve beni CIA ajanı yaptılar o haberlerde. Biz aksini çözmüşüz ama bizi suçluyorlar. Sonra tüm bilgileri verdiler…
· Perinçek İngiliz istihbaratıyla Amerikalıların adamıdır; ordu ve MİT’te adamları var. · Özal’ın kızı davulcuyla evlenmesin diye ‘babalar’a söyledik. İskender Çolak, Başbakan’ın emri diye mekanlarını basmış. · Erkan Gürvit kapasiteli biri değildi. Evren’in kızıyla evlenince önemli biri haline geldi.
"Abdullah Çatlı'yı Bebek’te bir restorana getirmişti biri. Dedim ki, uyuşturucu işi yapıyorsunuz. 'E biz mecbur kaldık, aç mı yaşayalım' ded
Başlıktaki sorunun cevabını şimdi verelim. Eymür, açıklamalarıyla birlikte son yıllarda oluşturulan bir putu kırdı. Erdoğan-Ergenekon rejiminin bütün kumpas iddialarını çöpe attı. Türkiye’nin yakın tarihinin karanlık isimlerini bir bir deşifre etti…
Eymür kumpas iddialarının tamamını çöpe attı…

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
MEHMET EYMÜR ASLINDA NELER SÖYLEDİ?
Nov 5, 2021
“Ergenekon diye bir yapı var. Belgeler Perinçek’in masasından çıktı. Perincek İngilizlerin adamıdır. JİTEM gerçek. Hanefi Avcı pkk’lı itirafçıları kullandı, Kozinoğlu Murat Bozlak’a suikast planladı. Çevik Bir, operasyonu deşifre etti. Zekeriya Öz’e benim başıma gelenleri hatırla dedim. Devlet herşeyi yapabilir, işkence bile…”
Eski MİT’çi Mehmet Eymür kumpas iddialarının tamamını çöpe attı! Şimdi Aydınlık, Odatv, Cumhuriyet, Sözcü başta olmak üzere Ergenekon medyası yakında koro halinde Eymür’e sövmesine hazır olun. Karanlık kalemler Soner Yalçın, Aytunç Erkin, İsmail Saymaz, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu’nun köşe yazılarını bekleyin…
“Ergenekon diye bir yapı var. Belgeler Perinçek’in masasından çıktı. Perincek İngilizlerin adamıdır. JİTEM gerçek. Hanefi Avcı pkk’lı…
Mehmet Eymür, Türkiye’nin yakın ve kriminal tarihinin en büyük tanığı. Kaçakçılık ve terör konularında uzman. Türkiye’de bilen istihbaratçılar içinde, analiz yeteneği en güçlü isimlerden birisi. Mehmet Ağar, Hanefi Avcı gibi isimlere bakınca en az “kirlenen” isim. Sol örgütlere yönelik operasyonlarda yer aldığı için başta Perinçek grubu, bu gruptan ayrılan Soner Yalçın tarafından oluşturulan @odatv gibi karanlık yapıların hedefindeki bir istihbaratçı. Aslında bir “devlet aklı” varsa onu temsil eden görevli. “Benim gözümde devlet her şeyi yapabilir, meşrudur, ama menfaat varsa” sözleriyle bunu anlatıyor zaten. Daha önce www.atin.org’da yazdığı yazılar, kitaplarında anlattıkları birçok karanlık işi ve karanlık ilişkiyi ortaya çıkarıyor.
@T24’ten Gökçer Tahincioğlu’na vermiş olduğu röportajda anlattıkları, gazetecilik ifadesiyle çok sayıda manşeti içeriyor. Ancak birçok medya organı bilerek ve isteyerek bu ifadeleri görmezden gelirken, @tr724, @aktifhaber gibi muhalif bazı yayın organları da kopyala yapıştır mantığıyla habercilik yaptığı için aynı başlıkları kullandı.
Mehmet Eymür’ün açıklamalarında yer alan önemli bilgilerin satır başları:
· Babalar operasyonunu Genelkurmay istedi. Dündar Kılıç’ın bazı paşalarla ilişkisi vardı. · Hanefi Avcı’yı sevmem. Pişmanlıktan yararlanan bir sürü Kürdü çok kullandı. Onların kirli işleri vardı. · Öcalan operasyon yapmak istedik. Her yerden engel aldık. Çevik Bir istihbaratın başındaydı. 1 Ton patlayıcı aldık. Ertesi gün Cumhuriyet gazetesinde yazı çıktı, “MİT patlayıcıyı ne yapacak” diye.
· Apo öldüremedik. Ancak Suriye’yi korkuttuk. Öcalan’ı Suriye’den çıkarttılar. · Ulaş Bardakçı’nın saklandığı bina Mahmut Dikler’indi. Dikler siyasi şubenin başıydı. · Kızıldere’de yargısız infaz yok. Mahir Çayan keskin nişancılar tarafından vuruldu. · Kaşif Kozinoğlu bana bağlıydı. Murat Bozlak’a suikast planlamış. Onun tahkikatını yaptım. Engelledik. · Yavuz Ataç, Amerikalılarla çalışıyordu. Odamı silahla bastı. Çakıcı’nın mesajını getiriyormuş. · Çakıcı’yı Almanya’da PKK’ya karşı bir operasyonda kullandık. Operasyon başarısız oldu. Ekibi sızma vardı. · Gladio eğitimlerini ordu yapıyordu.
· Ergenekon belgeleri Perinçek’in başında olduğu yapıdan çıktığını sanıyorum. Belgeler onun masasından çıktı. · Zekeriya Öz’le görüştüm. Bildiğimi şeyleri söyledim. Birkaç sene sonra size de aynı şeyleri soran olursa beni hatırlayın dedim. · Ben Ergenekon operasyonunda doğru hareket edilmediğini düşünüyorum. Bir yapı var. Ama bu çizilen yapı mı başka şey mi bilmiyorum. Gladio dediğim yapı hâlâ olabilir. · Başka türlü konuşma imkânı yoksa işkence olabilir, çünkü çok inatçı tipler var.
Eski MİT yöneticisi Eymür: Başka türlü konuşma imkânı yoksa işkence olabilir, çünkü çok inatçı tipler var!
· (15 Temmuz’da) bence bundan çok başka yere bakılmalı. 15 Temmuz henüz çözülmedi tam olarak. Çok sual var.
· Ben yazdıkça Ağar güçlendi.
