https://youtu.be/Z5DmvzH7jc0
The Stonewall Inn
untitled
wallacepolsom
art blog(derogatory)
Lint Roller? I Barely Know Her
d e v o n
Sweet Seals For You, Always
he wasn't even looking at me and he found me

Love Begins

gracie abrams
Jules of Nature
Xuebing Du
$LAYYYTER
EXPECTATIONS
Misplaced Lens Cap

ellievsbear
TVSTRANGERTHINGS

Discoholic 🪩
seen from Puerto Rico

seen from Australia

seen from United States

seen from Türkiye

seen from Italy

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Australia

seen from Türkiye

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Norway
seen from Ireland
seen from United States
seen from United States

seen from Netherlands

seen from United States

seen from Australia

seen from Türkiye
seen from Japan
@burcu-gunes
https://youtu.be/Z5DmvzH7jc0

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yeni video yayında 🎥
Sayfamı bir gezi bloggerı olma amacıyla açmadım, hatta ilk gönderilerim geziden ziyade bisiklet üzerineydi. Sonra hem kendime bir günlük olsun hem de internette bulmanın zor olduğu bir bilgiyi, bir yere nasıl gidileceğini, bir şeyin nasıl bulunacağını öğrendiysem onları koyayım arşiv gibi, belki birilerinin de işine yarar diye düşündüm. Bir gezi sayfasından ziyade anı sayfası yani burası. Her neyse biraz dolduğum bir konu var, şimdilerde biliyorsunuz herkes bir “wanderlust” bir “travel writer”, profillerde “been to x countries and y cities” yazıyor. Bunlara da tamam herkesin kendi profili, ama beni biraz sinir eden 3-5 gün bir şehirde kalan insanın “A şehri rehberini hazırladım” yazması. 3 günde ne rehberi allasen? Bir de “A şehrinde mutlaka yapmanız gereken 10 şey” diye liste yapanlar var. Ben böyle bir listeyi 6 senedir yaşadığım Kadıköy için bile yapacak olsam düşünürüm benim haddime mi diye. Öyle insanları takip etme bitsin diyecekseniz, zaten takip etmiyorum ama bu kitle facebook ve instagram sponsorlu içerikleriyle benzer ilgi alanlarımız sayesinde sürekli karşıma çıkıyor. Evet bir de bu sponsorlu içerik olayı var. Dikkat çekici bir başlık atın ki tık alsın. Mesela “x liraya nasıl gezdim” ne yazmış, airbnb ve couchsurfing kullanmış, bunları bilmeyen kaldı mı? Ya da otostop çekmiş, hadi canım! Sonra şu var “gezerken nasıl para kazanılır” buraya çevirmenlik yazarlar mesela ama bir kere bunu denemiş birisi ne kadar çok kişinin ve ne kadar düşük ücretlere çevirmenlik yaptığını biliyor. Ben söyleyeyim gezerken nasıl para kazanılır, bu başlığı atıp tık alırsınız, maddelerden birine Z sitesi indirim&kupon bilmem ne veriyor diye yazıya yedirirsiniz, sonra Z sitesinden reklam ücreti alırsınız özeti bu. Bir de gönderiler soruyla bitirilir ki altta etkileşim dönsün, peki o halde bu yazıya çok tık getirecek başlık önerilerinizi bekliyorum diyerek bitireyim ben de 😝 oh rahatladım 😅 #tbt #winter #mountains
Tarhana Lokum ve Safran dolu 2 gün:
Buraya gezileri, detayları unutmayayım diye yazıyordum. Ama birkaç yeri yazmayınca gerisi geldi, o yüzden artık kronolojik sırayla yazamıyorum. Şimdi Ekim’in son haftası gittiğimiz Safranbolu’dan bahsedeceğim.
Safranbolu’dan önce oraya 8km uzaklıkta olan Bulak Mencilis Mağarası’na gitmek için Bulak köyüne gittik, oradaki evler de Safranbolu evleri gibiydi, ilk fotoğraftan görebilirsiniz. Kahvaltıyı İstanbul’dayken yaptığımız için acımıştık, yolda gördüğümüz bir amcaya köyde nerede yemek yiyebiliriz dedik, bize meydanın orada Bulak Sofrası var, orayı beğeneceğinizi düşünüyorum dedi (aynen böyle dedi ve amacanın telaffuzu trt spikeri gibiydi). Neyse amcanın dediği yeri bulduk, ama burası rezervasyonla açık olan, civarda yaşayan insanların kına, gün vs yaptıkları bir yermiş. İçerde sipariş üzerine baklava açan teyzeler vardı, bir tanesi misafir aç gönderilmez siz geçin içeri ben artık ne varsa kolay olacak yapıvereyim bir şeyler size dedi. Önce kıymalı tarhana çorbası getirdi ki o civarın tarhanası meşhurmuş zaten, sonra yarım tepsi su böreği, yanında bir demlik çay, ev turşusu, helva derken zor bitirdik, 3 kişi 50TL verdik. Çok da güzel bir mekandı, Kalabalık giderseniz gitmeden haber verin kapıda kalmayın. Numarası 0370 433 1313.
