Sinema Ölüyor Mu?
Aslında hepimiz farkındayız. Evet hepimiz. Bu başlık sadece bir sorudan ibaret değil aslında, bir argüman veya bir fikirden de öte bir gerçek. Ama bunun hakkında konuşmak için daha erken, önce bu soruyu neden sorduğumuza bakalım.
2020 yılında tüm insanlığın hayatını etkileyen bir pandemi yaşandı ve neredeyse herkesin hayatını değiştirdi veya köklü değişimlere yol açtı. Ve bu değişimlerden nasibi alanlardan en önemlilerinden bir diğeri ise sinemaydı. Bakın sinema deyince aklınıza sadece sinema salonları gelmesin tam aksine bir sanat olan sinemanın tamamı gelmeli. Zamanında sosyalleşmenin, sanatla buluşmanın, hatta sanatı takdir etmenin en önemli araçlarından birisi olan, zamanında gördüğü rağbetin şu an yarısını bile göremeyen sinema hayatımızdan çekiliyor mu yoksa bu geçici bir süreç mi? Bu konuyu konuştuktan sonra başlığımıza geri dönebiliriz.
İlk olarak ve en önemli etken olan koronavirüsün sinema salonlarına yaptığı darbeden bahsedelim.
Türkiye İstatistik Kurumuna göre 2019 yılında Türkiye genelinde toplam seyirci sayısı 56.479.209 olarak hesaplanılmış. Bakın, sadece bir sene sonra; koronavirüs hayatımızın tam içindeyken ise bu sayı 17.226.962’ye gerilemiş neredeyse 40 milyon seyirci demek bu. Ve bu istatistikler pandemi olduğu için çok normal. Sağlığımız tabii ki her şeyden daha önemlidir. Fakat pandemi sonrası bu sayı Box Office Türkiye’ye göre 2024 yılında sadece 33.149.052 bandına kadar yükselebilmiş.
Bu durum sadece Türkiye’ye özel değil dünya genelinde en büyük Box Office gelirlerinin olduğu ülkeler Amerika ve Çin bile bu durumdan bir hayli etkilendi. Mart 2020 itibarıyla, Çin film endüstrisi tüm sinemalarını Ay Yeni Yılı sırasında kapattığı için 2 milyar dolar kaybetti oysa bu dönem, genellikle Asya genelinde endüstriyi ayakta tutan bir zamandı. Kuzey Amerika ise 13–15 Mart tarihleri arasında 1998'den bu yana en düşük gişe hasılatı hafta sonunu yaşadı.
Yerel sinemalar ve sinema salonlarının ise en büyük şikayetçi olduğu durumlardan birisi de bu aslında. Korona sonrası yeteri kadar destek almamaları yüzünden kapanan dünya genelinde binlerce sinema salonu var. Türkiye de ise şöyle bir istatistik çıkıyor karşımıza:
2019 yılı itibariyle 2.826 olan sinema salonu sayısı, 2022 itibariyle yaşadığı en büyük düşüşü yaşayıp 2.366 sinema salonuna gerilemiş durumdaydı.
Madem istatistiklerden ilerliyoruz o zaman bunu eklemekte fayda var:
2020 yılında ortalama olan bilet fiyatı 17.21 TL iken, 2024 yılında ortalama bilet fiyatı 150.64 TL ye kadar yükselmiş durumda. Bilet fiyatlarındaki artış, sinemaya gitmenin maddi yönünü de sorgulatıyor. Ayrıca Türkiye’deki sinemalarda kâr gütme amacıyla, salonlardaki ekranın parlaklığı neredeyse en düşük hale getiriliyor. Bu durum ben dahil tüm izleyicilerin sinemadan keyif alma hissini de en düşük hale getiriyor. Evde bir platform aboneliğiyle bir ay boyunca sınırsız film izlenebilirken, bir sinema bileti fiyatı birçok kişi için lüks haline gelmiş durumda.
Bu seyirci sayısındaki düşüşün en büyük sebeplerinden biri, dijital platformların olağanüstü yükselişi. Netflix, Disney+, Amazon Prime ve yerel dijital platformlar sayesinde insanlar, sinemaya gitmeden diledikleri filmi evlerinde izleme özgürlüğüne kavuştu. Bu rahatlığa pandemi zamanında alıştıktan sonra insanlar sinemaya gitme alışkanlıklarından vazgeçtiler.