· (Mehmet Ağar’a) “Yanlış yapıyorsun, yanlış insanlarla geziyorsun” dedik. “Başbakan da geziyor” dedi. “O siyasi adam, sen polis müdürüsün” dedik.
· Yeşil yürekli bir oğlandı. Bizim elemanımızdı. Askerler temas kurunca bizimkiler bırakmış. Herhalde parayı bölüşenlerden biri temizledi
· Veli Küçük’ü iyi tanırım. Veli Küçük beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Perinçek grubundan. Yanlış işlere girişti.
· JİTEM gerçek.
· 18 kişiyi devlet görevlileri, para için öldürdü.
· Kaşif Kozinoğlu ve Yavuz Ataç, Amerikalılarla gizli ilişkiler içindeydi.
· Benim gözümde devlet her şeyi yapabilir, meşrudur, ama menfaat varsa..
· Pirüpak olduğunu söylemek istemem, ama Çiller Özel Örgütü tamamen palavra… 700 kişilik grup varmış, bunların hepsi yanlış.
· Mikdat Alpay, Perinçek’le işbirliği yaptı. Benim bu Çiller Özel Örgütü’nün başında olduğumu söylediler. Düşünün. Metin Dalman isimli gazeteci Alman medyasına bunu verdi
· Çatlı ile de münakaşam oldu. Bebek’te bir restorana getirmişti biri. Dedim ki uyuşturucu işi yapıyorsunuz. O zaman yurt dışında yaşıyorlardı. “E biz mecbur kaldık, aç mı yaşayalım” dedi. “Başka iş yapamayacak mısın” dedim. Münakaşamız oldu.
· ASALA’yı bitirdik hikâyeleri palavra, yalan. Fransa’da bir mezarlıktaki anıta bomba koydular. Başka yaptıkları bir şey de yok.
· Bugün MİT’çinin adını yazana hapis cezası veriyorlar. O tarihte her şeyini, plakasını, telefonunu, evini, adresini hepsini verdiler. Bir nevi “öldürün” denildi. Arkasından felaket oldu. Enteresan olan ilk Amerikan casusunu yakalamamızdan sonra olmasıdır. lk Aydınlık’ta yayınlar başladı. Hiram Bey ve beni CIA ajanı yaptılar o haberlerde. Biz aksini çözmüşüz ama bizi suçluyorlar. Sonra tüm bilgileri verdiler…
· Perinçek İngiliz istihbaratıyla Amerikalıların adamıdır; ordu ve MİT’te adamları var.
· Özal’ın kızı davulcuyla evlenmesin diye ‘babalar’a söyledik. İskender Çolak, Başbakan’ın emri diye mekanlarını basmış.
· Erkan Gürvit kapasiteli biri değildi. Evren’in kızıyla evlenince önemli biri haline geldi.
"Abdullah Çatlı'yı Bebek’te bir restorana getirmişti biri. Dedim ki, uyuşturucu işi yapıyorsunuz. 'E biz mecbur kaldık, aç mı yaşayalım' ded
Başlıktaki sorunun cevabını şimdi verelim. Eymür, açıklamalarıyla birlikte son yıllarda oluşturulan bir putu kırdı. Erdoğan-Ergenekon rejiminin bütün kumpas iddialarını çöpe attı. Türkiye’nin yakın tarihinin karanlık isimlerini bir bir deşifre etti…
Eymür kumpas iddialarının tamamını çöpe attı…
ERDOĞAN’IN TEK PARTİ TEK CEMAAT PLANI VE 10 YIL ÖNCESİNDEN YAPILAN ERKEN UYARILAR!
(Oct 16, 2021)
Hasta olduğunu söyleyen Temel’e kimse inanmamış. O da ölünce mezar taşınan “Hastayım, hastayım dediydim de inanmamıştınız” diye yazdırmış. Güç sarhoşluğuna kapılan Erdoğan’ın yapacakları 10 yıl öncesinden haber verilmişti. İnanmamıştınız. Şimdi inandınız mı?
Bu yazıda yer alanları daha önce @ismailsaymaz ve Ruşen Çakır’ın @Medyascopetv’sinde “Tüm yönleriyle tarikat ve cemaatler” adlı programını gördükten sonra yazmıştım. Yayında iki sözde muhalif gazeteci, #AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vakıflar üzerinden dini bir örgütlenmeye gittiği iddia ediyorlardı. Ben de onlara “uyanında balığa gidelim” demiştim. Gerekçem ise bu iddiaların yaklaşık 10 yıl önce başka bir gazeteci tarafından dile getirilmesi, ancak kimsenin bu uyarıları dikkate almamasıydı. Hatta Erdoğan rejiminin bu planına karşı çıkan #GülenHareketi’nin tasfiye edilmesine hepsinin el birliğiyle destek vermesiydi.
Gazeteci İsmail Saymaz, Erdoğan ve ailesinin bir Tayyibiye cemaati kurduğunu öne sürerek; hava limanından köprüye temel yatırımları alan yan
Sonuçta, AKP ve Cemaat kavga edecek ve birbirlerini bitirecek. Devlet onlara kalacaktı. Ancak ortada bir devlet kalmadı. Erdoğan’ın oyuncağı olan bir yapı kaldı.
Gülen Hareketi’den önce biat isteyen, bu olmayınca Kemalettin Özdemir eliyle bölmeye çalışan bunu da başaramayınca toptan tasfiyeye kalkan Erdoğan, devleti partinin AKP’nin çiftliğine dönüştürdü. Sözde muhalefeti ise rejim aparatlarına çevirdi.
Gazeteci Metin Cihan (@metcihan) eliyle TÜVGA, TÜRGEV, ENSAR, İLİM YAYMA CEMİYETİ, ÖNDER dosyaları patladı.
https://x.com/kacsaatolduson/status/1447902510853894145
TÜGVA, TÜRGEV, SADAT ve Sedat tartışmaları, vakıflarla ilgili olarak ortalığa dökülen iddialar ortaya çıkan yeni bir paralel devlet vakası değil, devletin parti tarafından ele geçirilme hadisesidir. Nazi’lerin SS ve SA’lar yoluyla devleti ele geçirmesinin benzeri bir olaydır. Sözde solcuların buradaki rolü İran Devrimi’ndeki solcuların rolünden farksızdır.