Tekrar yola koyulduğumuzda Bulak köyünden mağaraya giden yolun kapalı olduğunu öğrendik, Safranbolu tarafından gitmemiz gerekiyormuş. O yöne dönünce mağaradan önce Tokatlı Kanyonu’na uğradık. Kanyon sonbahar renkleriyle çok güzeldi, giriş 2.5TL, kristal teras’a çıkış ise 3 liraydı, ama bence kristal teras o doğal manzarayı öyle bir bozuyordu ki aklıma Eyfel kulesini hiç sevmediği halde kule sadece oradan görünmediği için sürekli Eyfel Kulesinde oturan şairi getirdi. Kanyonda biraz yürüdük, güzeldi ama Ihlara Vadisi'ne gittiyseniz buradan pek etkilenmezsiniz, zamanınız kısıtlıysa burayı es geçip Safranbolu'ya daha çok vakit ayırabilirsiniz. Bulak Mencilis Mağarası’na vardığımızda ise hava kararmak üzereydi ama akşam 8’e kadar giriş yapılabiliyordu. Giriş yine 3 TL civarıydı, mağara beklediğimden büyüktü (Dim Mağarası mı daha büyük burası mı diye tartışıp galiba Dim diye bitirdik) ama daha iyi bir aydınlatmayla daha etkileyici yapılabilirmiş içerisi, bir de yerler çok kaygan dikkatli olmak lazım. İçerde yarasa da gördük, bence güzel oldu ama yarasadan korkuyorsanız yapacak bir şey yok :)
Safrabolu'ya varınca pansiyon sahibini daha fazla bekletmemek için önce pansiyona uğradık, oda kahvaltı kişi başı 50TL'ye bir yer bulmuştuk, çift olarak gidecekseniz gitmeden arayıp evli olmayan çift kabul ediyorlar mı diye sormakta fayda var, bazı yerler kabul etmiyor ne yazık ki. Sonra biraz dolaşmaya çıktık, sokaklar boştu ama atmosfer çok güzeldi; beklediğimizden iyi durumdaki evler, arnavut kaldırımları, demirciler çarşısının otantikliği ve yanındaki vadi, birkaç yüzyıl öncesinde geziyor gibiydik. Ertesi gün de gündüz gözüyle gördük şehri. Tahminimizden daha büyük ve daha güzeldi, her girdiğimiz yerde lokum ikramı ve yemek yiyeceğimiz zaman teyzelerin bir de benim tarhanamı deneyin ısrarı bizi lokum ve tarhanaya doyurdu. Yemek yemek dışında Kaymakamlar gezi evinde o evlerin eskiden nasıl kullanıldığını görebilir, saat kulesine çıkıp yıllardır o saati ayarma işini yapan amcayı dinleyebilir (şimdi kent müzesi olan eski hükümet konağına girilen biletle saat kulesine de çıkılıyor) ve hıdırlık tepesinden Safranbolu’yu kuş bakışı izleyebilirsiniz (peki burada manzara izlemenin 2 tl olmasına ne demeli? Neyse.).
Ama gezimizin en can alıcı noktalarından biri safran çiftliği ziyaretimizdi. Şehir müzzesinde safran hasadının Ekim-Kasım aylarında yapıldığını görünce buraya kadar gelmişken safran çiçeğini bir de canlı canlı görelim dedik ve sora sora bir köy bulduk. Havakararmak üzere olduğu için çiçeklerin çoğu kapanmıştı, ama gündüz gitseymişiz tarlayı mosmor görebilirmişiz. Toplanan çiçekleri yaprak, her yerde satılan turuncu kısmı ve neyde kullandıklarını şu an unuttuğum sarı kısmı olarak üçe ayıran teyzeler vardı çiftlikte. Hemen safran çayı ikram edip çiftliği anlatmaya başladılar, çok hoştu.Ve sonuç olarak Safranbolu tekrar gitmemiz gereken yerler listesine eklendi.
I write my travels here to not to forget the details, but the rest came when I did not write a few places, so I can not write in chronological order anymore. This post is about Safranbolu which we visited on the last week of October.
Before Safranbolu, we went to Bulak village to go to Bulak Mencilis Cave, which is 8km away from there. The houses there were like the houses of Safranbolu, you can see them in the first photo. As we had our breakfast at Istanbul, we were hungry. Thus, we asked to a man where we could eat, and he recommended a place named Bulak Sofrası. We found the place, but it was open based on a reservation, the people living in the area make reservation there for their special days. There were baklava-preparing villager women inside, one of them told us that guests cannot be sent hungry and she brought us some food they already have. First, we had a special tarhana soup, which is famous in this region, then half a tray of borek (su böreği), and a teapot of tea, home pickles, halvah, we hardly finished all of these, and paid 50TL in total. It was a very beautiful place. I would suggest you to call the place before going, but i don't think they speak English. Here is the number: 0370433 1313.
