Dicle’ye ve Hevsel’e
Ve Bahara
untitled
Show & Tell
$LAYYYTER
The Stonewall Inn

titsay

PR's Tumblrdome

gracie abrams
KIROKAZE
we're not kids anymore.
NASA
todays bird

★

❣ Chile in a Photography ❣
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
sheepfilms
will byers stan first human second
he wasn't even looking at me and he found me
d e v o n

@theartofmadeline
Keni

seen from Mexico
seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from Italy

seen from Malaysia
seen from Indonesia
seen from Belarus
seen from Slovakia
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Norway

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Spain

seen from United States

seen from United States

seen from T1
@dijraber
Dicle’ye ve Hevsel’e
Ve Bahara

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Kış güzeldir.
Bazen resmederek anlatırsın bazen de anlatarak resmedersin.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Çay
Boyu, dizlerini aşan çizmelerini güçlükle giydi, boynuna sarmak için puşisini almaya kalkarken pantolonunun arka cebine koyduğu eldivenlerini kontrol etti.
_ Daye, çantamı hazırlamadın mı daha?
_ Getiriyorum bekle.
Etraf yavaş yavaş aydınlanıyor, doğu tepelerinin üstünde oluşan kızıllık yıldızların mesaisine az zaman bırakıyordu. Güneşin önden gönderdiği selamlama ışığıydı bu.
Annesi, Fırat’ın çantasını hazırlamış, oğluna uzatarak:
_ Al oğlum, Dikkat et bardağı kırma.
_ Gazeteye sarsaydın
_ Sardım oğlum sen yine de dikkat et.
Fırat, annesinin uzattığı, içinde öğle yemeğinin olduğu çantayı alıp yola koyuldu. Cebinden çıkardığı tabakasından önceden sardığı bir sigara çıkarıp yaktı. Zaten gideceği bağa bir sigaralık mesafe vardı.
Mevsim yaz olsa da, Manisa’da sabahları soğuk olurdu. Gece otların üzerine düşen çiy, sabahın serinliğini soğuğa çevirirdi. Fırat, hem ısınmak için hem de sulayacağı bağın sahibinden laf işitmemek için hızlı adımlarla yürümeye başladı. Fırat, birkaç kez Börekçi’nin (köylü tenekeci derdi) işini yapmıştı. Börekçi, köyün en zengini olmakla birlikte en cimrisi ve en zalimiydi de. Fırat bunu biliyordu, acelesi bu yüzdendi.
Fırat, bağa yetiştiğinde Börekçi’nin kendisinden önce gelmiş olduğunu gördü. Sabahın serinliğine rağmen, bütün yaz çalışırken giydiği kolsuz gömleği iri bedenini kapatamayacak kadar küçük geliyordu. Büyük göbeği kemerinden dört parmak aşağı sarkmıştı. Tombul yanaklarındaki kırmızılık her ne kadar soğuktan olsa da, kahvaltıda yediği bal ve tereyağından da payını almıştı. Kısa kıvırcık saçları, yeni sürülmüş toprağı andırıyordu. Fırat’ı fark edince:
_ Gel Fırat, çantanı şu ağaca as, o küreklerden birini al gel.
_ Tamam.
_ Fırat eski olanı al. Eğlenme!
Elinde eski kürekle gelen Fırat:
_ Suyu ne zaman alacağız?
_ Saat yedide alacağız.
_ Daha bir saat var?
_ Yapacak iş mi yok? Bak şu tümseği kürekle dağıt.
_ Suyu toprağa salınca daha rahat dağılmaz mı?
Börekçi, delikanlının sorusunu duymazlıktan gelerek:
_ Çıkardığın toprakla asmaların gövdesini besle.
Fırat işe koyuldu. Karşısında, yanlış olanı sorgulayıp daha kestirme çözümler bulmak için tartışacak bir insanın olmadığını biliyordu. Küçük tepeciğe küreğini daldırıp ayağıyla küreğe basınç uygulamaya başladı. Çıkardığı toprağı üzüm asmalarının köklerine atıyordu. Bir saat boyunca benzer işlerle uğraştırıldı Fırat.