Robert O. Paxton’un Faşizmin Anatomisi’ni okumadan paralel devletten bahsedilemez. Kavram ilk kez bu kitapta geçiyor. Paralel devlet…
aktifhaber.com sitesinde “AK Parti Cemaatleşiyor” yazısını yazan Yusuf Sezgin’in tanımıyorum. Müstear isim mi, gerçek isim mi bilmiyorum. Ancak yazının erken bir uyarı olduğunu tekrar okuyunca anlıyorum.
Erdoğan rejiminin yapmaya çalıştıklarını 10 yıl öncesinden uyaran o yazının da içinde yer aldığı “UYANDA BALIĞA GİDELİM İSMAİL!!!” yazısının ilgili bölümünü TÜGVA olayı nedeniyle hatırlamakta, hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum. İşte o yazı:
İsmail Saymaz’ı her gördüğümde Grup Vitamin’in İSMAİL şarkısını hatırlarım!!!
“Erdoğan rejiminin “sarı gazetecileri”nden #ismailsaymaz ve #ruşençakır’ın yeni fark ettikleri gerçeği, yıllar önce başka bir yazarın kaleminden okuduğumu hatırladım. Ancak yazıyı bulmak, tekrar okumak için bayağı bir gayret göstermem gerekti. Erdoğan rejimi şimdilerde yazının yayınlandığı siteyi Google indeksinden bile çıkarmışlar. Boşuna siz de Googledan aramayın. Alternatif arama motorlarını deneyin. Ben öyle yaptım. Sonunda buldum.
Gazeteci İsmail Saymaz, Erdoğan ve ailesinin bir Tayyibiye cemaati kurduğunu öne sürerek; hava limanından köprüye temel yatırımları alan yan
Yusuf Gezgin imzasını taşıyan yazının başlığı “AK Parti Cemaatleşiyor.” Saymazgillere günaydın demek lazım. Yazı 2012 yılında ilk olarak yazarın kendi adını taşıyan internet sitesinde yayınlanmış. En azından yazıyı alıntılayan site öyle diyor. Aşağıda linki yer alan sitede ise 2014 yılında yayınlanmış.
Yusuf Gezgin adlı yazarın www.numannuh.com hakkındaki tüm gönderilerini okuyun
Yazının özeti yeni rejimin destekçisi ve milli görüş, yenimahalle çizgisindeki bir blogda da yer alıyor:
AK Parti Cemaatleşiyor… "...Cemaatin ne kadar devletleştiği tartışılabilir; ancak hükümet ve AK Parti çok hızlı bir şeki
Yazıda özetle şöyle diyor; “AK Parti’yi artık siyaset alanı kesmiyor; AK parti hükümet imkanlarını da kullanarak hızlı bir şekilde cemaatleşiyor; okullar açıyor, yurtlar yapıyor, eğitim faaliyetlerine giriyor. Erdoğan dünya çapında bir cemaat yapılanması kurmaya çalışıyor”.
Gelinen noktayı yaklaşık 10 yıl önce öngörmüş yazar.
Yazının tamamı şöyle:
“AK Parti” Cemaatleşiyor 12/12/2014 Yusuf Gezgin MİT’le, Hakan Fidan’la ilgili kriz çıktığında bazı mahfillerde “paralel devlet”ten bahsedildi; hukuki gerekçeler ve yargının bağımsızlığı dikkate alınmaksızın olay “hükümete ve başbakana bir rest” olarak sunuldu ve AKP yandaşı medya bir anda MİTsever oldu. Kırk yıllık MİT bir anda, bir Fidan’la AKPak hale geldi. Erdoğan’la göbek bağı olan gazeteciler günlerce MİT’in kahramanlıklarını(!) yazdılar. Memleket MİT’in ne müthiş işler yaptığına bu gazeteciler sayesinde muttali oldu!.. Bu süreçte sıkça “Cemaatin devletleştiği” üzerinde durularak kontrol edilmesinin gerekliliğine işaret edildi. Aslında MİT krizi çıkmazdan çok önce, birkaç yıldır devlet içinde ve hükümet marifetiyle bir cemaat avı olduğu ve cemaatten insanların belirli noktalara getirilmediği cemaat mensupları tarafından hafif yollu dillendirilmekteydi. Başbakanın bürokrasideki bazı prenslerinin yaptığı üst düzey “bürokrat havuzları” artık herkesçe malum. Kulislerde dolaşanlara göre bu havuzun oluşturulmasının birinci nedeni cemaat mensubu kişilerin kazara üst düzey bir yere gelmesinin önüne geçmekti. Cemaat ise sürekli ve sadakatle oy verdikleri bir siyasi hareket tarafından, 28 Şubat sürecinde yaşadıkları takip ve tarassudun, tecrit ve dışlamanın bir benzerinin kendilerine yeniden yaşatıldığını düşünüyor. Eski fişlemelerin, andıçların hesaplarının görüldüğü böyle bir dönemde, 28 Şubata benzer yeni fişlemelerin olduğu yönünde uç iddialar da var. Hükümet cenahından bazı isimlerin askerlerle-aristokrasi ve kripto beyaz kesimlerle doğrudan vuruşmamak için, bazı işleri cemaate yükleyerek aradan sıyrılma stratejisi izledikleri biliniyor. Başbakanın bir hafta önce 28 Şubat soruşturmalarını hararetle savunurken, birkaç gün sonra “bu dalgalar ülkeyi boğar!” söyleminin-çelişkisinin de birilerine: “bunları ben yapmıyorum, onlar yapıyor!” şeklinde bir gönderme olduğu yönünde yorumlar var. Haşmetmeaplarının askerlerin tutuklanması konusunda da aynı şark kurnazlığını yaptığı rivayet ediliyor. Ergenekon operasyonlarının, darbe soruşturmalarının sandığa yansıyacak tarafları sahiplenilirken, “cıslı” tarafları birilerine adreslenerek, onlar hedef haline getiriliyor… Böylece tam biatı alınamamış bir kesimle, sistemin sahipleri vuruşturularak aradan sıyrılmak, her iki cenahtan da kurtulmak umut ediliyor olabilir? Cemaatin ne kadar devletleştiği tartışılabilir; ancak hükümet ve AK Parti çok hızlı bir şekilde cemaatleşiyor, cemaat yapılanmaları kuruyor… Hükümetin imam hatiplerin önünü imam hatipler mağdur olduğu için değil, kendisine “arka bahçe” olacak, taban oluşturacak mekteplere kavuşmak için açtığı söylemi kamuoyunda ciddi yer buluyor. AK Parti mevcut imam hatipleri kendi namına kurtarılmış hale getirmenin ötesinde, yakın zamanda İHL’lerin sayısını 1000 rakamına ulaştırmak istiyor. MSP çizgisinin eleman üreten kurumsal gençlik yapıları Milli Gençlik Vakfı (MGV) ve Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) yeniden organize edildi ve ülke sathında yaygınlaştırılıyor. Bütün üniversitelerde parti adına sıkı bir örgütlenmeye girişildi. Parti, cemaatlerin klasik faaliyet alanları arasında olan, yurt, okul, ev açma gibi faaliyetlere hız verdi. Ülkenin her yerinde kamu kaynaklarını da kullanarak yurtlar açıyorlar, okullar yapıyorlar. Paralel cemaat yapılanması yurt dışında da devam ediyor, pek çok ülkede hızlı bir şekilde kurumlar, okullar, yurtlar açıyorlar. Yurt dışından kendi kontrollerindeki kurumlara, yerlere öğrenciler getiriyorlar. Diyelim ki içeridekiler siyasi faaliyet cümlesinden. Oy devşirmek, kadro yetiştirmek için yapılıyor. Peki, yurt dışında, Afrika’da, Asya’da yapılanlar nasıl siyasi faaliyet sınırlarına giriyor? Son yıllarda açılan bazı kamu kurumları adeta devlet namına değil, AKP’ye taban oluşturmaya yönelik faaliyet gösteriyorlar. Devasa bütçelere sahip bu kurumlar yurt içinde ve yurt dışında cemaatlere alternatif faaliyetler yürütüyorlar.