When we were on the road again, we learnt that the road between Bulak and the cave was closed, and we need to take the road from Safranbolu direction. So we changed our direction and stopped by at Tokatlı Canyon first. Canyon was beautiful with autumn colors. Entrance was 2.5TL, and entrance to the crystal terrace was 3TL. I think the crystal terrace does not fit with the nature. The Parisian poet who doesn't like Eiffel tower and goes up the tower as it is the only place he doesnt see the Eiffel tower came to my mind. We had some walk in the canyon, but if you have been to Ihlara Valley, Tokatlı Canyon won't impress you much, so if you have limited time, you can skip visiting the canyon and have more time for Safranbolu. When we finally arrived to Bulak Mencilis Cave, it was about to become dark, but you can visit it until 8pm and entrance fee was about 3TL. It was a big cave and you can see some bats, hope you are not afraid of them:)
As soon as we arrived to Safranbolu, we went to our pension to not make the owner wait for us. Pension was 50TL with breakfast per person for a night. After we started to stroll on the streets, and the atmosphere was very nice; well restored beautiful houses, cobblestone roads, the authenticity of the blacksmith bazaar and the valley next to it made us feel as if we were walking in couple of centuries back. The next day when we saw the city in daylight, we noticed it is larger and more beautiful than we expected. Wherever we go, we were offered to have some loukums and whenever we wanted to eat something, villager women were asking us to try their tarhana soup as well. So, at the end of the day, we were full with loukums and tarhana soup. Aside from eating, you can visit Kaymakamlar gezi evi to see how these houses were used, go up of the clock tower (the old man working here tells all the details, but in Turkish, and you can enter to the tower with the same ticket you get for the city museum), and watch the amazing view from Hıdırlık tepesi (dont surprise when they ask 2 tl for just watching the view, this is Turkey:/ ).
However the most special point of the trip was visiting a saffron farm. In the city museum we learnt that saffron harvest is done in October-November, so we decided to see a farm and found one in one of the nearby villages by asking people. Most of the flowers were closed because it was getting dark, but we could have seen purple fields, if we had arrived earlier. The villager women offered us some saffron tea and talked about the harvest, it was a nice experience. To sum up, we added Safranbolu to the list of the places we have to go again!
Of ne uzun süre olmuş yazmayalı, biriktikçe daha zor oluyor zaten. Neyse baktım ki eskisi gibi yazamamakla beraber eskisi kadar okumuyorum da, birşey merak edince youtube’da aratmak neredeyse google’da aratmanın yerini alacak, o halde gezilerin videosunu yapayım dedim ve yinenereye isimli bir youtube kanalı açtık. Yukarıdaki videoda da Erciyes’e toplu ulaşımla nasıl gidilir, maliyetler ve tüyolar nelerdir bunları anlattık, umarım faydalı olur. Ama arada yazı da yazacağım söz =)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Analog fotoğraflar da "like" alsın dedik 👍 #moda #sergi #analog #film #kadıköy #kadikoysokak #sunday #like
Instagramdan takip edenler geçen hafta sonu bir bisiklet turu yaptığımızı görmüştür. Şimdi onun hikayesini anlatacağım:) Yalova deniz otobüsüne binmek için Kartal’a kadar sürdük önce. Yalova’ya varınca da ilk iş bir süpermarketten yolluk yiyecek içecek aldık. Orhangazi yolunun kalabalık olduğunu ve yolda çok tır olduğunu okumuştum, o yüzden Taşköprü’ye kadar İzmit-Yalova yolunda sürdük, burada da bol bol kamyon ve otobüs vardı ama emniyet şeridi genişti, sıkıntı yaşamadık. Sonra Taşköprü’den içeri girdik ve köylerden geçtik (Kabaklı, Denizçalı, İlyasköy, Fevziye, Semetler ve Kızderbent). Çok fazla yokuş indik çıktık (en azından bizim için çok