Güneş yükselmiş, çiy damlaları çoktan buharlaşmıştı. Toprak, üstündeki nemi göğe gönderip, gece ıslanan ince tabakasını hemen kurutarak susadığını belli etmişti. Bağın başında boylu boyunca uzanan beton kanalın içinde bir şekilde yaşamaya uzamış kamışlar hareketlenmeye başladı. Su gelmişti. Fırat ve Börekçi, suyun önünü kapatıp tüm suyu bağa yönlendirdiler. Börekçi, işlerin yoluna koyulduğu kanaatine varıp bağdan ayrıldı. Fırat çok iyi bildiği ayarlamaları yapmaya başladı..
Güneş, günün ortalarında çivilenmiş, tüm sıcaklığını umarsızca yeryüzüne gönderiyordu. Bağın su görmüş tarafı sabahki görüntüsünden taviz vermiyordu. Suyun ulaşamadığı asmaların yapraklarındaki su iyice çekilmiş, halsiz bir şekilde solmuştu. Toprak tek başına doğaya can veremezdi. Fotosentez için eksik kalan su, akşama kadar bütün bağa yetişecekti. Fırat da acıkmıştı, altı saat boyunca enerji harcamıştı. Fırat’ın enerjisini toplaması için gerekli olan besin annesinin hazırladığı çantadaydı.
Çay bir gelenektir emekçi için, farklı bir tiryakiliği vardır çayın. Yorulan bir bedene ilaç gibidir. Fırat, çay yapmak için önce biraz çalı topladı. Aynı boyutlarda üç taşı üçgen şeklinde birbirine yakın yerleştirdi. Taşların ortasını biraz eşerek çalıları oraya koydu. Çantasından çıkardığı çaydanlığa su koyarak taşların üzerine dengeli bir şekilde yerleştirdi. Çalıları tutuşturup suyun kaynamasını bekledi. Su kaynayana kadar, henüz sulamadığı asmaların birinin altına bez sofrasını serdi. Annesinin küçük bir kavanoza koyduğu kaçak çayı alıp ateşe doğru gitti. O sırada Börekçi gelmiş, Fırat’la küreği yan yana görmeyince küplere binmişti. Fırat’ı görünce azarlamaya başladı. Fırat şaşkın, büyük bir felaketten sorumluymuş gibi tepki görüyordu çünkü. Fırat:
_ Ne oldu?
_ Ulan madem çayı bu kadar çok seviyorsun evinde oturup içseydin. İşe keyif yapmaya mı geliyorsunuz anlamadım.
_ Hayır, ne keyfi? Yemek yiyecektim.
_ Çay olmadan yemek yiyemiyor musun? Amacın kaytarmak senin, allah bilir suya da hiç bakmamışsındır. Zaten size iş verende kabahat.
Fırat sinirli, Börekçi’nin üzerine yürüdü. Börekçi gerilese de Fırat’a kolunu kaptırmaktan kurtulamadı. Fırat, Börekçi’nin büyük cüssesini sofrasını serdiği asmaya kadar sürükledi. Börekçi şaşkın bu sefer, Fırat sofrayı işaret ederek:
_ Bak ulan bak, çayı keyif için mi yapmışım bak, tenekeci efendi! söyle bana keyif sofranın neresinde?
Sofrada çay bardağı, kesme şeker, biraz peynir ve bir ekmek vardır. Börekçi sesini çıkarmadan uzaklaştı. Fırat elini tabakasına götürdü.
����a
Göstermelik gündelik rollerin yarattığı yaşam biçimi bağışıklık kazanıp doğallaştı. Çok az kişi benliğini yaşıyor. Misal deliler. Deliler, popüler olmak için benliklerinden ödün vermezler. Sosyal hayattan çok fizyolojik ihtiyaçlarının savaşını verirler. 3 bin liralık bir iş için şekilden şekile girip, bedenleri dahi tüm değerlerini ayaklar altına atmaya hazır kansızlar gibi yapmazlar mesela. Feda ettiği değerlerini, avm'lerde büründüğü yeni kişiliğiyle kazanmaya çalışanlar gibi bir alçaklığa da girmezler. Deliler akıllılar için şöyle düşünüyor, "hayat her zaman tiyatro sahnesiydi ama hiç bu kadar rol kesen olmamıştı." Maskelerimizi düşürecek kadar kabiliyetsiz değiliz ama onlar maskenin ardındaki yüzleri görecek kadar delidirler. Onlar böyle düşünüyor. Ya birbirimizi kandırmaya devam edelim ya da teslim olalım artık.
…
_Bu sosyo-politik olguda ahlakın gerektirdiği gibi hareket ettiğine inanmıyor musun?
_Yaptıklarımı yetersiz görüyorum. Daha fazlasını yapabileceğimi düşündükçe vicdanımı teselli edip doyuracak hiçbir söze ihtimal vermiyorum.
Yaşadıkları hayatın en zor kışını geçirmiştiler ama atlatamamışlardı…
Bazen çizer bazen yazar..