Son dönemde Parti hızla cemaatleşiyor; bundan sonra artarak cemaatleşeceğine dair sinyaller var. Başbakan 3. dönemi dolan siyasetçilerin artık STK’ların, derneklerin başına geçerek (cemaat tarzı) çalışmalar yapacağını ifade etti. AK Parti Özal’ın dört eğilimine benzer şekilde, başlarda farklı eğilimleri bünyesine almış ve onlarla birlikte hareket etmişti. Artık AK Parti güçlendi, başbakan rüştünü ispat etti, ustalık dönemine geçildi. Parti yeterli toplumsal tabana ve ilgiye mazhar oldu. Bu nedenle olsa gerek, son dönemde AK Parti’de tek renkliliğe dönme, “Erbakanlaşma” ve Erbakan’ın eski çocuklarını yeniden bir çatı altında toplayarak MNP-MSP çizgisine dönme gayreti görülüyor. Bu arada, kendisine destek veren, derin güçler, aristokratik yapılar karşısında şirin görünmesine neden olan liberal yapıları ve merkez sağ kanatları tasfiye etme yoluna girdi. Bu tasfiye sürecinden kendisini destekleyen bazı cemaatler ve camialarda nasibini alıyor. Başbakanın sonradan dil sürçmesi dediği “tek din” söylemi de tek sesliliğe, eski zihniyete dönüşün sinyallerini veriyor. AK Parti’yi artık siyaset alanı kesmiyor; AK parti hükümet imkânlarını da kullanarak hızlı bir şekilde cemaatleşiyor; okullar açıyor, yurtlar yapıyor, eğitim faaliyetlerine giriyor. Erdoğan dünya çapında, en azından İslam dünyası çapında bir cemaat yapılanması kurmaya çalışıyor… Cemaatin devlette önü kesilirken, Parti devlet imkânları ile hızla cemaatleşiyor… Parti’nin cemaatleşmesinin hiçbir mahsuru yok!… Hem siyasette hem cemaat alanında rekabet artsın ki kalite artsın. Cemaat ve cemaatler bir siyasal partinin cemaatleşmesinden, siyasal partiler de cemaatlerin, cemiyetlerin siyaseti etkilemesinden, baskı gurubu olarak siyasi taleplerde bulunmasından, beklentilerini siyasi mekanizmalara iletmesinden gocunmamalı. Eğer yıkıcı, tahripkar çabalar içine girilmezse, tatlı bir rekabet olur. Hiçbir hizmet alanı kimsenin mülkü değil…. NOT: BU YAZI 10.05.2012 tarihinde http://www.yusufgezgin.com adlı analiz sitesinde yayınlanmıştır.
Yusuf Gezgin adlı yazarın www.numannuh.com hakkındaki tüm gönderilerini okuyun
Yusuf Gezgin’in yazdığı yazıyı internette ararken başka bir şey daha dikkatimi çekti. Benzer bir iddiayı #zamangazetesi yazarı #mehmetkamış 2014 yılında gazetedeki köşesine taşımış. Zaman’ın arşivi silindiği için o yazıyı da Kamış’ın yazısını ancak alıntı yapan sitelerden okuyorsunuz…
Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Mehmet Kamış, AKP'nin TÜRGEV üzerinden cemaatleşme faaliyetleri sürdürdüğünü söyledi
Bugün 2020 yılındayız. 2012 yılında aktifhaber.com yazarının yazdıkları, 2014 yılında Zaman Gazetesi yazarının yazdıkları, Cemaatçi diye küçümsenen insanların öngörüleri bir bir bugün gerçekleşti. O gün bütün bunlara burun kıvıranlar şimdi aynı şeylerden şikayetçi.
Gelinen noktada Erdoğan, AKP içindeki bütün rakiplerini tasfiye etti. Partiyi kendisine bağlı bir cemaate çevirdi. Diğer cemaatleri de biat ettirdi. Bu arada “Cemaati” araç olarak kullandı. AKP, “Cemaat, cemaat…” diye diye devleti ele geçirdi. Türkiye Cumhuriyeti, Tayyip Cumhuriyeti’ne döndü. Ülke ise büyük bir Roma arenasına… Sözde solcu, liberal, İslamcı, ülkücü, aydın, entelektüeller ne ararsanız aranedaki aslanlar gibi önlerine atılan “fetö” yemini yedi, yiyor. Muhalefet olayları sadece seyretmiyor, adeta daha yok mu diye tezahürat yapıyor!!!