fazla), ama manzara harikaydı, doğa ve köyler çok güzeldi, karşılaştığımız insanlar hep el sallıyordu ve yol üzerinde çok az araca denk geldik. Yalova’dan 51 km sonra nihayet Boyalıca’ya vardık, ama hem hava kararmıştı hem de yorulmuştuk bu nedenle kampı İznik’te değil burada yapmaya karar verdik. Aynı yere çadır kurmuş bizim yaşlarımızda bir çiftle tanıştık, ama kamp konusunda daha ekipmanlıydılar. Sabah kamp ocağıyla kahvaltı hazırladılar. Gölün kenarında ördek sesleri eşliğinde oturmak keyifliydi. Kahvaltıdan sonra 18km daha sürerek İznik’e vardık ve şehri şöyle bir turlayıp öğlen yemeği için meşhur Köfteci Yusuf’a gittik, sonrasında ise dönüş yoluna geçtik. Bazı notlarım şu şekilde:
- Yol boyunca o kadar meyve ve abur cubur yedik ki arabayla gitsek daha ucuza gelirdi (ama macera bunun neresinde?)
- Yol boyunca bir sürü meyve ağacı var (erik, kiraz, incir, dut, elma…) Amet’i ağaçlardan alamadım.
- Tarla sahibi bir köylüye kalacak yer ve yemek karşılığı çiftliklerde bedava çalışılan bir sistem (TaTuTa) olduğunu söylediğimde buna inanamadı. Çocuklarını çalışmaya ikna edemediğini, yabancı birisinin nasıl bedava çalışacağını söyledi:)
- Gölün etrafı çok güzel, ilerde spor ve doğaseverler arasında daha da popülerleşecek olduğunu düşünüyorum. Göl çevresinde maraton ve bisiklet turları düzenlemek için sponsor arayışında olan insanlarla tanıştık.
- Oraya tekrar bisikletle gider miyim? Tabii ki!
If you follow me on Instagram, you should saw that we had a bike tour last weekend. Here is its story:) We rode until Kartal to take a ferry to Yalova. When we arrive Yalova, first we stopped at a supermarket to have some snacks and drinks for the way. I read the Orhangazi road is crowded with trucks, so we cycled on İzmit-Yalova motorway until Taşköprü (there were buses and trucks, but highway shoulder was wide, so it was okay). Then we turned to Taşköprü and passed some other villages (Kabaklı, Denizçalı, İlyasköy, Fevziye, Semetler, and Kızderbent). We had to climb so many hills (so many for us), but the view was great, nature and villages were beautiful, people were waving their hands and we barely encounter with other vehicles. When we finally arrived Boyalıca (51km after Yalova), it was dark and we were tired, so instead of continuing to İznik we decided to camp there. We met with a couple, they were around our ages and also camping, but they were more equipped, so next morning they prepared a nice breakfast with the camp stove, it was very peaceful to chill out by the lake with duck voices. After the breakfast, we cycled 18 more kilometers and arrived İznik, had a fast city tour and had a lunch at famous Köfteci Yusuf and started off to Istanbul. Some notes:
- We ate some much snack and fruits, a car can go the same way for less money (but where is the adventure then?)
- There are a lot of fruit trees along the way (greengage, cherry, fig, mulberry, apple…) So Amet was stopping frequently to pick some.
- When I told the volunteer working in farms in change of bed and food to a farm owner, he couldn’t believe to this system, he told he cant even convince his children to work at the farm, so why would some strangers do it :)
- Around Lake İznik is very beautiful, I am sure it will get popular among nature and sport lovers. We met with some people who want to organize marathons and bike tours around the lake and looking for sponsorships.
- Would I cycle there again? Sure!
Gürcü mutfağı khinkali, khachapuri, şarap ve chacha sıyla ünlü. Khinkali gürcü mantısı, 1 tanesi 0.5-0.7 GEL civarına satılıyor ve en az 10 tane sipariş etmenizi istiyorlar. Masaya çatal-bıçak geliyor ama makbul olanı elle yemek (ya da dikkatlice çatalla yemek), çünkü kesince içindeki su tabağa akıyor. Bu yüzden önce bir ısırık alıp sonra açılan o delikten lezzetli suyunu emmek gerekiyor:) Khachapuri ise peynirli pide gibi bir şey, farklı yerlerde farklı şekillerde ve tatlarda karşımıza çıktı ama her türlüsünü sevdik. Şarap gerçekten güzel ve ucuzdu, restoranlarda bardağı 4-6 GEL civarı, marketlerde şişesi 5 GEL den başlıyor. Chacha pahalı olduğu için şarabı tercih ettik onu denemedik. Bir de Sameba kathedralinin köşesindeki kafede bir şey içtik, adı lagidze water olan aromalı bir sodaymış bu, sonra başka kafelerde de gördük aynısını. Güzeldi, özellikle üzümlü olanı yazın insanı baya ferahlatır.
