Zdzisław Beksiński

❣ Chile in a Photography ❣

Kiana Khansmith
Xuebing Du

Janaina Medeiros
TVSTRANGERTHINGS

Love Begins
hello vonnie

izzy's playlists!

tannertan36
almost home
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Game of Thrones Daily
Three Goblin Art

⁂

PR's Tumblrdome
Peter Solarz
One Nice Bug Per Day
Today's Document

oozey mess

seen from United States
seen from Greece

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Croatia

seen from United States
seen from United Arab Emirates
seen from Brazil
seen from Colombia
seen from Australia

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@ulzlarz-blog
Zdzisław Beksiński

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Semboller
İnisiyeler tarih boyunca gizli bilgileri aktarmak için sembollere baş vurmuşlardır. Bu şekilde semboller efsanelere, kutsal metinle ve menkıbelere işlenmiştir. Onların anlamını bilenler, onları deşifre ederek gizli anlamlarına kavuşmuşlardır. Ayrıca, harfleri sayılara, sayıları harflere çeviren çeşitli şifreler, çeşitli kavramları ifade eden geometrik şekiller, piktogramlar ve ideogramlar geliştirilmiş, her nesneye ve canlıya çeşitli mecazi anlamlar verilmiştir.
Semboller basit veya karmaşık şekillerden meydana gelebilir. Bunlar, sayı, harf, geometrik bir şekil, doğadaki bir canlı, eşya veya bunların birleşimlerinden oluşabilir. Hepsinin üzerinde bir düşünce gücü yüklüdür ve kesinlikle rastlantısal özellikler taşımazlar. Semboller ilgisizlere fazla bir şey ifade etmezler. Fakat, anlayanlara ifade ettikleri manalar çok derindir.
Semboller, farklı tecrübe düzeylerine ulaşmamızı sağlarlar; ki onlar olmadan bunlar sonsuza dek bizlere kapalı kalırlardı; çünkü onların bilincine bile varamazdık. Sembollerin temel işlevi, farklı şekillerde ulaşılamaz hakikatlerin düzeyine varmaya ve hiç düşünülmemiş bakış açılarını insanların anlayışına sunmayı sağlar. Sembol her zaman beşeri varoluşu yükümlülük altına sokar ve aynı zamanda anlık gerçeği patlatarak bir anlam yükler.
Sembolizm, bir düşüncenin veya olayın sayılar ve şekillerle anlatılmasıdır. Bir açıdan kullandığımız harfler ve rakamlardan tutun, etrafımızda gördüğümüz geometrik şekillerde, doğanın yarattıklarında ve oluşlarda dahi sembolizmi görebiliriz. Fakat bizler genellikle bunları taşıdıkları anlamlardan çok, karşımızdakilere bildiklerimizi aktarmak için kullanırız. Oysa her harfin, rakamın, geometrik şeklin taşıdıkları anlamlar ve enerjiler vardır. Sembolizmin en önemli yanı, bir sembole yüklenen anlamın yıllarca değerini kaybetmeden korunabilmesidir. Fakat bunun bir kötü yanı da aynı sembole gerçek anlamından veya daha doğrusu esas kullanım amacından farklı anlamlar yüklenerek kullanılmasıdır. Bu nedenle semboller ile uğraşırken dikkatli olmak ve gerçeği araştırmak gerekebilir. Fakat sembollerin gerçek anlamları ne kadar saptırılmaya çalışılırsa çalışılsın mutlaka birileri tarafından hep doğru olarak bilinir ve korunur.
Semboller içimizdeki mevcut olan ve ancak sezebildiğimiz hakikatleri somutlaştırabilmemizi sağlar. Gerçekten de sembol insanın içinde hissedip de tam olarak tanımlayamadığı için dile getiremediğinin dışarıya yansımasıdır. Semboller dış dünya ile aramızdaki ilmi aşan hakikatleri, örtülü ince bağları kavramamıza yardımcı olur, ezoterizme nüfus etmemizi sağlar. (Bunu da belirtmekte yarar vardır: Sembolizm doğal olarak ezoteriktir, fakat ezoterizm her zaman sembolik değildir.)
