Bizim dünyamızda güzellik her şeydir. Güzellik para ve sevgi getirir. İnsanlar, bir kadının sahip olduğu yegâne şeyin güzellik olduğunu, hiçbir şeyi yoksa bile en azından güzel olması gerektiğini düşünürler. Artık kimsenin niteliğe bakmadığı bu dünya düzenine verebileceğimiz en iyi örnek Narin olabilir. Kendisi yirmili yaşların sonunda olan, iletişim bölümünü birincilikle bitirmesine rağmen hayalini kurduğu spikerlik mesleğini sınıf arkadaşına kaptıran bir kadındı. Bir o kadar da çirkin. Evet çirkin. Bu dünya düzenine göre kullanabileceğimiz, güzel olma ayrıcalığına erişememiş olan her şeyin kaderi olan çirkinlik sıfatı. Çirkin kelimesinin bile yeterince anlam bulamadığı bir görsele sahipti. Korku hikâyelerine konu olabilecek, doğaüstü bir kötülüğün ete kemiğe bürünmüş, insan suretine sahip olmuş türden bir çirkinlikti. Reenkarnasyon denen bir şey varsa Narin geçmiş hayatında bu yüze sahip olmak için vatan haini olmuş olmalıydı. Yüzü kömür karası lekelerle donatılmıştı, dişleri çarpık ve belli belirsiz kırıklarla doluydu. burnu kemerli, feri gitmiş, kahverengi, mor halkalarla çevrelenmiş, içlerinde ruhtan eser bulundurmayan gözleri, karşısında ona bakan birinin anında ruhunu çekip alacak, ona anında ölümü tattıracakmışçasına bir hayatsızlıkla bakıyordu. Bakışları ölümden başka bir şey değildi. Onu gören çocuklar feryat figan ağlardı. Yolda broşür bile uzatmaya çekinirler, o, yanlarından geçerken donar kalırlardı. Öyle ki, ailesi bile onu yanlarında istememiş, kurtulmanın yollarını aramışlardı. Böylesine bir kötülük böylesine bir musibet onlardan çıkmış olamazdı. Derhal uzaklaştırmaları gerekti. Ve, yaptılar da.
Narin aşk nedir bilmiyordu. Ailesi bile onu sevmemekle kalmamış, ondan kurtulmanın yollarını aramışlardı. Hâl böyleyken elin oğlu mu sevecekti onu? O da durumunu erkenden kabullenmişti kimseye yük olmamaya çalışıyor, kendi başının çaresine bakıyordu.
İnternette boş boş gezinirken tuhaf bir uygulama keşfetti. Uygulama ondan kendi fotoğrafını uygulamaya yüklemesini istiyordu.
Daha sonra sadece uygulamadan yapmak istediği işlemi seçmek kalmıştı. Gözlerini düzeltmek istiyordu, ten rengini açmak istiyordu istiyor da istiyordu. Telefondaki o çirkin fotoğraf gitgide normal bir kadına benzemeye başlıyordu. Demek ben de böyle görünebilirim diye iç çekti. Narin, fotoğrafla uğraştıkça fotoğrafın altındaki rakamlar da hızla yükseliyordu.
Narin o akşam canını almayı düşündü. Hayatının ileriye gitmeyeceği belliydi. Bu yaşında bile kendisine hak görülen bu çirkinliğe katlanmak zorunda bırakılıyorsa, kendisine verilen cehennem hayatıyla ıstırap çektiriliyorsa buna katlanmak zorunda mıydı? Kendi iradesi neredeydi? Bu kabullenişe daha ne kadar devam edebilirdi? Hiçbir şeyin daha iyiye gideceği falan yoktu. Sahip olmak istediği o gerçeküstü olan, güzellik adlı hayale bir anda ulaşacak değildi. Ulaşılabilecek bir şey de değildi ya. Böylesine bir hayali kurmaya dahi hakkı var mıydı, enerjisi var mıydı? Böylesine bir hayatı uzun uzadıya yaşamayı reddediyordu. Daha fazla katlanmayacaktı. Bu hayat kendi iradesi dışında kendisine verilmişti ve hür iradesiyle bunu devam ettirmeyi reddedecekti. Mutfağa gidip en keskin bıçağı bulup kendine dogrulttu. Bitiyordu işte. Bu kadardı. O an huzuru hissettiği ilk andı ve hayatının şokunu. Bıçağa görüntüsü yansıyan kadın kimdi? Etrafına bakındı. Şaşkınlıktan ve korkudan çılgına dönmüştü. Etrafta kendinden başka kimse yoktu. Birkaç dakika hareketsiz öylece kalakaldı. Elleri titreyerek, bir hışımla yere fırlattığı bıçağı tekrar eline aldı. Bir nefes alıp tekrar kendi yansımasına bakmaya çalıştı.
Oydu. Bir başkası değil, gerçekten oydu. Bu nasıl olabilirdi? Akla mantığa sığmıyordu.