Bazı restoranların dışında farkedilebilir tabelalar yok, ya da tabelalarında latin harfleri yok, o yüzden eğer Airbnb ile kalıyorsanız ev sahibinin önerilerini almak iyi olabilir. Bir de çoğu kafe-restoranda içerde sigara içiliyor, eğer sigora kokusundan bizim gibi rahatsız oluyorsanız seçim yaparken buna dikkat etmek gerekiyor.
Georgian cuisine is famous for khinkali, khachapuri, wine and chacha. Khinkali is a delicious dumpling filled with mince and spices. 1 piece is between 0.5-0.7 GEL and one needs to order at least 10 of it. You will be given forks and knifes, but you should use your hands (or use the fork carefully but not the knife) for proper eating. Because if you cut it, all the water inside will pour into the plate, so instead of cutting, bite it and suck the delicious water :) Khachapuri is a cheese filled bread and has different shapes in different places, but we liked them all. Wine was good and cheap (4-6GEL for a glass in restaurants and starts from 5GEL for a bottle in markets). We didn’t try chacha, as it was expensive we preferred wine. Lastly, we had some beverage in the café on the corner of Sameba Cathedral and saw the same drink in other cafes later, it is called lagidze water, and it is flavored soda. We found the grape flavor refreshing.
Some restaurants don’t have a big name plates outside, or sometimes they don’t use Latin alphabet, so it would be good to take your host’s advice if you are staying with Airbnb. Another thing is, in most of the cafes and restaurants smoking is allowed, if you hate the smoke smell as we do, be careful about it.
Bence Tiflis’te yapılması gereken şeylerden biri Narikala’ya çıkıp gün batımında şehri seyretmek. Narikala ismi “Narin Quala” yani küçük kaleden geliyormuş, elbet benzer sözcükler var mesela havaalanı dışında otobüs durağı nerede acaba diye bakınırken bi amca “attabüs” diyerek durağı işaret etmişti, attabüs mü ne şirin ya :D Neyse, Rike Park’tan Narikala’ya teleferik var, ama biz oradayken bakımdaymış. Biz de yürüyerek çıktık, aslında hava çok sıcak değilse yürümeyi tavsiye bile ederim, güzel evlerin arasından geçerek yükseliyorsunuz. Tepeye çıkınca kalenin arkasında kalan vadiye indik Buraya botanik bahçesi diyorlarmış, giriş kişi başı 2 GEL idi, içerde değişik ağaçlar (ilk defa bambu ağacı gördüm), çiçekler bir de birkaç şelale var. Burada biraz zaman geçirdikten sonar kalenin olduğu yere geri çıktık ve güzel günbatımını izledik.
Diğer bir kaçış noktası ise Mtatsminda. Bunun teleferik durağı da şehre yürüme mesafesinde ama teleferiksiz çıkılır mı bilmem burası oldukça yüksekte çünkü (toplu ulaşımda kullanılan kartlar burada geçmiyor, Mtatsminda card denen bir kart gerekiyor ve bu kart yukarıdaki eğlence parkındaki oyuncaklara binmek için de kullanılıyor.)
Tiflis’de yapılacak diğer şeyler için eski şehir civarında yürümek, Rustaveli Caddesi boyunca yürümek, Dry Bridge antika pazarına (ressamlar ve resimleri de vardı, burası Tiflis’in Montmartre’ı yani), Sameba Kathedraline ve National History Museum’e (Freedom Square’in orada olan hazinelerle ilgiliymiş ki bizim ilgi alanımız değil, biz Rustaveli Caddesi’ndekine gittik, giriş kişi başı 5 GEL idi) gitmek diyebilirim. Eski şehirle ilgili bir de uyarım olacak; dilenciler çok yapışkan elinizi kolunuzu tutup yürümenize izin vermiyorlar, bir de bizi durdurup zorla bir şeyler satmaya çalışan bi amca vardı, sonrasında kameramı çantama kaldırdım ve turist gibi davranmadan dolandık, bir daha sıkıntı olmadı:)