Sembolizm başlangıcı çok eski çağlara uzanmaktadır. Bir takım kavramların başkalarınca da anlaşılabilir olmalarını sağlamak maksadıyla kelimeler, işaretler, sayılar, jestler, yazılar, bazı hareketler ve özel ritüeller bu maksatla hep kullanılmışlardır.
Sırların evrensel dili olan sembolizm; gizleyerek açıklar, açıklayarak gizler. İnsanlar binlerce yıldır, bir düşünceyi izah etmek için birçok yollar denemişlerdir. Bir düşüncenin anlamını, kademeli şekilde insanların anlayışlarına ve olgunluklarına göre birtakım kalıplar içine koyup sunmuşlardır. Özellikle ezoterik, gizli tutulması gereken birçok bilgi sembollerle anlatılmıştır. Yani doğrudan doğruya bir düşünce, bir bilgi izah edilmemiş, üstü adeta örtülerek bohçalandıktan sonra aktarılmıştır. Sembolizmin bilimsel metotlarla işi yoktur. Bilim cevap arar, sembolizm ise soruları arar. Yani sembolizmde sorular önemlidir.
Sirius, İki Sütun ve Üç Piramit - Peter F Christiansen
Evren, bir matematik ve geometri düzeni içinde hareket eder. Astronomi, fizik ve bilim dallarıyla ilgilenenler evrenin mükemmel bir ritmik düzen içinde hareket ettiğini, yaşadığını gayet iyi bilirler. Tanrının varlığını bu mükemmel düzen içinde görmek mümkündür. Çünkü O’nun varlığına inanmayan bilim adamları bile, en son teknolojiyi kullanarak elde ettikleri bulgularda, evrenleri yaratan yüce bir gücün varlığını hissetmeye başlamışlardır. Bu güce kimileri Allah, kimileri God, kimileri Dieu, kimileri Evrensel Zeka, kimileri ise başka adlar verebilir. Ama bu mükemmel matematik ve geometrik düzeni kuran güce ne denirse densin varlığı inkar edilemez. Masonlukta bu yaratıcı güce ‘Evrenin Ulu Mimarı veya Geometri Üstad-ı’ denilmektedir. Masonlar evrenleri yaratan ve mükemmel bir şekilde işleten enerjiyi tanımlamak için bazen sembolleri kullanırlar. Bunu, çok daha eski yıllarda yapan bir takım kadim uygarlıkların varlığından da söz edebiliriz.
Semboller bilimi, değişik realite planları arasındaki, görünmez alemle görünür alem arasındaki benzeşime dayanmaktadır. Sembolizme göre, yüksek düzenin realitesi, daha aşağı seviyedeki bir düzenin realitesi, daha aşağı seviyedeki bir düzenin realitesi ile temsil edilir. Ama bunun tersi olamaz, bir sembol daima, en azından bir üst anlamı ifade etmek için mevcuttur, varlık sebebi budur. Tüm evren tam bir ahenk halindedir ve “Yukarıdaki aşağıdakine, aşağıdaki de yukarıdakine benzer” Dolayısıyla beş duyumuzla algılayabildiklerimizin tümü, aslında görünmez alemin bir sembolü durumundadır. İnisiyeler bu gerçeği gayet iyi kavramışlar ve bir takım ökült prensipleri, yasaları, beş duyunun algılayabileceği bir şekilde ifade etme yöntemini kullanırken de, her varlığın realitesine hitap edebilecek hüneri göstermişlerdir. O işareti, o resmi, o tiyatro oyununu, o şiiri, o edebi eseri, o halk masalını vs. Herkes kendine göre yorumlayacak ve bir anlam çıkaracaktır.
Semboller, sonsuzluğa yönelmemiz hususunda bize sevgiyle yardım ederler. Zira, sonsuzdan geliyoruz ve şu dünyadaki yolculuğumuzu sonsuzluğa doğru yapıyoruz. Ve işte semboller, zamanın ölçüsüzlüğünde yolumuzu kaybetmemize mani olan yol gösterici levhaları, koruyucuları temsil ederler.