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bazen çizer, bazen yazar.. beceremez o ayrı
Janya
tanrı ve zaman yanlış hatmedilegelmiş kilise çanları sağır... minareler kısa dekolte doktrinler giyinmiş evdal... geç kalmış, geç yağmış yağmur sularıyla dolmuş sarnıçlar, yırtıcı bir neşter darbesiyle bulanmış... nükleer aşklardan örülü kuleler, rokoko kristallerle donatılmış doruklarda parça parça olmuş... kimsesiz düşlere darılmış, sıçrayıp gelmişim janya, acılarıma vokalistlik yap hadi... (dağ keçisi kavmine uyku haramdır) antik, mitolojik ve çatlamış bir heykel gibiyim, rutubet sızıyor bedenimden... kamikaze uçuşlar düzenliyor martılar kalbimin semasında... bir kez olsun dinmiyor, filizlenmiyor, ufaldıkça ufalıyorlar buğdaysı hasretler acılar değirmeninde... öldüğümde bir harf eksiliyor alfabelerden... weeeey waweylê janya yüreğim ağzımdan fırlayacakmış gibi kahırdan!... ne çok kula renkli akşamüstü gelip geçti, sarı saçlı bir kıvılcım bile tenezzül edip inmedi hayaller gemisinden bir deri bir kemik kalmış duygularımın kıyısına... kül rengi elbisesinin içinden sahte bir peygamber yalandan da olsa elini uzatmadı bana, davet etmedi beni cemaatine... yoldan çıkmış melekler bile kucak açmadı... yılanlar dâhi aforoz ederdi sürülerinden... kulsuz bir tanrı kadar yalnız ve bir başıma kalırdım... şeyhi ve müridi olduğum tarikatlar çarmıhlarda beni var ederlerdi tekrar tekrar, veronikanın kanlı mendiline sürerdim gözlerimi hep... paslı bir hıçkırıkla kurtlar gibi uluyup durdum epey zaman, deliliğin ustası kaldım... bu vahşi et parçası bir sarsımlık ruh istiyor şimdi senden, hançer çılgınlığında bir bakış, ağzına kadar mezarın yerlisi ben... sığamıyorun janya sığamıyorum evi yıkılasıca mezarlara sığamıyorum artık anla! ! ! alnına yazılan kader değil, ömrümün serencamının sonatıdır... sesim acıyor, şöyle içli ve yanık bir ses tonuyla adını ağzıma alıp ferahlatamadım yüreğimi... bembeyaz bulutlardan oluk oluk şiirler sağıyorum uçuşan kuşları için gözlerinin... keşke janya o ihtişamlı inancını taşıyabilseydim ben de... keşke kuzum senin dışında başka hiç bir şeyle bozmasaydım aklımın tadını... gamsız kedersiz seni omuzuma alıp çarşı pazar dolaştırsaydım... nergiz ve nesrinlerle dolu cumbalarda dilimi ağzını hapsetseydim... ama tanrı ve vakit yanlış hatmedilegelmiş ben imdat çığlığı çağının bir unsuru, savaşlarda mızrakların hedefi başı top, gözü bilye, karnı deşik buyur janya öldürebilirsin artık kendini! ....