Şimdi ise konuşacağımız şey geçmişten gelen bir problem değil, tam aksine günümüzün bir problemi. Dijital çağın insan üzerinde etkisi. Sosyal medya platformlarının dayattığı kısa süreli, hızlı tüketilen içerikler nedeniyle toplumların odaklanma süresi giderek azalıyor. Artık insanlar telefonlarına bakmadan veya dikkati dağılmadan 2 saatlik bir filmi bile izleyemez oldular.
Bu ‘kaydırma’ kültürü sadece sinemanın bir problemi değil aslında. Tüm insanlığı tehdit eden bir duruma geldi. Odak süresi insanların o kadar azalmaya başladı ki, artık bir kitabın bir sayfasını bile bitiremeden dikkatleri dağılıyor. Sürekli gelen bildirimler, kısa videolar ve anlık dopamin patlamaları, derin düşünme yetimizi adeta çalıyor. Eskiden saatlerce süren sohbetler, şimdi ise sadece üç kelimelik mesajlara sıkıştı.
Gelgelelim dünya üzerinde değişen sanat algısına. 3-5 “like”ın peşinde koşmaktan sanatı takdir etmeyi unutmuş bir nesil çığ gibi yükseliyor. Aldıkları “like” ile ölçülen başarı algısı toplumların şu anda yüzleştiği en kritik sanat algılarından birisi oldu. Bu da sanatın niteliğini arka plana atarak “popüler olan değerlidir” anlayışını besliyor. Tüm bu gelişmeler, sinemayı sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir sanat formu olarak da zayıflatıyor.
Ve işte geldik tekrardan o soruya, bütün bunlar yaşanırken “Sinema Ölüyor mu?”
Belki de yanlış soruyu soruyoruz. Sinema ölmüyor, dönüşüyor ama bu dönüşüm sinemanın öldüğünü düşündüren cinsten bir dönüşüm. Tıpkı sessiz sinemanın sesli filmlere, siyah-beyazın renkliye evrildiği gibi. Ancak bu seferki dönüşüm sadece teknolojik değil, izleyicinin sinemayla kurduğu ilişkinin kökten değişimiyle şekilleniyor. Ve bu değişim o kadar şiddetli ki, sinemanın ruhunu tehdit ediyor.
Sinema salonları sadece film izlenen mekanlar değildi. Işıklar söndüğünde, perde aydınlandığında hepimiz aynı dünyaya dalardık. Yabancıların omuz omuza güldüğü, gözyaşlarını silmek için aynı anda mendil aradığı, karanlıkta birbirine dokunan kalplerin ortak ritmini duyduğumuz bir mucizeydi bu. Evde izlerken "pause" tuşuna basar, kahve alır, telefonumuza bakarız. Ama salonda filmin büyüsüne teslim olurduk. Gerçek kaçış buydu.
Filmler artık bir kere tıklanıp geçilecek içerikler haline geldi. Oysa sinema salonu bir seremoniydi. Bilet almak, koltuk seçmek, kokusuyla, sesiyle, yabancılarla aynı duyguyu paylaşmak.
En son gerçekten bir film izlediğinizde telefonunuzu sessize aldınız mı? Gözünüz sadece perdede miydi? Yanınızdaki yabancıyla aynı anda güldünüz mü? Eğer cevap "hayır" ise, sinema çoktan içinizde ölmüş olabilir.
Bu başlığı 97. Akademi Ödüllerinde En İyi Film ödülünü alan Anora filminin yönetmeni Sean Baker’ın konuşmasıyla bitirmek istiyorum.
"Sinemaya nerede aşık olduk? Sinema salonunda. Bir filmi, bir seyirci topluluğuyla salonda izlemek bir deneyimdir. Hep birlikte gülebiliriz, ağlayabiliriz, korkudan çığlık atabiliriz ya da sessizliğe gömülüp kalabiliriz. Dünyanın giderek bölündüğü şu zamanda, bu her zamankinden daha önemli. Evde asla yaşayamayacağınız ortak bir deneyim. İşte savaş çağrım bu! Yönetmenler – büyük ekran için film yapmaya devam edin. Ben edeceğim. Dağıtımcılar – lütfen önceliğiniz sinema salonları olsun... Neon benim için bunu yaptı, yürekten teşekkür ederim. Ebeveynler, çocuklarınıza uzun metrajlı filmleri sinemada izlettirin; böylece yeni nesil film severleri ve yönetmenleri yetiştirmiş olacaksınız. Ve hepimiz, fırsat buldukça lütfen filmleri sinemada izleyelim. Sinema deneyiminin bu muhteşem geleneğini yaşatalım!"
Ben anlattım cevaplama sırası sizde. Sizce sinema ölüyor mu?
-İ. Batu Öztürk 07.05.2025