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan: Cemaat günah keçisi ilan edildi, kimse rejim değişikliğini fark etmiyor
Facebook hesabından paylaşım yapan Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, son 5 yıldır Gülen Cemaati'ne yönelik devlet iddiasını ve…
aktifhaber.com
AKP gemisi su alıyor. Titanik gibi batacak. Bundan sonra yapıacak olan şey eski TÜGVA yöneticisi Tamer Özsoy’un dediği gibi, bütün sorumlular ve göz yumanlar yargılanmalı…
Türkiye’nin önde gelen anayasa hukukçularından Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, Türkiye’de rejimin günah keçisi ilan edilen cemaat üzerinden değiş
AKP gemisi su alıyor. Titanik gibi batacak. Bundan sonra yapıacak olan şey eski TÜGVA yöneticisi Tamer Özsoy’un dediği gibi, bütün sorumlular ve göz yumanlar yargılanmalı…
DEVLET AKLI DEVLETİ YÖNETENLERİN AKLI
MertReport Feb 8, 2020
11 Eki 2019
Türkiye, Erdoğan’dan büyüktür. Erdoğan ve rejimi hazana maruz kalmış yapraklar gibi savrulup gidecektir. İnşallah bunu göreceğiz. Bugün yaşanan arizi bir dönemdir. Bir nevi fetret dönemi.
“1-Türkiye, Erdoğan'dan büyüktür. Erdoğan ve rejimi hazana maruz kalmış yapraklar gibi savrulup gidecektir. İnşallah bunu göreceğiz. Bugün
Evet, Erdoğan kendi rejimini tahkim etmek, içeride yaşanan ekonomik sıkıntıları unutturmak için Suriye’ye operasyon emrini verdi. Ama bu PYD’yi cici çocuk yapmaz ki!!! Erdoğan iktidarının devamı için Türkiye’yi yeniden hukuk devletine çevirse, hukuk devleti kötü mü diyeceğiz?
Kimdir, bilmem. Her yazdığına da katılmam. Ancak hakkın hatırı alidir. @residgulerdem meselelere bir çok kişiden daha sağduyulu yaklaşmaktadır. Suriye’yle ilgili son yazdıkları da sağduyulu. Ona devlet görevlisi diyenlere de “keşke” devlette o kadar sağduyulu insan olsa derim.
Süreç insanlardan sağ duyuyu aldı. Hizmet hareketinden birileri çıktı cemaati 15 Temmuz’un göbeğine yerleştirdi. Birileri soru çalma iddialarına destek verdi. Birileri Gülen’i takip etmediğini söyledi. Birileri de Gülensiz cemaat hayali kurdu. “Necip millet”e takanlar hakkeza.
Şunu söylemek lazım. Türkiye’nin suriye politikası baştan beri yanlıştı. Suriye’nin bir bataklığa dönmesinden birinci derecede suçlu AKP’dir. Suriye’deki PYD unsurlarına karşı “açılım” diye destek verip. İŞİD’li katilleri destekledi. Bugünkü operasyon iki yüzlü bir politikadır.
Evet, Türkiye’nin yaptığı operasyonun zamanlaması tartışmalıdır. Evet Türkiye’nin suriye politikası yanlıştır. Doğrusu Esad’la tedrici demokratikleşmeydi. bu yapılmadı. Ancak bölgede bir pkk devletine Türkiye’nin tavır alması da son derece normaldır. ve de doğrudur.
PKK terör örgütünün bölgede bağımsız bir devlet kurma iddiasıyla bugüne kadar 40 bin kişiyi katletmiştir. PKK’nın üst yapısı KCK 4 yapraklı bir yoncadır. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki unsurları birleştirip bir devlet kurmak iddiasını savunmaktadır.
https://tr.wikisource.org/wiki/KCK_Sözleşmesi
PYD/YPG o yoncanın Suriye’deki yaprağıdır. Türkiye’de insanlar balık hafızalı olduğu için Öcalan’ın Suriye savaşı başladığı zaman binlerce PKK’lıyı Kuzey Suriye’ye yönlendirdiği hatta “Türkiye’yi şimdilik bırakın Suriye daha önemli” dediğini unuttular.
Önceki gün KCK operayonları kapsamında vvukatların ofislerinde yapılan aramalarda Suriye ile PKK arasındaki ilişkileri gösteren örgütsel not
Türkiye’de yapılan 2007 yılında başlayan KCK operasyonları bölgede kurulacak birleşik bir PKK devletini engellemek için yapılmadı mı? O zaman Zaman gazetesi dahil bir çok gazete ve medya bu operasyonları destekleme di mi? Sadece @emreuslu‘nun Taraf gazetesinde @OnderAytac_Prof yazılarını hatırlamanız yeterli. Tamam Erdoğan rejimi kötüdür. Sulhde hayır vardır. Tamam AKP iktidarı Moğol ve haçlılarla kıyaslanabilir. Moğol ve haçlılar nasıl bu topraklardan atıldıysa bir gün Erdoğan rejimi de sökülüp atılacaktır.
Tamam mevcut iktidar kötüdür. Amenna. Ancak sağduyu iyidir. Bugün Erdoğan, rejimi nedeniyle bütün orduyu veya TSK’yı kötülemek, “Türk”e düşmanlık ne derece doğrudur. Bir “devlet aklı” var mıdır. Tartışmalı. Devletin yönetenleri akıllımıdır o daha tartışmalı.
Ancak şu kesin ki devlet her zaman homojen bir akıl tarafından yönetilmemektedir. Devleti yönetenlerin aklı, fikri düşüncesi zamana göre, kişiye göre değişmektedir. Birilerinin iyi dediğine diğerleri kötü demektedir.
28 Şubat’ı yapan “devlet aklının”, 1997 yılında kırmızı kitaba milli görüşü 1 numaralı tehdit yazan o “aklın” bugün aynı “devlet aklı” olduğunu nasıl söyleyebiliriz. Ergenekon operasyonları 2 polisle bir savcının operasyonu muydu? Onun ardında da yine 1 “devlet aklı” yok mu?
Avrupa Birliği projesi bir “devlet aklı”nın ürünü değil midir. Bugün hırsızlar devlet aklını da çalmıştır.Bugün faşist, hırsız bir güruh devleti ele geçirmiş, aklını iğfal etmiş olabilir. TSK, Emniyet, adliye asli fonksiyonlarını kaybetmiş bir zulüm aracına dönüşmüş olabilir.
ZÜCCACİYE DÜKKANINA GİREN FİL VE TROLLÜK TARTIŞMASI
Hakkın hatırı alidir. Yazdıkları ve üsluplarına bakarak hangisi troll diye sorsanız her halde internette büyük çoğunluk @EmreUslu’yu işaret eder. Önce @residgulerdem’le polemik çıkarıyor, sonra ithamda bulunuyor, baş edemeyince bloklayıp gidiyor…
@EmreUslu uslüp ve tartıyla “züccaciye dükkanına giren fil” gibi. Ne varsa yıkıp geçiyor. Uslüp bilmez tavırlarıyla, mahallerin yaramaz çocuğu tarzlarıyla Türkiye’de “anti cemaat” cephesine en büyük katkıyı birlikte köşe yazdığı arkadaşıyla birlikte yaptılar.