Cihangir Gener, Ezoterik –Batıni Doktrinler Tarihi
Ergün Arıkdal, Gizli Öğreticilik
Fernand Schwarz, Kadim Bilgeliğin Yeniden Keşfi
Kemal Menemencioğlu, www.hermetics.org
Reşat Güner, Ökültizm; Tarih Boyunca Gizli Bilimler
Victor Maag,
Hür Masonlukta Semboller
Empyrium - Der Weiher (Live)
Exiled From Light
Başlarken, bunun aslında bir albüm kritiğine daha yakın bir yazı olduğunu belirtmek isterim.
Exiled From Light demişken bazı gerçekleri aydınlatalım. Aslında bu bir grup değil, tek kişilik proje. Mort takma isimli kişi tarafından 2007 yılında yola çıkılıyor. Daha sonra diğer yazılarda Mort’a detaylı olarak değineceğim.
Bu isimle birlikte normal olarak müzik türü de Depressive Black Metal oluyor. Ülke ise Yeni Zelanda.
Exiled From Light projesinin başındaki Mort, 2009 yılında Descending Further into Nothingness albümü ile start veriyor. Teması Depresyon, İntihar, Yalnızlık olan bu albümde 6 parça bulunuyor.
1.Descending...02:52 2.Further into Nothingness 08:19 3.Neath the Oppressive Moonlight 08:47 4.Lurking Within Twilight 08:48 5.Suffering Waits with Wide Open Eyes 11:12 6.Drowning...08:48
Asıl üzerinde durmak istediğim 2010 yılında çıkan There Is No Beauty Left Here. Kısa zamanda adından söz ettiren bu Compilation yani derleme albüm, 2 diskten oluşmuş.
Disc 1 1.Exiled from Light - We Writhe as Worms 12:20 2.Exiled from Light - The Bitter Taste of Tears 12:50 3.Exiled from Light - Clarity Viewed Through Dying Eyes 13:19
Disc 2 1.Exiled from Light - Faded Are My Memories 15:01 2.Exiled from Light - The Essence of Hope, Drained 13:55 3.Exiled from Light - There Is No Beauty Left Here...13:21 4.Funereal - A Dream in Illusion 08:37 5.Funereal - Of That Which Lies Beneath 06:04 6.Funereal - Through Twilight 07:26
Açıkçası ben ilk dinlemeye başladığımda, ilk albüme nazaran değişik bir tad aldım. Hatta başlangıç parçası ile "ne oluyor” tepkisi oluştu. Hypnotic Dirge Records imzalı There Is No Beauty Left Here için söylenecek oldukça fazla şey var tabii. Özetle geçmek istiyorum, sonuçta Depressive Black Metal albümü var ortada ve Compilation yapımlarda tüm parçaları aynı atmosferde icra etmek gerçekten kolay bir iş değil. Başarısız olanları oldukça fazla görmüşüzdür.
Disc 1 özellikle çok sağlam. We Writhe as Worms parçası girdikten sonra artık Mort sizi kendi dünyasına alıyor. Oldukça fazla Replay yapmışlığım var bu parçayı. Depressive Black Metal türüne aşina olanlar dinlediğinde ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır.
The Bitter Taste of Tears ile artık yapımın içindesiniz. Teknik olarak klavyelerle çok iyi uyum içinde olan davullar karşılıyor sizi. 12:50 dakika sürüyor ve etkisi kolay kolay geçmiyor.
There Is No Beauty Left Here sonrasında projede artık bir hareket bulunmuyor. Ve Mort, ardında çok sağlam, 2 adet birbirinden ihtişamlı yapım bırakıyor...
Ulz
Tracklist: 1.(0:00) Ледяная пыль 2.(8:48) Молитва 3.(15:34) Грязь 4.(23:05) Gaia 5.(28:24) Велиал 6.(34:11) Мёртвое море надежд 7.(41:01) ... 8.(48:02) Тело 9.(54:40) Мечта 10.(1:03:44) Прошлого шрамы 11.(1:09:33) Outro Band: Taiga Album: Gaia Genre: Depressive Black Metal Country: Russia Year: 2015

