i don't do bad sauce passes

★
wallacepolsom
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open


Kiana Khansmith

@theartofmadeline

Love Begins
Cosimo Galluzzi

tannertan36
AnasAbdin

titsay
Cosmic Funnies
trying on a metaphor
Misplaced Lens Cap

roma★
will byers stan first human second

oozey mess
ojovivo
seen from Türkiye
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Hong Kong SAR China
seen from Thailand

seen from United States

seen from United States
seen from Australia
seen from United States
seen from Australia

seen from United States

seen from Germany
seen from United States

seen from Australia
seen from Canada

seen from United States
seen from United States
@luftmenschb

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
en iyi mezar yazısı.
Mağlubiyet
Yaşamı kurcalamanın yararı yoktu. Yaşam... Yaşanıyordu işte ve bitip gidecekti günün birinde, onların aralarına katılmalı ve eğlenmeliydi, bitmesi kesin olan bir şey böylesine ciddiye alınır mıydı?
-Duygu Asena
Büyük ihtimalle alınmamalıydı ama insanoğlu, hayatı ciddiye alırsa hayat da ona istediği her şeyi sunar sanıyordu. Tüm çabası, telaşı bir umuda, düşük bir olasılığaydı. Çoğu insan savaşıyor var gücüyle, geçmişle gelecek arasındaki mücadelesinde şu anı kaçırma korkusuyla. Su akıyor yolunu buluyor zaman geçtikçe, ama insan yarasını kapattı sanırken bir daha sızıyor kan içeriden. Bir şey de diyemiyorsun, yarayı sızlatan insanın kendisi nihayetinde.
Bir filmde duymuştum, "Eğer geçmişle mücadele etmek zorunda değilsen hafıza harika bir şeydir." diyordu kadın. Ben de bazen geçmişteki güzel anılarımı, duyduğum heyecanı, hissettiğim mutluluğu, tatlı endişelerimi; o anlarda olduğum kişiyi özlüyorum. Bazı anılar diğerlerinden daha fazla acıtıyor hatırlanınca. Mesela, artık hayatında olmayan insanlarla güzel anılarını hatırlamak kağıt kesiği gibi. İncecik, zarif bir çizik ama acısı şiddetli.
Hâlâ o günkü gibi içim titriyor, "Allah'ım bu ne?" diye içimden sevinç çığlıkları attığım anı düşününce. Şimdi de "Allah'ım bu ne?" diye soruyorum hayatıma bakıp, öncekinin zıttı bir duyguyla. Öyle ki, "Hiç pişmanlığım yok." diyordum. Öyle sanıyordum. Çünkü hissettiklerimden ve olduğum kişiden hiçbir zaman utanmadım. Sevdim, güvendim, inandım diye hiç pişman olmadım. Beni var kılan şeyler zaten bunlar. Madem bir kere geldiysem bu dünyaya, kendimi, hem kendime hem bir başkasına yaşattığımdan sorumlu tutuyorum. Hissettiğim pişmanlık ise bir ilişkiyi bitirme şeklime. Severken ne kadar cesursam, bir sorunla karşılaştığımda önemsemiyor gibi yapıp içten içe korkmama.
Şu hayatta beni en rahatlatan şeylerden biri yazmak; ama bir sorun varken, bir yanlış, sorulması gereken sorular ve alınması gereken cevaplar varken yazmak doğru bir seçim değilmiş. Belki anı bırakmak için güzel bir yol, ama kalbin kırılmışsa ve o hissi kelimelerle anlatamayacaksan yazmanın hiçbir anlamı yok. Geç fark ettim. Çok istedim kalbimi kıran insanlara "Neden bana bunları yaşattın?" diyebilmeyi. Dedim de. Cevap alamayacağımdan emin olduğum bir şekilde sordum. Aslında beni süründüren sorumun cevabı sanki umrumda değilmiş gibi yaptım.
Hayatta öyle anlar oluyor ki, aylarca olayların durulmasını bekleyip yapmak istediğini, yapmaya ihtiyacın olan seçeneği seçmene fırsat vermiyor. O an sıcağı sıcağına doğru ya da yanlış bir yol seçiyorsun kendince. İşte, benim de öyle oldu hep. Bir sandalyeye oturtup, gözlerinin içine baka baka sormam gereken sorular, sesini duyarak almam gereken cevaplar olan insanlar var hâlâ. Çünkü ben zamanında kendim için yanlış yolu seçtim. Sevdiğim, değer verdiğim insanların kalbini kırmamak için, korktuğum için önemli değilmiş gibi yapmayı seçtim. Nasılsa biri yanlışımı düzeltir sandım, böyle olması gerekiyormuş dedim. Kendimi avuttum. Görmemişim, duymamışım, hiçbir şey olmamış gibi; ben hiç yara almamışım gibi. Anlıyorum ki, bazı şeylerin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, onca çabaya rağmen, en fazla alışılacak kadar değişiyor.