Tartışılan mesajlara gelince… @residgulerdem bir analiz yapmış, öngörüde bulunmuş. Seçim öncesi oya ihtiyacı olan Erdoğan rejiminin “cemaat rehineleri” için örtülü affı gündeme getirebileceğini söylemiş. Gerçekleşme ihtimali oldukça yüksek bir öngörü. Bunun işaretleri de var. Neticede bu bir analiz.
“başkan” lafından nasıl “tayyipçilik” anlamı çıkardı, ilginç. O ifadedeki istihza kullanıldığı her cümlede kendini belli ediyor. Buradan yola çıkarak, trollük, tayyipçilikle itham etmek ne kadar hakkaniyetli. İnternette bazı hesapların en kolay ithamı “troll”lük.
Bu kendinden menkul isimler başedemedikleri görüşleri troll deyip geçiyorlar. Cevap veremeyince blokluyorlar. @TheCRCLNews, @kitalar_arasi platformalarda yazanlar, kendine cemaat uzmanı diyen @ismailMSezgin isimler, @bkenes çok bilmiş gazeteciler fikir ve ifade özgürlüğünü sadece kendilerine istiyorlar.
Türkiye dışında olmanın rahatlığıyla gerçek isimleriyle yazmayı troll olmadıklarının delili olarak sunuyorlar. Trollük isimle mi olur. Uslüpla mı? Müstear isimle yazanlar neden troll olsun ki. Gerçek isimle yazanların gerçek niyetlerini nasıl ölçeceğiz!
Bir de bazı Gülen Hareketi’ne yakın görülen isimlerin seçimlerin boykot edilmesiyle ilgili talepleri var. @ekremdumanli gidin oy verin dediği zaman adamı linç etmeye kalktılar. Boykotun Erdoğan rejimine yarayacağını göremeyecek kadar körler mi? Yoksa kötü niyetliler mi?
Muhalefetin boykot etmediği bir seçimi cemaat boykot etse kime yarar. İktidara. O zaman boykot çağrısı neden? İktidar blokuna karşı atılacak her oy adeta “domuzdan bir kıl koparmak” olmayacak mı? Boykotun neden kötü bir fikir olduğunu merak edenlere https://www.sosyalbilimler.org/secimleri-boykot-neden-kotu/
Gaybı kimse bilemez. @ekrem_imamoglu veya mevcut muhalefet Erdoğan rejiminden daha kötü olabilir mi? Olabilir de olmayabilir de. Şahsen ben bundan sonra gelecek hiçbir partinin #akp’den hiçbir liderin #erdoğan’dan hiçbir rejimin #erdoğan rejiminden daha kötü olabileceğine ihtimal vermiyorum.
Mevcuda göre değerlendirme yapmak gerekirse… Bugün Türkiye ve Türk insanı için en büyük adalet, güvenlik, ahlak sorunu iktidar partisi ve Erdoğan Rejimi. Türkiye bu hale bir günde gelmediği gibi bir günde de düzelmez.
Herkes @gergerliogluof) veya @MSTanrikulu gibi maalesef vicdan sahibi olamıyor. @ekrem_imamoglu, @kilicdarogluk veya başka bir isim. Türkiye’deki zulüm düzenine kısık sesle bile itiraz edenleri “ehveni şer” olarak görmenin sakıncası ne? Oy veren kefil olur diye bir kural mı var?
ZÜCCACİYE DÜKKANINA GİREN FİL VE TROLLÜK TARTIŞMASI
İTTİHATÇIDIR İTTİHATÇI!
Feb 7, 2020
Türkiye’de popüler bir ittihatçı düşmanlığı var. Her meseleyi değerlendirirken mutlaka araya bir “ittihatçı” lafı sıkıştırılıyor. #Erdoğan rejimi eleştirilirken mutlaka ittihat terakkiye atıfta bulunuluyor. İttihat terakki ile bugünkü iktidar arasında bir ilişki kurmak basitlik
“Tüm çocuklara Talat adını vermek https://t.co/7gSBGw4GVA via @@tr724com”
“1-Türkiye'de popüler bir ittihatçı düşmanlığı var. Her meseleyi değerlendirirken mutlaka araya bir "ittihatçı" lafı sıkıştırılıyor. #Erdoğa
Dünü bugüne göre değerlendirmek basit bir anakronizm. İttihat Terakki batan bir imparatorluğu kurtarmaya çalışan nesli temsil ediyor. Niyetlerinin halisliğinden, mücadelelerindeki samimiyetten şüphe duymamız için bir gerekçe yok. Savaşı kaybetmiş olmaları bunun için yetmez.
Cumhuriyet boyunca #ittihatçı düşmanlığını 4 kesimde dikkat çekiyor. Milli görüşçü padişahçı kanat, kemalistler, hürriyet itilafçı uzantıları ve #taşnak ve #hınçak cemiyeti mensupları. Bunlar anlaşılabilir. Peki ya “cemaatçilere” ne oluyor?
Eleştiriler anlaşılabilir ancak düşmanlık anlaşılmaz. İnkilap tarihi bilgisiyle, #Payitaht dizisinin bakış açısıyla İttihat Terakki meselesini değerlendiremezsiniz. Bugünün bütün günahlarını, tarihin bütün yükünü İttihatçıların üzerine yıkamazsınız. Yıkmamalısınız
Sağlıklı bir değerlendirme için en azından Ermeni bakış açısının dışındaki yayınlar haricindeki bazı bilgi ve belgeleri de okumaz gerekir. #Ermeni meselesini kendi dönemi içinde değerlendirmeyip, bugünkü zülümle irtibatlandırmak da son derece hatalı.
1850lerden itibaren başlayan bütün Çukurova’da dahil olmak üzere bütün bölgeyi kapsayan isyanları, Rus işgaliyle birlikte bölgede yapılan katliamlar, Berlin konferansını görmezden geliniyor. Bunu Yavuz ve Midilli Gemisi’ne İttihatçıların el koymasıyla izah edemezsiniz.