gittikçe daha çok edebiyata sıkıştırıyorlar bizi. yaşadığımız her acıyı, şiirle, şarkıyla, ağlamaklı yazılarla ifade ediyor, bize bırakılmış o ufacık köşede, melankoli içinde, acıyla kıvaranarak durup bekliyoruz. zırıl zırıl, kıvrım kıvrım yazılarla. acılarını birbirine gösteren bir kitle oluşturdular. koşamayan, taş atamayan, çıkıp bağıramayan, evine sinip sessizce ağlayan… ne gerçekleri anlama, ne de onu değiştirme derdi var. eti yanmış da onun için ağlayandan, rol çalacak kadar berbat bir ruh haliyle yazıp çiziyorlar. bu ruh halinden de, bunu çoğaltan kalem oynatıcılardan da, acısından paralize olduğu yetmezmiş gibi, bunu herkese yayan ağıt yakıcılardan da fena halde gına geldi. edebi dille ya da keskin sloganlarla, belalara karşı mücadele olmadığına göre, niyeti olanlar bir adım arkada kalıp, ne yapacaklarını sakin kafayla düşünmeli ve ince bir planla adım atmalı artık. hayat edebiyat değil, yaşanıp ölünen canlı bir ırmak. bırakın, gidenlerin ardından onların canları, ağlayıp yas tutsun, biz başka şeyler yapalım. belki o gün edebiyatı da, gömdüğümüz yas ve hüzün deliğinden kurtarırız.
Nazım Hikmet - Umut
Önünde uzun yeşil otlar olan, biraz yüksekte kalan mağaranın içine doğru 6 kişi oturuyoruz. Karşıdan 8 askeri net seçebiliyorum, onlar da bizi görüyor, ellerimizde silahlar var, herkese sakin olmasını, askerler geçene kadar yerlerinden kalkmamalarını söylüyorum. Komutan benim. Askerler uzun otların arasından geçip gidiyorlar. Biz de yerlerimizden kalkıp arkalarından yavaşça yürüyoruz. Aşağıdaki düzlükte yollarımız ayrılacak askerlerle. Askerler önde biz arkalarından yürüyoruz, attığım her on adımda arkayı kontrol ediyorum, ani bir çatışmada iki grup da etkili menzilde. Bizim grupta en önde yürüyorum.
Uzun yeşil otların başakları ritmli yürüyüşümüzde hafifçe tokalaşıyor ellerimizle, akşamüzeri serinliği doğanın kokusuyla harmanlanıp çarpıyor yüzümüze. Etrafa, birkaç çekirgenin uzaktan gelen sesi ve herkesin kendi ayak sessizliği hakim. arkamda patlayan bir silah bu sessizliği delip yırtıyor. Arkama bakmadan bize en yakın askerin yere yığıldığını görüyorum. Ben dönene kadar kurşun sesinin ulaştığı alana tüneyen bütün kuşlar kanat çırpıp uzaklaştılar. Hiçbir zaman o elbiseyi yakıştırmadığım kuzenim nişan almış vaziyetten yeni doğruluyor. Silah patladığından bu yana üç saniye geçmiş değildi. Grubuma, çömelip hızlıca mağaraya koşmalarını söyledim, mağaraya vardığımızda 5 kişi kalmıştık, kaybımız yoktu!

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
İlk paylaşım önemli