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Elodia (Kısa öykü)
“Sanki, deniz birazdan yükselecekmiş gibi… Bize çok sevdiğimiz o melodiyi çalacak. Ne zaman dikkatlice baksam, başım dönüyor baba ”
“Elodi… Küçük prensesim, akşam olmak üzere. Ben fenerden döndüğümde bol bol sohbet ederiz olur mu?”
“Peki.”
Bu her zamankinden farklı ve hüzünlü bir bakıştı. Bu kez babası, dediklerini umursamamış görünüyordu. Rüzgar, uzun saçlarını yüzüne savurdu. Kış, bütün heybeti ile sahili tehdit ediyordu adeta.
“Bugün beni yalnız bırakmasan baba?” Fısıltı şeklinde çıkmıştı bu cümle ağzından. Uzun bir süre ardından baktı. Deniz feneri, karşı kıyıda babasını bekliyordu.
“Beni senden daha çok seviyor işte..” dedi, deniz fenerine gülümseyerek.
* * *
Karanlık çöktüğünde, beyaz sandal kıyıya yanaştı. Liam, küçük ve tahtadan iskeleye halatı bağlarken Elodia pencereden onu izliyordu. Eşini kaybedeli 6 ay olmuştu. Elodia’ya annesinin eksikliğini çok fazla hissettirmemek için elinden geleni de yapmıştı. Bu küçük kulübeden, bekçilik yaptığı deniz fenerinden ve her günü onun hatıraları ile geçirmekten şikayet etmiyordu. Sadece kızını düşünüyor ama birçok kez denemesine rağmen bu sahili terk edemiyordu.
Elodia kapıyı açtı ve küskün bir tavırla yere baktı.
“Elodi… Neyin var?” Annesini kaybettiği günkü gibi bakıyordu gözleri sanki. Boğazında bir yumruk, nefes almasını zorlaştırıyordu.
“Bu hiç düzelmeyecek biliyorum.” Gözleri çakmak çakmak olmuştu. “Sana bahsettiğim sesi duyuyorum baba. Her gün farklı bir şeyler söylüyor. Ama duyuyorum.. Gerçekten..”
Sesi ağlamaklı olmuştu. Liam, saçlarını okşadı ve “Gel bakalım, anlat bana prensesim” dedi.
Elodia aniden irkildi. Kapının ardında, inatçı ve öfkeli bir rüzgar vardı. Birden kapı açıldı ve tüm öfkesi ile içeri girdi sert rüzgar. Kıyıda boş beyaz sandalı gördü. Hızlı bir şekilde sağa sola savruluyordu. Fakat içinde biri vardı ve ona bakıyordu.
“Babaaa..!” Gözlerini sıkıca kapattı korkuyla. Göz kapaklarını acıyana kadar sıkıyordu. “Babaa…”
Sessizlik..
Hafifçe araladı mavi gözlerini. Babası yoktu. İçinden dua ediyordu. Bir kez daha boş eve bağırdı. “Baba neredesin?”
Yine korktuğu gibi olmuştu. Nereden geldiğini anlayamadığı o ses!
“Hayat bazen o kadar karmaşık görünür ki gözüne… Oysa bir gülümseme bozar karamsarlığı. Rüzgar ile alevlenen büyük ateş gibi.”
“Tüm bunlar rüya olsun tanrım” diye sayıkladı. Olduğu yerde kilitlenmişti vücudu. Hiçbir şey yapamıyordu. Her geçen gün daha da katlanarak artıyordu yaşadıkları. Koşarak dışarı çıktı. Sandala yaklaştıkça rüzgar da artıyordu. Şimdi üzerinde kimse yoktu. Ağlayarak gözlerini kapattı yeniden.
“Baba…”
“Elodi, kızım” “Baba ne oldu bana, çok korktum baba. Çok korktum.” Yatağında uyanmıştı. Babasına sıkıca sarıldı ağlayarak. “Şimdi uyumalısın prensesim. Geçecek hepsi …”
Sayıklayarak daldı uykuya. Liam, saatlerce onu izledi. Kızının yüzünde masum bir tedirginlik vardı. Endişesi ve yaşadıkları küçümsenecek gibi değildi ve üstelik daha 14 yaşındaydı. Annesine çok bağlıydı ve onun kaybının kızın üzerinde daha tehlikeli boyutlara varmasından korkuyordu.