Nihayet aklımı yitirmeden, kendimi kaybetmeden yaşamıma devam etmek, öğrenilmiş çaresizliğe inadımdan, her gün yine yeni yeniden başlamak beni yordu. Cevapların hiçbir zaman gelmeme ihtimalini fark ettiğimde soru sormaktan vazgeçtim. Bu zamana kadar akıntıya kürek çektiğimden herhalde, bunu kabullenmek sandığımdan daha zor oldu. Şanslıyım ki yaptığım en iyi şeyler ne hissettiğimi, ne düşündüğümü sorgulamak ve kendimle yüzleşmek. Yani arada bir kendime "Hayat nasıl gidiyor?" diye soruyorum, "İyi işte, yokuş aşağı hızla bisiklet sürüyorum. Düşmem an meselesi ama ben düşsem de kalkacağıma inanıyorum."
Nisan 2016
-Lu.
-Duygu Asena * Büyük ihtimalle alınmamalıydı ama insanoğlu, hayatı ciddiye alırsa hayat da ona istediği her şeyi sunar sanıyordu.
13 Mart hakkında
Keşke bunu yazmak zorunda kalmasaydım. Birkaç gündür iyi değilim. İyiyim desem de iyi değilim, gülsem de mutlu değilim. Okulumdan, bölümümden bir arkadaşımızı kaybettik 13 Mart 2016 Ankara patlamasında. Boş yere el konulan bir hayatın izleri var yan sınıfımda.
Patlamanın ertesi günü okulun önünde iki üç otobüs bekliyordu, arkadaşlarını Kerim'e götürmek için. Binaya girdiğimizde ise Kerim'in bir fotoğrafı ve arkadaşlarının onun için bıraktığı çiçekle karşılaştık. Kimi hocalarımız ders işlemedi kimileri ise bizlere karşı sorumluluklarını aksatmamak adına zoraki bir şekilde anlattı konuyu, kimse ne diyeceğini bilemiyordu. Konuyu açmamaya çalışıyorduk ama her yanımız yasa bulanmıştı çoktan. Herkesin gözlerinde düşmeye hazır yaşlar vardı ama bir gafletle saçma sapan bir şeye gülersek, hemen pişmanlık duyuyorduk.
İkinci gün öğle saatlerinde bölüm arkadaşları Kerim için bir anma töreni düzenledi. Okula geldiğimde mumlar ve çiçekler vardı Kerim için hazırlanan masada. Sınıfa çıktım, tahta ile saat arasındaki boşluğa Kerim'in fotoğrafını asmışlardı. Bütün ders boyunca fotoğrafına baktım. Hesap sorar gibi bakıyordu. Sanırım birçok arkadaşım da benim gibi vicdanının çığlığıyla baş etmeye çalışıyordu. O sıralarda Kerim'in cenazesinde bulunan birkaç arkadaşımız hislerini paylaşmıştı hesaplarında. Orada olanları anlatmışlar kısaca. Herkes içinin sıkıntısını rahatlatmaya çalışıyordu, ama ne söylersen söyle vicdan denilen şey haksızlığa karşı dinmiyordu. Gerçek şuydu ki hiçbirimiz iyi değildik, ne orada ne burada.
Başkalarının çirkin hayalleri uğruna nice tertemiz kalpleri, hayalleri, yapacakları olan arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, canlarımızı kaybettik. Her haksız ölüm bir facia, her faciada üzülüyor insan elbette ama o ateş evine düşmedikçe hayatına devam etmek daha kolay oluyor. İçimizde hâlâ nefes alıyor olmamızın utanç verici sevinciyle birkaç gün sonra alışıyoruz hayatın rutinine.
Günlerdir kendimi canından çok sevdiğini, evladını, dostunu kaybeden onca insanın yerine koymaya çalışıyorum, olmuyor. Arkadaşlarıma bakıyorum, biz şahsen bile tanımadığımız bir bölüm arkadaşımızı kaybetmenin acısını bu kadar derinden yaşıyorsak kaybettiğimiz canlarımızın dostları, aileleri ne haldedir aklım, kalbim ermiyor. Ne yapabiliriz diye düşünüyoruz, "Yanınızdayız." demekten başka ne söyleyebiliriz bilmiyoruz. Üzücü bir yoldan öğreniyorum, acı öyle bir şey ki, şahidim, onca insan aynı acıyı paylaşıyoruz ama kimseninki hafiflemiyor.
16 Mart 2016, Eskişehir

