Halit Refiğ'in "Hanım" Filmi Üzerine
“Senin yüreğin iyilik dolu Olcay, bu yüzden bu dünyada acı çekmeden yaşaman imkansız.”
Türk sinemasının başarılı yönetmenlerinden Halit Refiğ’in yönettiği Hanım filmi; hem konusu, hem içerdiği mesajlar hem de sinematografik anlatımıyla bizi adeta bir duygu nehrinde sürüklüyor. Başrollerini Eşref Kolçak ve Türk tiyatro sahnesinin yıldızlarından Yıldız Kenter’in üstlendiği bu yapım, toplumsal yozlaşma, yalnızlık, aşk ve vefa gibi önemli temalarda derin bir anlatı sunuyor.
Halit Refiğ, sinemasında modernleşme ve Batılılaşmaya karşı eleştirel bir yorum getirmektedir. Hanım’da da buna rastlamak mümkündür. Hanım, 1980’ler Türkiye’sinde yaşanan hızlı dönüşümün birey üzerindeki etkilerini incelemektedir. Hanım karakteri, eski İstanbul’un ve geleneksel yaşam tarzının bir simgesi olarak sunulurken; apartmanlaşma, ekonomik dönüşüm ve bireyselleşmenin getirdiği yalnızlık temaları, Hanım ve Olcay’ın ilişkisi üzerinden izleyiciye aktarılır.
Film, aynı zamanda kadın kimliği üzerinden de güçlü bir anlatıya sahiptir. Olcay karakteri, güçlü fakat aynı zamanda geçmişine sıkı sıkıya bağlı bir figürdür. Aynısını, bence, Olcay’ın erkek versiyonu olarak nitelendirebileceğimiz Necip Kaptan için de söyleyebiliriz. Film boyunca onların geçmişe duyduğu özlem ve modern dünyanın getirdiği yalnızlık hissi, toplumsal değişimin birey üzerindeki yansımalarını gözler önüne serer. Nitekim film boyunca diğer karakterlerle olan ilişkileri de buna kanıt niteliğindedir.
Necip Kaptan ve gemisi ile Olcay Hanım ve kedisinin filmde aynı değerleri yansıttığına inanıyorum. Arada ufak tefek farklar olsa da ikisi de ölüm kavramı ve aidiyet teması üzerine kurgulanmış ikililerdir. Necip Kaptan’ın gemisi miadını (çalışma süresini) tamamlasa da Necip Kaptan onu bırakamıyor çünkü ona bir aidiyet hissediyor; eski günleri hatırlattığı ve ona borçlu olduğunu düşündüğü için. Hanım ve Olcay ikilisinde ise Olcay, ölüm döşeğinde olmasına rağmen, yanında bir ses, bir soluk olduğu, ona yaşama enerjisini veren, tek başına olmadığını hissettiren Hanım’ı bir türlü bırakamıyor. Bunlar, bize film boyunca oldukça etkileyici dakikalar yaşatıyor.
(Ahh tabii, bir de Necip Kaptan’ın platonik aşkı ve yanıtsız kalışı… Ve acı bir veda…)
Filmde muhteşem bulduğum birkaç sahne var. İzleyecek olursanız—ki mutlaka tavsiye ederim—onlara dikkat etmenizi isterim. (Bir kış günü koltukta, sevgilinizin yamacında uzanıp, içinizi ısıtacak kahveniz eşliğinde birlikte izlediğinizde şu an demek istediklerimi anlayacaksınız.)
Öncelikle, Yıldız Kenter’in oyunculuğu bir efsane! Her saniyesinde, göz açıp kapatırken bile o mükemmelliği anlıyorsunuz. Ama benim iki favori sahnem var. Birincisi, Madam Siranuş’un taşındığını ve kedilerinin belediye tarafından ilaçlandığını öğrendiği sahne. İçinizde o acıyı tarif edilemez bir şekilde hissediyorsunuz ve bu ölmek üzere olan kadının yalnızlığının, kediler üzerinden nasıl anlatıldığına bir kez daha şaşırıyorsunuz.
Bu arada, benim en sevdiğim karakterlerden biri Madam Siranuş oldu. Çünkü o, iyi niyet timsali bir kadın ve yaptığı şeyin büyüklüğü, bir senaryo da olsa, büyük bir minnet içinde izlemenize neden oluyor.
En sevdiğim ikinci sahne ise Olcay Hanım’ın ölümün eşiğine geldiğinde görmeye başladığı sanrılar, yani kocası… Kamera açıları, ses, ışık, müzik, kedi, Yıldız Kenter, oyunculuklar, ev, doku… Her şey, her şey o kadar içine çekiyor ki dünyanın en gaddar insanı dahi olsanız, o hisle kalbinizin bir yerlerinde bir şeylerin koptuğunu hissedersiniz. Kocasının Olcay için “Senin yüreğin iyilik dolu, Olcay. Bu yüzden bu dünyada acı çekmeden yaşaman imkânsız.” demesi de cabası… Gerçekten, çöken toplumsal yapı ve yozlaşma neticesinde her geçen gün anlıyoruz ki dünya, iyi kalpli insanlar için bir cehennem. Filmde de yer verildiği gibi, sadece ölmek üzere olduğu için kedisini sahiplendirmek isteyen bir kadınla dalga geçen, onun duygularına zarar veren insanlarla bir arada yaşıyor olmak ne acı.
Nereden bakarsanız bakın, Hanım, verdiği mesajlarla ve konusu ile belki de göz ardı ettiğimiz ama ellili, altmışlı yaşlarımızın bir yansıması… O kadar içimizden, o kadar biz…
Unutmadan, son bir şeye değinmek istiyorum: Olcay’ın utanıp sağlığını hiçe saymasını, yine toplumsal bir sorun olarak görüyorum. Her ne durumda olursanız olun, sağlığınızı önemseyin. Yoksa ardınızda, soğukta ve yağmurda sırılsıklam olmuş bir kedi bırakabilirsiniz. Belki o kedi çocuğunuz, eşiniz ya da belki de gözü yaşlı aileniz olur, kim bilir…
Kısacası, Hanım, geçmiş ile gelecek arasında sıkışmış bireyin dramını anlatırken Türkiye’nin değişen sosyo-kültürel yapısına da eleştirel bir bakış sunar. Yıldız Kenter’in unutulmaz performansı ve Refiğ’in usta yönetimiyle şekillenen film, Türk sinemasının en önemli toplumsal eleştiri filmlerinden biri olarak hafızalarda yer edinmiştir.
Eğer nostaljik, derinlikli ve anlam yüklü bir film arıyorsanız, Hanım kesinlikle izlenmeye değer bir yapım!
-Ardacan Şen 18.02.2025