Savaş şartlarında alınan bir tedbiri, bugünkü soykırımla nasıl kıyaslanır. Şüphesiz tehcir sırasında #Kürt aşiretlerin saldırıları, yol şartlarında hayatı kaybeden insanların acıları bizim acılarımız. #Ermeni mallarına el konması kabul edilecek bir şey değil.
Bügün #liberal çevre ile gayri #Türklerde #Tehcir üzerinden bir İttihatçı düşmanlığı, İttihatçılar üzerinden bir Türk düşmanlığı yapılıyor. Bu da aydın entellektüelliğin gereği gibi sunuluyor. Bu yapılıyor diye Ermeni çetelerin katliamlarını unutacak mıyız?
Yazarın yaptığı gibi Rus işgalini meşrulaştırmak içi bahaneler mi arayacağız. Bütün kötülükleri “Türkçü-Turancı”lar üzerine mi yıkacığız. Hiç mi imparatorluğu çöküşe götüren padişahın, taşnak ve hınçak çetelerinin, #pontusçuların suçu yok.
Özellikle cemaatçilere soruyorum. Bitlisli #Bediüzzaman talebeleriyle birlikte kime karşı savaştı? #Enver Paşa’dan neden “Şehit Enver Paşa” diye bahsediyor. Erzurumlu #Fethullah #Gülen bu konudaki yaklaşımı ve düşünceleri neler? Sizdeki düşmanlığın yüzde biri bunlarda var mı?

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
İMAMIN OĞLUNDAN KURTULMA OPERASYONU
Recep Tayyip #Erdoğan seçimlerde karşısına kimin çıkmasını ister: İlker Başbuğ mu, Ekrem İmamoğlu mu? @ekrem_imamoglu @Tr724 @odatv
Şimdilerde siyasette en çok söylenen laf şu: Askerin götürdüğü tekrar gelir, ancak imamın oğlunun gönderdiği bir daha gelmez… Neden bu deniyor tekrar konuya döneceğiz.
“İMAMIN OĞLUNDAN KURTULMA OPERASYONU Recep Tayyip #Erdoğan seçimlerde karşısına kimin çıkmasını ister: İlker Başbuğ mu, Ekrem İmamoğlu mu?
Rejim değişti. 2007 veya 2009 şartlarında değil Türkiye. Dolayısıyla İlker #Başbuğ veya ulusolcu ve ulusağcı müritlerinin, ondan umut bekleyen sözde muhaliflerin fazla bir şey yapma şansları yok.
İlker Başbuğ’un “aslında biz #cemaati Erzincan ve Kayseri dosyaları üzerinden 2009’da terör örgütü ilan edecektik, AKP engelledi” diyerek ‘siyasi ayak’ olarak #AKP’yi işaret etmesine Erdoğan’dan bu kadar sert tepki görmeyi beklediğini zannetmiyorum. Sert tepki alacağını bilseydi açıklama yapmazdı…
İlker #Başbuğ hesap adamı. Genel Kurmay Başkanlığı için #AKP’nin kapatılmasından vazgeçmiş birisi… http://www.londraposta.com/erdogan-mal-mulk-derdine-dustu/.
Çünkü #ilkerbaşbuğ’da biliyor ki terörist ilan edilmesi veya yeniden tutuklanması için iki polis ve 1 savcı yeter. #15Temmuz’la birlikte #Türkiye’de artık hukuk yok.
İlker Başbuğ’dan önemli açıklamalar 26. Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ'un televizyonda yaptığı açıklamada " 2009'da askerlerin özel yetki
Bu arada şu notu da düşelim: #AKP kapatılma iddianamesi içi boş bir dosya, hukuksuz bir davaydı. #AKP’yi büyüten, bu hale getiren süreç bu davayla birlikte başladı. #HizmetHareketi ve liberallerin #AKP’yi desteklemeye iten en önemli olaylarda birisi bu hukuksuz davaydı.
Mahmut Övür bugünkü yazısında son günlerde CHP'nin başına geçmesi ya da Cumhurbaşkanı adayı olması için seslerin yükseltildiği isim İlker Ba
Peki #Erdoğan neden #Başbuğ’a bu kadar sert tepki gösterdi. #AKP’lilerden neden dava açmasını istedi. Meseleye biraz da kontra bakmak gerekiyor gibi…
Erken seçim tartışmalarının arttığı, #Erdoğan’ın popülaritesinin azaldığı, #İmamoğlu’nun yıldızının parladığı anları yaşıyor #Türkiye. Böyle bir dönemde #Erdoğan için en iyi, en zayıf rakip kim olabilir? Tabii ki #İlkerBaşbuğ?
Kadir Has Üniversitesi’nin yaptığı araştırmada bugün seçim olsa AK Parti yüzde 40, MHP ise yüzde 8 oy alabileceği, dolayısıyla iki partinin
Erdoğan kindar bir siyasetçi. Başbuğ’la ilişkisinin çıkar ilişkisi, geçici ortaklık olduğu, Büyükanıt’a yapılan anlaşmanın benzeri bir anlaşma olduğu anlaşılıyor. İki tarafta birbirlerinin sırtını kaşıyacak, İlker Başbuğ kendisine ayrılan alanda oynayacaktı.
Ancak şeyh uçmaz mürit uçurur da olduğu gibi, #Başbuğ’u #Ergenekon’un #sözcü’sü Uğur Dündar, @Odatv ve ulusalcı müritleri uçurdu. #Başbuğ, oluşan #Erdoğan karşıtı ortamda Cumhurbaşkanı adayı olarak kendini görmeye başladı. Siyasi ayak tartışmalarında #Erdoğan ve AKP’yi işaret etti.
Erdoğan için bu bulunmaz fırsattı. AKP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi nezdinde kulis yapan, AKP aleyhine siteler kuran, AKP’yi bitirme planları hazırlayan bir #Başbuğ’u #Erdoğan’ın affetmesi mümkün değil. #Başbuğ’ın siyasi ayak olarak #AKP’yi işaret etmesi #Erdoğan için müthiş bir pas oldu. Ve #Erdoğan #AKP’ye gösterilen o “boru”yu hatırladı.