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Karaköy, 2016 Şubat
Obvi, we're the ladies!
şubat, 2016
*
"Zor günlerde elbet geçer bir gün/Herkes farkında, herkes nasıl üzgün../İnsan biraz olsun akıllanmaz mı, büyümez mi er geç?/ Yanardağ için için sönmez mi bu sinsi ateş?"
Bazen hayatının tümünden farklı olacağını bildiğin bir dönem olur. Yalnızsındır, artık birçok şeyin farkındasındır, yeni deneyimlere hazır hissedersin kendini. Ne olursa, ne yaşarsan kârdır. İncinmekten, incitmekten korkmazsın. Ben hayatımın o dönemi başladığında, geçmişimin aklıma geldikçe beni huzursuz eden kısmıyla -nihayet- başa çıkabileceğimi biliyordum, ama önümdeki hayatta neler olacağını bilmeden yaşıyordum. Her şey değişebileceği kadar değişti sanıyordum. Sevdiğim bir yerde, sevdiğim insanlarlaydım. Eğlenmekle meşgul olduğumdan bu hayatın nasıl devam edeceği konusunda düşünmeye hiç fırsatım olmamıştı. Eve döneceğimi, döndükten sonra ne yapacağımı düşünmemiştim. Hızlı yaşıyorduk, dinlenmeye fırsat bulamadan sürekli geziyordum, arkadaşlarımla görüşüyordum, her zamankinin aksine uyumak için çaba sarf etmeme gerek kalmıyordu, gözlerimi kapamam yeterli oluyordu. Böyle bir zamanda bile bir şeylerin eksikliğini hissediyordum.
Bir gün sahilde dolaşırken, çok huzurluyken, her şeyin daha da güzel olacağını hissettim. Aklımda bir şeyler vardı, uzun zamandır benimle olan düşünceler ve yokluklarıyla bile bana yük olan insanlar vardı. Onları düşünmek beni yoruyordu. Nihayet tüm bunlardan kurtulacağımı biliyordum, sonuçta hiçbir mutsuzluk sonsuza kadar sürmüyor. Aklımın bir yerinde tekrarlayan bir cümle vardı: "Yeniliklere şans ver. Bir şeylere takılı kalma." Klasik cümlelerdi ama doğruydu. En önemlisi de benim için önemi olan birinin tavsiyesiydi ve bir insana daha fazla güvenemezdim. Bu yüzden ben de onun sözünü dinledim. Hayatıma yeni insanlar girmesine izin verdim.
Bazen karşınıza çıkan insanlar daha önce varlığından haberdar olmadığınız şeyler hissettirebilir. Gece yarısı uyanıp "Çok mutluyum, bu normal mi?" diye düşünebilirsiniz ya da mutluluktan uyuyamazsınız, sızar kalırsınız. Öyle insanların yanında olmadığınız gibi davranmanıza, kendinizi tutmanıza gerek kalmaz. Saçınızın nasıl durduğu, ne yediğiniz, ne yaptığınız önemini kaybeder. Sadece mutlusunuzdur. İçinizden gelen her neyse onu yaparsınız, düşünmeye gerek kalmadan. Sanırım her şeyin hem çok anlamlı geldiği hem de çok önemsiz olduğunu anladığımız anlar böyle zamanlarla sınırlı. Mutsuzluk gibi, hiçbir mutluluk da sonsuza dek sürmez. Hatta mutluluklar o kadar kısa sürer ki, zamanın hızlı geçtiğinden mi yoksa insan mutluyken aklını tamamen devre dışı bıraktığından mı bilmem, bazen insan gerçek miydi ben mi uydurdum diye şüpheye düşer. O zamanları gerçek kılan ve geriye kalan ancak anılar olur. Onları da bir süre yanından ayırmazsın, daha sonra üzmekten başka bir işe yaramadığını düşünüp kaldırır ve içine düştüğün yeni haline alışmaya çalışırsın.
