Hayatıma girmek için can atan, arkamdan fısıldayıp köşelerde saklanan o şahsa son kez söyleyeceklerim var. Kurduğun o acınası sahne palyaçoluğu da, yönettiğini sandığın o ucuz tiyatro da bitti. Artık maskeni indir ve birazda gerçeklerle yüzleş.
Hem bu hikayenin asıl suçlusu olup hem de en ön sırada mağdur rolünü oynamayı ne kadar çok seviyorsun. "Ben olanlara razıyım, yeter ki kendimi korumaya alayım" diyen sen değil miydin? Kendinin nasıl bir bataklık olduğunu bildiğin için, bana "benden çok yanındakine güven" diye itirafta bulunan sen değil miydin? Ne zaman kendini bir boşlukta hissetsen, seni o karanlıktan çekip çıkarmak için uzattığımız her eli korkakça geri çeviren yine sen değil miydin? Şimdi işler istediğin gibi gitmeyince, kendi yanlış tercihlerinin vebalini bizim sırtımıza yükleyip kenara çekilemezsin. Paylaştığın o süslü cümlelerde diyorsun ya: "İnsan, kendi içindeki o çiğliği ve haksızlığı bildiği için hikayeyi hep başkasını suçlayarak anlatırmış." Ne kadar doğru bir tespit... Kendini tam olarak özetlemişsin. Sen, kendi içindeki o çiğliği, o vicdan azabını örtbas etmek ve ihanetine kılıf uydurmak için benden ayrılmadın mı? Sırf iki günlük bir "ortamım olsun" diye, her masaya meze olmadın mı? "Kardeşim" dediğin insanı, seni her konuda körü körüne savunduğunu sandığın, iki gün önce tanıdığın o sahte yüzlere satmadın mı? Şimdi hangi toz pembe yalanın arkasına saklanıyorsun? Bunca pisliğin, bunca ihanetin altına imza atmışken, köşene çekilip utançtan yerin dibine geçeceğine, bir de kalkmış bize utanma dersi mi vermeye çalışıyorsun. Gerçekten senin bu acınası haline üzülmeyi çoktan geçtim, sadece yukarıdan bir tiksintiyle bakıyorum artık. Ama şunu da unutma: Kendini Hint kumaşı sanıyorsun ya, o çok güvendiğin, arkasına sığındığın "yeni" arkadaşların günü geldiğinde sana en ucuz fiyatı biçecek. O zaman göreceksin kumaşının kalitesini...
Bir de kalkmış, "Benim hayatımdan eksilttiğim hiçbir şey bana zarar vermez, aksine alanımı temizler" diye sayıklıyorsun. Allah aşkına git bir aynaya bak ve bu yalanı kendi yüzüne bir de orada söyle. Aynadaki o zavallı, o küçülmüş siluetin sana asıl cevabını verecektir...
Bana söylediğin son sözü hatırlıyorum: "Sizin gibi insanlar bu muameleyi hak ediyor" demiştin. Haklıydın. Bu pislik, bu karakter, bu arkadan vurmalar... Bunların hepsi sizin kendi tercihlerinizdi. O yüzden şu an yaşadığınız ve yaşayacağınız her şeyi sonuna kadar hak ediyorsunuz. Bizi sakın bir daha kendi yarattığınız oyunlar için suçlamayın. Köşe bucaklarda saklanıp gizli gizli bizi izleyeceğinize, arkamızdan imalı yazılar paylaşacağınıza, zerre cesaretiniz varsa gelin bunları yüzümüze de söyleyin. Ama doğru ya sizde o yüz yok. Siz ancak arkadan konuşmayı, gölgelerde fısıldaşmayı becerirsiniz değil mi küçük ergenler...
Davul bile dengi dengine... Ne ben aradığım o temiz huzuru senin gibi bir çamurda bulabilirdim, ne de sen aradığın o ucuz heyecanları bende barındırabilirdin. Bizim tek bir suçumuz vardı: Sizin gibi çiğ, sizin gibi ne olduğu bellisiz insanlara merhamet göstermek, hak etmediğiniz değerleri önünüze sermekti. İnsan, ne mal olduğunu hareketleriyle, sattığı insanlarla ve seçtiği ihanetlerle belli eder. Herkes kendine yakışanı yaptı; siz çamuru seçtiniz, biz ise gökyüzünü...
Söyleyecek tek bir sözüm bile kalmadı size. Bundan sonra Allah size hak ettiğiniz o ucuz heyecanları, bize de sizin olmadığı o temiz huzuru versin. Ne mal olduğunuzu bildiğim halde, sizinle aynı havayı soluyup kelimelerimi tükettiğim için kendime de yazıklar olsun. Şimdi gidin ve o kurduğunuz küçük, çürük tiyatronuzun çöplüğünde kendi yalanlarınızla baş başa geberin.