#Erdoğan ve #Ergenekon ittifakı kendileri için en gerçek muhalefet olan #gülenhareketi’nin Türkiye’de artık gücünü kaybettiğini düşünüyor. Cemaatin kurumlarının kapısının önünden geçen cadı gibi avlanıyor. Sözde tehlikeli yapı bertaraf edildi. Kadrolar boşaltıldı. Köprüler geçildi. Artık ayıya dayı demeye gerek yok. İttifakın gerekçesi kalmadı. Filimde sezon sonuna gelindi. “‘Reis’ dizisi reyting kaybediyor; ‘İmam’ın oğlu’ yükselişte!” https://www.youtube.com/watch?v=eFO8t8rLnLc
Yeni sezon için bir şey yapmalı. Senaryo yenilenmeli. Kötü adamlar değişmeli. Muhtemelen yeni senaryo şöyle: iktidar #Başbuğ’un üzerine gidecek. #Ulusolcular ve #ulusağcılar #Erdoğan karşısında #Başbuğ’a gaz vermeye başlayacak. #Başbuğ kuyruğu dik tutmak için bazı açıklamalar yapılacak. Karnından konuşan açıklamalarla #AKP’yi işaret etmeye çalışacak. #Erdoğan’a sizi kandırdılar diyecek…
#Havuzmedyası #Başbuğ’u muhatap alacak. #AKP’liler #Başbuğ’a söverek destek olacaklar. #Başbuğ’un popülaritesi yükseltilecek. #Başbuğ siyasette bir odak olacak. Muhalefetin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde #Erdoğan’ın karşısına #Başbuğ’u çıkarması için çalışacak. Böylece imamın oğlundan kurtulacak…
Biz bu oyunu görmüş müydük: Evet görmüştük. #Erdoğan, #AbdullahGül’e #HulusiAkar’ı gönderdi. #MeralAkşener’in muhatap almadı. #Muharremİnce ile polemiğe girerek İnce’yi parlattı. #İnce’ye vurarak onu gündeme taşıdı. Kendisine rakip yaptı. #Akşener elimine edildi. Seçimi sol sağ tartışmasına çevirdi.
Muharrem İnce kolay bir lokma idi. https://www.uludagsozluk.com/k/muharrem-ince-ye-cinsel-taciz-su%C3%A7lamas%C4%B1/6/ #Muharrem sadece solun oylarını alabildi. Sonucu #İnce’nin kısa mesajıyla öğrendik: ‘adam kazandı’
Oyun aynı, oyuncular değişti. Yeni senaryo şimdi #Başbuğ üzerinden işleyecek gibi görünüyor. Peki bu film tutar mı? #Erdoğan’ın imamın oğlundan kurtulma projesi işler mi. Bekleyip göreceğiz.
@Tr724 @odatv #Ergenekon #İlkerBaşbuğ @ademyarslan @herkesicinCHP @ugurdundarsozcu
YOL BUDUR BİLMİYORUM BAŞKA ÇIKAR YOL…
#VeyselAyhan yazdıklarına katılmamak mümkün değil. Türkiye’de maalesef ortam bu. Bundan sonraki süreçte tek ve en önemli amaç atılan çamurlardan masum insanları temizlemek olmalı.
YORUM | VEYSEL AYHAN Bir insan kendisine atılan bir iftiraya veya ithama dilerse suskun kalabilir. Hakaretlere cevap vermeyebilir. Bunun iki
“1- YOL BUDUR BİLMİYORUM BAŞKA ÇIKAR YOL... #VeyselAyhan yazdıklarına katılmamak mümkün değil. Türkiye'de maalesef ortam bu. Bundan sonraki
Ancak bütün bu ortamın oluşmasında yurt içindeki gazetelere kayyım atayanlar kadar yurt dışındaki büroları, yurt dışındaki gazeteleri kapatan ve gazetecileri UBER’e mahkum edenlerin hiç mi suçu yok? @ahamitbilici @DumanliEkrem @ademyarslan @bulent_korucu
Başta Zaman olmak üzere medya en büyük gücüydü Hizmet’in. 1980lerin sonunda #ZamanGazetesi “yalan haber dosyaları” ile dindar kesime atılan iftiralara cevaplar veriyordu. Bugün haberleri hazırlayan #TamerKorkmaz’ın paranoyakça cemaat @FGulencomTR düşmanı olmasına bakmayın.
Kayyumun #ZamanGazetesi’ne girmesinin hemen ardından 2 ayrı gazete çıkaran #hizmethareketi’nin 15 Temmuz’un ardından kapatılan o gazetelerin ardından 4 tane çıkarması gerekirdi. Tersini, hareketin medyası sorgulanmaya, gazetelere gerek var mı diye yazılıp çizilmeye başlandı.
Dışarıdan bir göz olarak söylüyorum: Bireysel çabalarla yayın yapan internet siteleri arasında bir koordinasyon sağlanamadı, ortak bir dil, bir bakış açısı, ortak tanımlar oluşturulamadı. @FGulencomTR net açıklamasına rağmen #15Temmuz konusunda bile kafa karışıklığı devam etti.
Dağınıklık her haliyle kendini gösterdi, hala gösteriyor. İç tartışmalarla, münferit hareketlerle, eskinin hesabını görme gayretleriye enerji tüketiliyor.
Diktörlerin en büyük korkusu özgür medyadır. Bakınız Türkiye. Dünyanın 170 ülkesinde var olan bir hareket uluslararası bir ajans kuramadı. Bulunduğu ülkelerde ülkelerde haber sitesi açamadı. Uluslararası haber ağı kurulsaydı Erdoğan o kadar kolay adam kaçırabilir miydi?
Hareketle bağlantılı görülen bazı internet sitelerinin meselelere bakış açıları da sorunlu #FethullahGülen’in sağ duyusundan eser görülmeyen günübirlik yaklaşımlar, reaksiyoner tavırlar, kafa karışıklığı bazı gazetecilerde kendini gösteriyor. Türkiye, Tayyip Erdoğan değildir.
Hz. Peygamber, Mekke’den giderken, “Eğer senden ayrılmak zorunda bırakılmasaydım, ayrılmazdım” derken, bir kısım cemaat mensubu Erdoğan rejimine kızgınlıklarını Türk ve Türkiye düşmanlığına çevirdiler. Adeta Türkiye’yi Erdoğan’a terkettiler. Türkiye Erdoğan’dan büyüktür.
#15Temmuz’un üzerinden yıllar geçti. Böyle bir zulüm karşısında hazmı nefs doğru değil. Adında Hareket olan bir yapı üzerindeki ölü toprağını atmalı. Münferit değil ortak hareket edilmeli. Medyasını, derneğini, okulunu yeniden kurmalı. Yol budur bilmiyorum başka çıkar yol…