Her insanın bocaladığı zamanlar olur. Uçup yere çakıldığı dönemler, insanlara güvenen yanının darbe aldığı dönemler, kendisini ve anılarını bile sorguladığı-şüpheye düştüğü dönemler. Kafan karışır, tüm gücünle direnmeye çalışırsın. Ben kırgın insanların sözlerinin, davranışlarının içindeki hislerle uyuşmadığını ancak kendi başıma geldiğinde anladım. Kasıtlı yapılan bir şeyden ziyade ne yapacağını bilememekten sanırım. Bir yanın güçlü kalmaya bir yanın kendini santim santim iyileştirmeye çalışırken kızgınlık, kırgınlık, sevgi, merhamet hepsi birbirine karışıyor. Mutlu gözüken ama içinde geçmişinin özlemini, hüznünü yaşayan öyle çok insan var ki. İçimizi bir açsalar hepimizden ne acılar çıkar.
Kendimde en sevdiğim şey, inandığım sürece pes etmemem ve inanmak için içimdeki sesten başka bir şeye gerek duymamam. Beni güçlü kılan, farklı yapan şeylerin farkına vardığımda yaşadığım yıkımın enkazını kaldırmak kolaylaştı, rahatladım. İnandığım ve emek verdiğim bir yaşamı geride bırakmam gerektiğinde anladım hiçbir şeyin, hiç kimsenin öyle kolayca unutulamayacağını. Sonra bir yerde kabullendim. Geçmiş hiçbir zaman geçmişte kalmıyor aslında, bir parçası mutlaka içimizde yaşıyor. Ben de yazdım. Neredeyse her gün yazdım, aklıma gelen her şeyi, hissettiğim her şeyi yazdım. Hatırlayabildiğim tüm detayları yazdım. Anılarımı yeni hayatımın iskeleti yaptım. Anılarımla yaşamayı öğrendim. Her şey için binlerce ihtimal söz konusuyken, başıma gelenlerin benim için en iyisi olduğuna inandım. Trilyonlarca insan arasında, beni bir saat bile gerçekten mutlu etmiş hiç kimsenin hayatıma öylesine girmediğini anladım. Yaşadığım haksızlıkların bana kasıtlı olmadığını anladım. İlerlememi engelleyen sorular ortadan kalkınca affetmenin ne kadar rahatlattığını hissettim. Kimse hislerini engelleyemiyor sonuçta. Seviyorsun, inanıyorsun ve bazen sonunda düşüyorsun ama seni ayağa kaldıran şey yine sevgin ve inancın oluyor. İnsan bir çok şeyin sonradan farkına varıyor. Ortalık sakinleşince, zaman geçince.
Hiçbir zaman pişmanlık yaşadığı için "Keşke..." diyen bir insan olmadım, kendi adıma sevindiğim bir şey bu, ama isterdim ki içinden geçeni yapmak her zaman kolay olsun. Sanırım bunu özel kılan şey de zorluğuna rağmen cesaret gösterip yapmak. Keşke içimden geçen şeyi yapmak için doğru zamanın ne kadar yakın olduğunu bilebilseydim. Bilmiyorum ama bir yandan da korkmuyorum artık o zaman geldiğinde elimi kolumu nereye koyacağımı bilememekten. Öyle bir şey oldu ki bana, çekinmiyorum artık olduğum gibi davranmaktan. Olduğum insanı seviyorum ve bu insanı daha iyi yapmak için çabalamaktan mutluyum. Yaşadıklarımdan öğrendim ki herkesi, her şeyi bir kenara bırakıp kendi hislerini dinlemek, ne kadar zor olursa olsun inanıp bir şeyler yapmak en sonunda istediğin yere ulaştırıyor seni ve gülümsemesine değecek insanlar için yaşadığın her zorluk sana da aynı şekilde dönüyor.
-Lu.
Karaköy, Şubat 2016
Hayatındaki en önemli dersleri en sevdiklerin verecek tabii ki, yoldan geçen adam sana ihanet etmez ama sevdiklerin eder.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Şubat, 2016
“Acılar hatıralaşınca güzelleşir.”
-Cemil Meriç
Hatıralar hafızanın güçlü kalmasını sağlar. Unutmak istedikleri şeylerin hatırasını tutmaz insanlar. Sakladığımız her şey, defterlere - kağıtlara yazılan her söz aslında geçmişimiz, geride bıraktığımız, yanımızda taşıdığımız bize ait, güvende hissettiren tanıdık bir parçamız değil mi?
