Yöresel yazarları oldu bitti çok severim, yazdıklarını takdir ederim. Çünkü onlar popüler olanın kara örtüsünü sıyıran, zamanın tanığı, yerel ve yörel olanın belleğidir. O kitaplarda ağızlar, şiveler, inanışlar, yaşam biçimleri, insanların isimleri, ruh halleri, evleri, yemekleri, gelenekleri görenekleri kayıt altındadır.
Gürsel Korat da aynı böyle bir yazar konumunda benim için. Kayseri, Nevşehir bölgesinin tarihini iyi bellemiş, halkını iyi gözlemlemiş bir yazardır.
Kolay okunur bir yazım tarzı olmadığını düşünüyorum Gürsel Korat'ın. Kendince kurgular oluşturur, öykülerin içine felsefe gizler. Okuduğunuz yeri bir daha okumak gereği hissedersiniz kimi zaman.
2018 yılında, Korat'ın 2016 da raflara çıkmış bir kitabını okudum. Unutkan Ayna.
1915 yılında Erciyes'in kanatları altında geçen bir öykü. Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Kayseri...
Romanı 277 inci sayfasına kadar taşıyan birkaç temel unsur var. Bazısı detay gibi görünse de aslında öykünün tamamında yanınızdan hiç ayrılmıyor.
Bir tanesi atlar. İnsanların yaşamına anlam katan, umudun simgesi.
Bir tanesi ne zaman yapıldığı belli olmayan yer altı dehlizleri.
Bir tanesi Osmanlı'nın İstanbul dışındaki durumu ve halkın algısı.
Bir tanesi, belki de çatısı fotoğraf. Fotoğrafçılığa merak salmış, fotoğrafçılığı seven ve dahi fotoğrafçılığı meslek edinmiş herkesin okuması gerekli bence.
Bir tanesi zaman. Gürsel Korat, zaman tanımı, algısı üzerine epeyce özlü tanımlar bulup çıkarmış. O tanımları romana bir güzel yerleştirmiş. Neredeyse bütün bölümler bir "zaman" betimlemesiyle başlıyor.
Bütün bu detaylar yanında ana temanın "tehcir" olduğu sanılabilir, yanılmayın.
Ülkeler ve toplumlar tarihinin her döneminde - şimdi bile - insanlar, doğduğu büyüdüğü, tarihini kültürünü mayasını oluşturduğu, memleketim dediği yerlerden başka yerlere "topluca" sürülmüşlerdir, sürülmektedirler. Buna göç dersiniz, tehcir dersiniz, yer değiştirme dersiniz, mübadele dersiniz ne derseniz deyin. Güç için, siyaset için, rahat rahat yönetmek için tarihin her döneminde yapılan bir eylemdir; insanlığın yüz karasıdır.
Bu " zorunlu yer değiştirmeleri" yapan, yol açan, izin veren, düşünen ve uygulayan herkes, her imparator, her kağan, hakan, han, her kral, her bey, her padişah, her sadrazam, her vekil, her bakan, her başkan hepsi tarihin en kirli sayfasında, utanç ve nefretle anılacaklardır.
Bu kitabın öyküsünün ana teması gibi gözüken "Ermeni Tehciri" bu utanç anlarından sadece bir tanesidir. Yazar önemli bir empati kurarak, bu işi yapanların gözünden ve aklından da durumu değerlendiren satırları kaleme almış.
Peki bu işin suç yükü sadece yönetim kademesinde kaymak yiyen asalakların omuzunda mıdır sadece? Elbette değil. Kişisel çıkarlar, hırslar, küçük küçücük hevesler, para-kazanç, kıskançlık. intikam bütün bu olayların kibrit çöpleridir. Tek başına yangın çıkarmaz ama birikip hep birlikte ormanı yakarlar, yakmışlar da.
Gürsel Korat, evinden, memleketinden, ailesinden koparılmanın ağır, ağdalı, yürek burkan halini, duygu sömürüsü yapmadan ortaya koymuş. Ortada ne siyaset var, ne siyasetçi var ne devlet var ne imparatorluk var. Ortada sadece insan var. İnsanın belleği var gözü var gözyaşı var.
Kitabı okumanız dilerim. Okumanızın keyfini bozmadan, çok fazla ip ucu vermeden aşağıdaki satırları alıntılayarak bitiriyorum:
" Fotoğraf çekilirken, insanlar genellikle kameraya gözünü çevirir: Bu, belirsiz bir gelecek zamana bakışır. oysa o fotoğrafı eline alan insan değişmez bir "geçmiş zaman" görecektir. Fotoğraf çektirenlerin gözünü diktiği o belirsiz gelecek, fotoğraf kartını elinde tutan kişi tarafından yaşanır. Gelecek zamandaki kişi, o anda geçmişteki biriyle göz göze gelse bile ne fayda... Fotoğraftaki kişi geleceği bilmemekte, görmemektedir.
Zaman o aynada unutulmuştur.
Ya da başka bir deyişle, zamana ayna olan fotoğraf, yüzeyindeki geçmişi unutmuştur."