Bu sensiz geçen üç yüz beşinci gün. Bilmem kaçıncı saat, kaçıncı dakika. Gelişin bu hayatta cennetin varlığını müjdeler gibiydi. Gidişinse hayatın anlamını bulmuşken kaybetmek gibiydi. Ruhumuz yüzyıllar önce tanışmış da bugüne gelmiş gibiydi. Zihnimiz ise bu gerçeği kabullenemiyor. Yazdığın şarkıyı dinledim sevgilim. Her sabah ve her gece bir kez dinliyorum. Ne yazık ki bana hala senin için yazdığım o kitabı bitiremiyorum. Ne zor bir yandan kendi hayatlarımız da koşup dururken bir yandan böylesine bir aşkı taşımak. Ne zor, hem en büyük mucize, hem de en büyük felaket olmak. Ah sevgilim, baharın son kokusu üzerinde mi hâlâ? Yaz geliyor, bu sıcak havalarda bir çay içerek dinlenirken bile seni görememek ne zor geliyor bir bilsen. Uzaklarda, çok uzaklarda bir yerlerde içtiğin o beyaz şaraba kaldırıyorum viski kadehimi her gece. Hâla çay demleyemiyorum eve gelince. Sen neler yapıyorsun? Hâlâ benimle aynı gün doğumunu izlediğini biliyorum. Hayatımda ilk kez bu yüzyılda yaşadığıma pişman değilim biliyor musun? Yüzyıllar önce yaşasak, yine dört dönerdi etrafımızda mektuplar, şiirler, şarkılar. Ama böyle bilemezdim neler yaptığını. Sevgilim, seni tanımadan önce ki boşluk yine düştü içime. Yine aynı sıkıntı, yine aynı aynılık. Bu hisler ise beni üzmek yerine, büyük bir bunalıma sokmak yerine umut veriyor bana. Çünkü on ayın sonunda ilk kez içimde bir duygu sanki bana gelişini müjdeliyor. Az kaldı sevgilim, biliyorum. Geri döneceksin yakında. Hemde bu kez geri dönmemek üzere. İşte o zaman etrafımda senden başka hiç kimseye ihtiyaç olmayacak. Hiçbir sahtekar, bu gece yalnız kalmayım, kahvemi tek başıma içmeyim ya da dışarı çıkayım diye arkadaşım olmayacak. Geri döndüğünde, yine elimi tutacaksın. Biz yine gün doğumunu izleyeceğiz seninle. Baykuşlar ötmese penceremin karşısındaki çınar ağacından yahut sarmasa senin dört bir yanını kelebekler sorun olmayacak. Çünkü biz zaten yan yana olacağız. Bugün Ümit Yaşar Oğuzcan'ın "Hatırlama" şiiri çıktı karşıma. Seni anımsattı yine bana. Zaten bizim aşkımız; çıksaydı bizden başkasının kaleminden. Kesin o olurdu şiirimizin şairi. Öyle çok şiiri var ki seni, halini, vaktini bana anlatan. Beni sana anlatacak öyle çok şiiri var ki. Çektim yeşil perdeleri, mum ışığında yazıyorum bunları sana. Tıpkı senin sevdiğin gibi loş ışıkta. Zaten sen gittiğin günden beri her şey senin sevdiğin gibi. Bir tek şarap içmiyorum artık. Gittiğin gün bu şehrin çıkışında elimde şarap şişesiyle geleceğin güne kadar veda ettim ben şaraba. Hâlâ yolda birilerini sen sanıyorum biliyor musun sevgilim? Hâlâ sen sandım diye birini, öylece kalıyorum olduğum yerde. O sert bakışım, dik duruşum gidiyor bir anda. Seni sevmek, beklemek, her yeni günde tıpkı ilk gün olduğu gibi ansızın karşıma çıkacağına inanmak bana kim olduğumu hatırlatıyor, bu hayatın sebebini hatırlatıyor. Bahar geldi sevgilim, leylak kokuları sardı her yeri. Beyaz güller açtı bahçemde. Seni sevmek yaz gibi demiştim eski bir mektubumda. Seni sevmek yaz gibi sevgilim. Beyaz olan her güzel şey gibi. Denizin kokusu, yaz yağmuru gibi. Bahar çiçekleri, etrafı saran leylakların kokusu gibi. Seni sevmek şarap gibi. Her sabah aynı saatte öten kuşların cıvıltıları gibi. Seni sevmek yarını müjdeler gibi. Yeşil bir arabaya bir hayat kurmak gibi. Binlerce yol şarkısını listelemek gibi. Seni sevmek etrafımda olan onlarca aşığa alay etmek gibi. Seni sevmek sevgilim; en güzel şarkıların senin için yazılmasına sebep olmak, en güzel şarkıları benim için yazman gibi. Sevgilim, beyazım, şarabım, yazım... biliyorum ki bir sabah, yine dünyanın en sıradan sabahında geri döneceksin. Biliyorum ki, beni yaşadığımız tüm hayatlarda olduğu gibi çok seviyorsun. Ve bilmeni isterim ki sana verdiğim sözü tutuyor; seni bekliyor ve çok seviyorum.