İnsanları tanıdıkça, yeni hayatlara dahil oldukça hayatını istediği, planladığı gibi yaşayan çok az kişiye rastlıyorum. Kimse göründüğü kadar mutlu veya düşünüldüğü kadar mutsuz değil ama neredeyse herkes kendisi için derin bir yara almış, inancını kaybetmiş ve yorgun. Çok kötü şeyler yaşıyoruz, değil mi? Seviyoruz, inanıyoruz, güveniyoruz. Sonra yalanlar, aldatmalar, hayal kırıklıkları ve darbe üstüne darbe… Ama kim çok sevdiği veya inandığı birinin ihanetiyle karşılaşmamıştır ki? Hangimiz bize inanan birine kötü günler yaşatmadık ki? Güvenini yerle bir eden birinin faturasını başkalarına çıkarmak mıdır doğru olan, yoksa yeniliklere şans tanımak mı? Başkalarının hayatlarıyla o kadar meşgulüz ki kendi hayatımızın umutsuzlukla, intikam alma ya da başkalarını memnun etme çabasıyla geçip gitmesine izin veriyoruz. Tamam, bence de her anı dolu dolu yaşamak mümkün değil, sürekli mutlu olamayız ama koskoca yaşamı “Şunu yapacaktım, bunu başarabilirdim.” diyerek mi geçirmeliyiz?
Belki de fazla saplantılı insanlarız. Fazla duygusal, fazla tembel. Kendisi için savaşmaya güç bulamayan, bahanelere sığınan. Bir ömür böyle geçmez. En son ne zaman çok istediğim bir şeyi gerçekleştirdim diye düşünüyorum, sanırım 5-6 ay oldu. Tüm hayatımı yerle bir eden benim için büyük bir travmanın bittiği, sevebileceğim kadar çok sevdiğim-herkesten fazla güvendiğim birini kaybedip kendimi bulduğum bir dönemdi. Sonunda hayatımda yolunda giden bir şeyler olmuştu ve bu benim çabamın, benim bitmeyen inancımın sonunda olmuştu. O zaman anladım ki bahane her zaman bulunuyor; fakat inatla, verdiğim savaşa her uyanışta yeniden başlayabilmek beni bir adım daha ilerletiyor. Tam da bu yüzden Tanrının bize verdiği, belki de şuan farkında bile olmadığımız onca şey elimizden alınmadan önce, sızlanmayı bırakıp yaşamamız gerektiğine inanıyorum. Yapılacak çok fazla şey, tanışılacak çok insan var. Gerçekleşmesi olası bir sürü ihtimal var, hem heyecan verici hem korkutucu. Peki neden korkuyoruz? Neyden, kimden korkuyoruz? Kocaman güven problemlerimiz vardı, kocaman yaralarımız ama başkalarından değil, kendi güçsüzlüğümüzden korkuyoruz. “Ya tekrar aynısı olursa, ya toparlayamazsam?” diye diye, kendimizden korkuyoruz. Oysa birkaç kez yolunu kaybetmek hiçbir şeyi bitirmez. Samuel Beckett demiş ki: “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Yine dene, yine yenil. Daha iyi yenil.” Pes etmekten iyi değil mi? Hem yanında doğru insanlar varsa her şeye katlanabilir insan.
İnsanın kendisine yapacağı, yaptığı en büyük iki haksızlık: hayatını mahveden insanlara takılı kalmak ve korkmak. Biri zamanını, enerjini, sevgini, inancını hak etmeyen insanlara harcamak; diğeri kendini küçümsemek. Başkasını kontrol edemezsin. Başkasının da seni kontrol edemeyeceği gibi. Seçim hakkı varken kendisini seçmeli insan. Hayallerine ortak olabilecek insanları seçmeli. Gerçekler çoğu zaman o mekanda, o anda, o insanlarda saklı ama bitmiş anlardan bahsediyoruz. Bu yüzden galiba, anıların en güzel yanı hatırlandığı gibi olması.
-Lu.