Bıçaktaki yansıma uygulamada oynadığı fotoğrafın tıpatıp aynısıydı. Gözleri o korkunç halkalardan arınmış, o hiçbir zaman göremediği enerji dolu ışıltılara kavuşmuştu. yüzüne can, yanaklarına kan gelmişti. Cildi tamamen pürüzsüz ve tamamen aydınlıktı. Hızla aynanın karşısına geçti. Yüzüne, saçlarına dokundu. Dokusu ipek gibiydi. Kendisi dokunmuyor adeta saçları ipeksiliğiyle ellerini okşuyordu. Daha sonra bir rahatsızlık hissetmeye başladı. Adını koyamıyordu. Fakat aynaya baktıkça kendinden sıkılmaya başladı. Aynada gördüğü güzel bir kadın değil normal bir kadındı. Normal bir kadın değil kelimenin tam anlamıyla güzel bir kadın olmak istiyordu. Telefonu tekrar eline aldı, dudaklarını tekrar büyüttü kaşlarını gerdi. Uygulamadaki dudak büyüdükçe kendininki de büyüyor, burnunu küçülttükçe burnu küçülüyordu. Hayalini kurduğu şeye nihayet kavuşmuştu! Bu kadardı işte. Çektiği acıların karşılığını alıyordu nihayet.
Narin o gece uyumamıştı. Bütün bu olanlar hâlâ gerçek gibi gelmiyordu ona. Sonunda o da yaşıtları gibi gezip eğlenebilecek, işe gidebilecekti ve artık kimse ondan gözlerini kaçırmayacaktı. Yanından geçenler kaskatı kesilmeyecek, ondan korkmayacaklardı. Demek ki bu dünyada tanrılar gerçekten vardı ve dualarına karşılık vermişlerdi.
Bir damla bile uyku uyumadan işe gitti Narin. Her zamanki masasına oturdu bir yandan da etrafa kulak kabarttı. Kadınlar dedikodusunu yapıyor, erkekler ise edepsizce konuşuyordu.
Bir milyon puan. Narin bu tutarı mutlaka ödemeliydi ve ödeyecekti. Kurdun dişine kan değmişti bir kere. Eski hâline dönmektense ölmeyi yeğlerdi. Bu güne kadarki tüm birikimlerini sorgusuz sualsiz yatırdı. Arabasının balkabağına dönüşmesinden korkuyordu.
Aradan bir ay geçti. Narin hayalini kurduğu spikerlik mesleğine kavuşmuştu nihayet. Adını bilmeyen erkekler onunla ilgilenir olmuş, hediyeler alıp yemeğe çıkarıyorlardı. Onu umursamayan kızlar bir numaralı düşmanı olmuştu.
Narin olanlara sevinse de güzellik puanları ayağına dolaşmaya başlamıştı. İşten kazandığı maaş artmış olsa dahi yeterli gelmiyordu. Ailesinden aldigi borç da. Uygulama bu durumda da Narin'i yalnız bırakmamış ona iki seçenek sunmuştu. Öde veya vazgeç. Vücuduna yerleşen bir parazit gibi daha fazlasını istiyordu. Narin önce tat alma duyusundan vazgeçti. Sonra ailesinden. Ailesi artık Narin adinda bir çocukları olduğunu hatırlamıyordu. Yine de buna değdiğini düşünüyordu. En sonunda hayalini kurduğu işten vazgeçti. Bütün birikimlerini güzellik puanlarıyla değiş tokuş etmişti. Kazandığı her puanla beraber benliğinden bir seyler kayboluyordu.
Aradan bir yıl geçti. Yirmidokuz yaşına gelmişti Narin. Onlara verecek hiçbir şeyi kalmayınca vicdanından vazgeçti. Önce ormanda yangınlar çıkardı sonra sokaktaki hayvanları zehirledi. Kalbinde kalan son merhamet kırıntılarını da yüz güzellik puanıyla değiştirmişti. Ve en nihayetinde küçükken oynadığı içi boş oyuncak bebeklere dönüşmüştü. Uygulama da artık ondan bir şeyler istemeyi bırakmıştı.
Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Günlerden ekimin onyedisiydi Narin’in doğum günü. Ve güzelliğinin son kullanma tarihi.
Çalıştığı binanın çatısına çıkıp toprak kokusunu sonuna kadar içine çekti. "Demek sonum böyle olacak" diye düşündü. Yağmur damlalarının arasına bıraktı kendini, tüm çirkinliğiyle sere serpe yatıyordu şimdi. Tüm çirkinliğine rağmen yüzünde tarifsiz bir huzur vardi. Elinde de telefonu. Uygulama kendi kendini yok etmişti.
Şimdi kim bilir kimin karşısına çıkacak, kimi hedef alacak, kimin hayatını elinden alacaktı.
Bu dünyada Narin gibiler azımsanamayacak kadar çoklar. İlgiyle yaşadığı bir yıl, sevgisiz yaşadığı yirmisekiz yıllık yaşamından daha değerli olmuştu.
Bizim dünyamızda güzellik her şeydir.
Peki ya sen? Güzelliğinin doruğuna erişmeye cesaretin var mı?