One of the must-do things in Tbilisi is visiting Narikala Fortress and watch the city during sunset. You can take cable car from Rike Park to Narikala. During our visit, cable car was under maintenance, so we walked, and it was okay, if the weather is not too hot, I can even recommend walking, because you walk through the beautiful houses. After reaching there, we walked down to the valley behind the castle. They call that valley botanical garden, entrance was 2 GEL per person and there are different type of trees (for the first time I saw a bamboo tree) flowers and some waterfalls. After spending some time there we turned back to castle level and watched the beautiful sunset.
The second escape point is the Mtatsminda park, it’s cable car station is walkable from the city center, and then we took the cable car (city transportation card does not work here, you will need a special card which also allows you to take rides in the amusement park).
Other things to do can be walking around the old city, walk through the Rustaveli Street, visiting Dry Bridge 2nd hand bazaar (there were also artists and their paintings, so this place is a kind of “Montmartre”), Sameba Cathedral and the National History Museum (the one just next to freedom square is about treasures, which doesn’t interest us, we went to the one on Rustaveli Avenue, entrance was 5 GEL per person). Just one warning about the old city; couple of beggars hold our arms and didn’t let us walk, also there was that one guy try to sell something and didn’t let us go, then I put my camera back to my bag and we tried to not look like tourists, then it was okay:)
Eski Tiflis’in renkli evleri. Ahşap süslemeler ve tuğlanın uyumu çok hoş:)
The colorful houses of old Tbilisi. Harmony of the wooden ornaments and brick is beautiful:)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Tiflis ile İstanbul’un farklı dönemlerden değişik binalar, hamamlar, sokaktaki dilenciler, kötü trafik ve yardımsever insanlar gibi ortak yönleri var. Burasi belli ki avrupalı turistler için populer bir seyahat noktası değil, o nedenle şehir hakkında detaylı bilgi bulmam biraz zor olmuştu, yorumların çoğu Rusçaydı. O yüzden bu yazı dizisi umarım birilerinin işine yarar. Bazı ilginç noktalarla başlamak istiyorum:
- Havaalanından şehir merkezine taksi ile gitmek aşırı pahalı değil, 35-40GEL tutuyormuş, ama belediye otobüsü çok uygun, sadece 0.5GEL. 37 numaralı otobüs 40-50 dakikada şehir merkezine götürüyor. Ödeme otobüste bozuk para ile yapılıyor, o yüzden havaalanında biraz para bozdurun. Ben Tbilisi Transport Company nin uygulamasını kullanışlı buldum, güzergah, durak ve otobüs saatleri için kullandım, tavsiye ederim. (Bu arada Freedom Square e çıkan yolda çalışma vardı, bir süre daha devam edecek gibi görünüyor, o yüzden otobüs başka yola saparsa panik olmayın, opera taraflarında bir yerde inerseniz meydana geri yürüyeilirsiniz.) Havaalanı otobüsü küçük ve kalabalıktı, ama yeri geldiğinde iş çıkış saatinde Zincirlikuyu’dan metrobüse binebilen bizler için problem değil :)
- Burada bazı arabarın direksiyonu solda bazılarının sağda neden bilmem. Yaya geçidinde genelde yol vermiyorlar, arabaları hızlı sürüyorlar ve ortalıkta trafik ışığı da pek yok. Biz de risk almadık, Rustaveli Caddesi’ni karşıya geçmek için hep alt geçitleri kullandık.
- Booking den kalacak yer bakarsanız uygun fiyatlı odaların banyosunun ortak olduğunu görürsünüz. Biz yine airbnbden bir stüdyo kiraladık, böylece uygun fiyata kendi mutfak ve banyomuz da olmuş oldu. Ama binadaki diğer daireler koridorda bulunan banyoları paylaşıyordu, ilginç tabii.
- Şehir euro ya da dolar kazanalara ucuz gelecektir. Biz de birkaç sene önce 1GEL 1 TL ye eşitken gitsek ucuz gelebilirdi, ama şu ara 1GEL 1.6TL, o yüzden ucuz değil normal (balkanlardan daha pahalı).
- Neredeyse herkes Rusça biliyor, ama İngilizce bilen bulmak zor, hatta Türkçe bilen bulmak İngilizce bilen bulmaktan daha kolay, ama dediğim gibi yardımsever insanlar.
- İçinden nehir geçen şehirler hep hoş olur zaten. Burada da Kura nehrinin bir yakasında öbürüne yürümek güzeldi. Bir de bolca park ve ağaç var, alışkın değiliz hoşumuza gidiyor. Ayrıca Narikhala ve Mtatsminda gibi iki ormanlık alana şehir merkezinden yürüyürek ulaşabilmek de güzel.
Devam edecek