*Mine Yağız’a ait bir söz: “Yazmak anıyı güçlendirir, acıyı dindirir. Hatalar unutuldukça mutluluklar hatırlandıkça tekrarlanır.”
"This city never sleeps at night." Galata Kulesi, 2015
time to begin
"... Let us learn from her incredible words.
Never take a day for granted. Don't concern yourself with the small things.
Live. Appreciate. Love.
#Kimcankickit "
-Dan Reynolds(20.01.2016)
İlk çevirim. İlk başarım sayacağım seni, yeni başlangıcım için. Dün gece zordu. Huzursuzluk, kabuslar, uyuyamamazlık. Ekim gibiydi, Eylül gibiydi ama geçti.
Zor zamanlar geçirdim, geçirmekteyim. Belki bir süre daha sürecek, bilmiyorum. Devam etmenin, gülmenin, hayattan zevk almanın, sevmenin, üretmenin; kısacası yaşamanın yeni yollarını arıyorum. Gerçekten çabalıyorum ve bunu kendimden ödün vermeden, ne olursa olsun duruşumu bozmadan yapmanın savaşını veriyorum. Yorucu... Ama içimdeki ses diyor ki: "Bugün, dün, dünden önceki gün. Seni bu kadar zorlayan şey her ne zaman başladıysa, ne kadar zaman geçtiyse ağladığın, üzüldüğün, bir gün her şey bir anda bitecek. Tık. Durdu. Ve daha güzel şekilde işlemeye devam edecek. O gün, teşekkür edeceksin. Bugün yaşadığın her şeye minnet duyacaksın. Çünkü seni oraya taşıyan bugün içinde biriken sabır, merhamet ve sevgi olacak." Buna inanıyorum, çünkü bu gerçekten beni yanıltmayan ses. Beni bugüne kadar hiç pişman ettirmemiş ses. O güne ne kadar kaldı bilmiyorum ama sabırla ve inatla bekleyeceğim. Mücadeleme devam ederek.
-Lu.
25.01.2016
“Passionate life’s happy-crappy memories.”
Tam olarak bu! Hayatım mutlu-boktan anılarımla dolu. Beni bazen göklere çıkaran anılar bazen 3. dilim pastayı yememe sebep olan her biri özel anılar. İnsanlar da o anılara dahiller. Birisi “Her şey hatırlandığı gibidir.” demiş. Bazen sebebini düşünüyorum hüznümün, sanırım çoğu anımı çok güzel hatırladığım için. O anları dolu dolu yaşayıp içimden geçenleri yaptığım için. Çok şükür ki “Keşke bitmeseydi."dedim ama "Keşke yapmasaydım.” demedim hiçbir şey için. Hatalarımı kabullendim, telafi etmeye çalıştım, hep kalbimin söylediğini dinledim. Kırdım mutlaka, bazen de kırıldım. Kiminde yaralar açtım kiminin beni yaralamasına izin verdim, acı da çektim ama acılarımı bile sevdim. Ne mutlu bana ki, hayatın getirdiklerini kabullenmeyi öğrendim. “Onur ve Ceren” hikayesindeki gibi, sonu nasıl biterse bitsin sevgiyle, cesaretle, neşeyle üstesinden gelmeye çalışacağım kendi zorluklarımın. O nehre atlayacağım.
Benim bir yolum var, herkes gibi. Hiçbir zaman o yolun benim için en mükemmeli olduğundan şüphe duymadım. Başkası kendi yolu için endişe duyabilir, hakkıdır. Ama beni neşeyle, sevgiyle, ilgiyle büyüten kocaman bir ailem var. Ne halt yersem yiyeyim hep omzunda ağlayabileceğim dostlarım var.
Nasıldı o söz… Hatırlamaya çalışıyorum. Nerede duymuştum acaba? Aşağı yukarı şöyle bir şeydi: “Cesur olmak her gün yeniden mücadele etmeye hazır olmaktır.” O gücü kaybetmemenin tek yoluysa sevgiye inanmak.
-Lu.
I’m sorry, Professor, I didn’t do any of my homework cuz it was my dogs birthday.
oh my god oh my GOD

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Aesthetics
The road back #2015 #nofilter