Tbilisi has similarities with Istanbul; interesting buildings from different eras, hammams, beggars on the street, bad traffic, helpful people… It was not easy to find detailed information about the city, because apparently it is not a popular destination for Europeans and most of the reviews were in Russian. I hope my Tbilisi series will be helpful for someone. I want to start with some facts:
- Taking taxi from airport to the city center is not very expensive, they say it costs around 35-40GEL, however public bus way too cheap, just 0.5GEL. Bus number 37 takes you to center in 40-50 minutes, you can pay on bus with coins, so exchange some money from airport (there were couple of offices with different rates, but rates were not bad.) I found the application of Tbilisi Transport Company useful and check the routes, bus stops and timetable by it, I recommend it. (Btw, the road which takes you to the freedom square was under construction, and it seems to continue to be like this for a while, don’t panic when the bus don’t follow the route, you can get of around opera station and walk back to the square.) This bus is not a big one and gets very crowded, it can be hard for some people, but we istanbulites can take metrobus during rush hours, so we were fine :)
- Some cars are with left-hand steering, some with right-hand steering, I don’t know why. Most of the cars don’t stop at crosswalks, and people drive fast. Traffic lights were rare too, to pass the Rustaveli Avenue we always used underpasses.
- If you check booking.com, you will see the cheap rooms always have shared bathroom. We rented a studio from Airbnb again, and had our own kitchen and bathroom as well, but other flats in the building share the bathrooms, which are on the hall of the building, this is interesting.
- The city is not expensive for euro/dollar earners. If we had visited Georgia couple of years ago, it could have been cheap for us, as 1GEL was 1TL, but nowadays 1GEL is 1.6 TL. (It is more expensive than the Balkans).
- Everyone speaks Russian, but finding English speaking someone was not easy, actually finding a Turkish speaker was easier, but as I said people are helpful.
- Cities with rivers are always pretty, walking from one side of the Kura river to other side was nice. There are a lot of parks and trees around, also two forests (Narikhala and Mtatsminda) are walkable from the city center.
To be continued
Günübirlik Tire turumuz sırasında iyi bir gezi arkadaşının önemini gördüm. Ben mümkün mertebe yürümeye dolaşmaya çalışırım ama bu turda grubumuzda çok çabuk yorulan ve sık sık sigara molası vermek isteyen biri vardı. O nedenle Tire’ye o olmadan bir daha gideceğim :)
Neyse, trenle gittik, tek yön 8 lira civarıydı. Aslında Tire oldukça eski bir yerleşim yeri, sokaklarında yürürken bunu hissediyorsunuz. Ayrıca Tire Müzesinde değişik dönemlere ait eserler yer alıyor. Buradaki diğer bir dikkat çeken şey Salı günleri kurulan büyük pazar. Cumaları da küçük bir pazar kuruluyor. Bir de bir dahaki sefere Tire’ye 5-6 km mesafede olan manzarasıyla meşhur Kaplan Köyüne de gideceğim.
Tire’nin sabah 5-9 arası servis edilen tandır kebabı meşhurmuş, merak ediyordum ama ilk tren oraya 11.50′de vardığı için deneyemedik. Denediğimiz Tire köftesini ise lezzetli veya ilginç bulmadık. Lakin Derekahve’de bir çay veya kahve içmeyi şidettle öneriyorum, çok huzur verici bir ortamı var:)
During our day-trip to Tire, I understood the importance of a good travel buddy. I like to walk as much as possible, but on this trip we had a friend who got tired quickly and also wanted to have smoke breaks. Thus, I will definetely visit Tire again, but without her :)
Anyway, we went Tire by train, it costed around 8TL/one way. Tire is actually a very old settlement, you feel it while walking around the town, and also in Tire museum you can see the historical artifacts from different eras. Another attractive thing here is the huge bazaar which is set up on Tuesdays, and a smaller one on Fridays. Next time i will also visit Kaplan town, it is 5-6 km from Tire and famous for its view.
The tandoori kebab of Tire is famous, but it is served between 5-9 am. As the first train arrives there at 11.50, we were late to try it . We tasted Tire köftesi (meatballs), and according to us it wasn’t something special. However, I definitely recommend having a coffee or tea at Derekahve, atmosphere is so peaceful there.
İki aydır yüksek lisans teziyle boğuşmaktan buralara bakamadım, ama artık geriye sadece jürinin istediği düzeltmeleri yapmak kaldı. Ben de bloga geri dönüşümü karlı İstanbul fotoğraflarıyla yapmak istedim . Yakında yine görüşmek üzere:)
Bir de instagramı daha çok kullanmaya başladım bilmeyenler için link: https://www.instagram.com/gunes.b/
I was dealing with my master thesis for two months, so I couldn’t care about the blog. Now i only need to do corrections that my jury suggested, and i wanted to return here with snowy Istanbul photos. See you again soon:)
Btw, i started to use instagram more often, here is the link: https://www.instagram.com/gunes.b/
Ekim’in başında Adrasan’a gittik. İnternetteki yol tariflerinde Kumluca dolmuşlarına binip Adrasan sapağında inin yazıyordu. Ben de o yüzden Olimpos ve Çıralı sapaklarında olduğu gibi burada da aşağıya inen dolmuşlar vardır sandım. Sezonda günde 8-10 sefer varmış gerçi ama sezon bittiği için akbaba gibi bekleyen bir taksici dışında sapağa gelen giden yoktu. Sahile inen 10-12 km bir yol bizi bekliyordu, aylardan Ekim de olsa öğlen güneşi güçlüydü. Tek çare otostop çekmekti ve öyle de yapıp sahile vardık:)
Birkaç emekli ve turist dışında pek kimse kalmamıştı, sahil temiz, deniz çarşaf gibi, su sıcaktı. Yediğimiz meyveler, domatesler yeşillikler çok lezzetliydi, işletmeciler genelde Adrasan’ın yerlisi olup kendi bahçelerinde yetiştirdikleri meyve sebzeleri kullanıyorlarmış. Her yer nar ve limon bir de.
Civarda bolca koy ve mağara olduğu için kano kiralayıp gezmek istedik, ertesi güne rezervasyon yaptırmak için gittiğimizde adamlar bugün son, sezon bitti alın şimdi binin biraz içinizde kalmasın dediler. Koy koy mağara mağara gezemedik ama güneşin batışını denizin ve dağların ortasında izledik böylece. Kelimlere dökemeyeceğim kadar güzeldi.
We went Adrasan at the beginning of October. According to online road descriptions, you need to take Kumluca bus and get off at Adrasan crossroad. So i thought there are minibuses from that crossroad to beach just like there are at Olympos and Çıralı crossroads. There weren’t any minibuses, but a taxi driver (later we learnt that there are minibuses 8-10 times in a day during summer season). Beach was 10-12 km away and in spite of being in October sun was strong in Antalya. Only option was hitchhiking and we did so:)
There were just a few tourist and retirees, beach was clean, sea was calm and warm. Veggies and fruits we had were delicious, because most of the time they were from the cafe/restaurant owner’s garden. And there were plenty of pomegranate and lemon trees.
There are a lot of bays and caves around, we wanted to rent a kayak and visit them. We went to shop which rents kayaks and we are told it is not possible as season is over. They gave us a kayak just for 1-2 hours, we could’t paddle from cave to cave, bay to bay but had a chance to watch sunset in the middle of sea and mountains. It was way more beautiful than i can express.
Farklı açılardan Kaleiçi. Antalya ne güzel bir şehir ya.
Kaleiçi from different angles. And Antalya is such a beautiful city.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yağmurlu havada bisikletli ulaşım! Benim de bir an önce geçen sene kırılan çamurluğumun yerine yenisini almam lazım.
With the right equipment cycling on rainy days is not a problem!
Ve süslü kadınlar bisiklet turu 2015′den görüntüler :) Arkadaşımın bahçesinden getirdiği begonviller sepetime çok yakıştı, bir de geçtiğimiz yıllara göre katılım oldukça fazlaydı. Bu eğlenceli etkinlik daha sık düzenlenmeli!
Photos from cycling chic tour 2015:) The bougainvillea from my friend’s garden suited very well to my basket and comparing with previous years tour was more crowded. This funny event should be organised more often!