O gece fırtına ve yağmur hiç dinmedi. Liam, küçük bir pencerenin ardından derin düşüncelerle baktı küçük hayatlarına. Beyninde hüzünle karışık bir sürü soru işareti ile bir süre sonra uyuyakaldı.
* * *
“Baba, uyan…”
Liam, sırtı tutulmuş bir şekilde doğrulmaya çalıştı. “Günaydın, prensesim, bugün nasılsın bakalım.”
“Sürpriiiz..!”
Elodia, ondan önce uyanmış ve müthiş bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı. “Bugün, daha neşeli görünüyor” diye içinden geçirdi Liam. İşlerini halletmek için hazırlanmaya başlamıştı bile. Haftada iki kez bir dostundan temin ettiği kullanılmış eşyaları, Elodia ile birlikte kasabada kurulan pazar yerinde satıyordu. Akşam çökmeden de Deniz Feneri ile meşgul oluyordu.
Elodia, yine babasını karşı kıyıya uğurlarken, her gün olduğu gibi arkasından el sallayarak gülümsedi. Sandalı çok seviyordu. Babasına fırsat buldukça ısrar ediyor ve birlikte sandal gezisine çıkıyorlardı. Kış geldiğinden beri sadece 2 kez binebilmişti. Soğuk havaya rağmen, denize açılmak istiyordu.
Eve girerken bir ses duydu. “Elodia…”
Arkasına baktığında iskeleye bağlanmış sandal duruyordu karşısında. Babası yoktu.
“Baba..!”
Yine başlıyordu işte. Aylardır devam eden bu ses… Birden her yer zifiri karanlık oldu. Deniz feneri bile yanmıyordu.
“Umutsuzluk en biçimsiz şiirdir, sana bakarken. Sen, şimdi bir bilinmezdesin. Gözlerin bana bakmıyor, gülümsemen yok. Hayat sadece nefes almak değildir yanında. Gördüğüm her bir güzellik, yaşadıklarımız, yaşama nasıl bağlandığımız ve unutmak istemediğimiz kahkahalar var şimdi zihnimde. Bunları bile bile yine de sana bakmak acıtıyor canımı.”
Nedir bu ses?.. Ne anlama geliyor?
Elodia, sandalda yine o silueti gördü. Karanlık sanki gittikçe artıyordu. Oraya doğru istemsizce giderken korku artık her yanındaydı. Yaklaştıkça siluet kayboldu. Gözlerini hızlıca ovuşturdu ve deniz fenerine doğru haykırdı.
“Babaaaa.”
Yüzünü yırtan rüzgarda, sandala bindi ve fenere doğru kürek çekmeye başladı. O garip ses artık çok boğuk geliyordu. Sanki çok uzaklardan. Sesler artık yerini melodilere bırakıyordu. Bir süre sonra kürek çekmeyi bıraktı. Melodilerin verdiği huzuru dinledi.
Artık korkmuyordu.
Kürekleri bıraktı ve ayağa kalktı. Denizin ortasında, sandalın ucuna kadar geldi. Deniz fenerine baktı ve kendini suya bırakırken gülümsedi.
“ANNE…”
* * *
Uzun koridorda, iki hasta bakıcı birden odaya doğru koştular. Odaya girdiklerinde Liam’ın haykırışları yükseliyordu.
“Elodia… Elodia, prensesim. Beni bırakma, benimle kal.”
Kalbi durmuştu. Hasta bakıcılar babasını güçlükle yerinden kaldırdı. Elodia’nın yüzünde ise huzurlu bir gülümseme vardı. Kalbi durmadan hemen önce, güçlükle son kez “Anne” demişti.
Dünyası tamamen yıkılan Liam, hastanede hep kızının yanı başındaydı. Annesini kaybettikten sonra girdiği travmayı atlatamamış, son 3 ayda ise yoğun bakıma alınmıştı.
Ve ona her gün, annesinin yazdığı günlüğü okumuştu.
“Hayat bazen o kadar karmaşık görünür ki gözüne… Oysa bir gülümseme bozar karamsarlığı. Rüzgar ile alevlenen büyük ateş gibi.”
Ulz
Wardruna - Runaljod - Yggdrasil (2013) I do not own any rights to the album. All rights reserved to Wardruna (and aditionaly to Indie Recordings)
Vikings Season 2 Soundtrack
Tracklist: 1: Roltaust Tre Fell 0:00:00 2: Fehu 0:04:21 3: Naudir 0:11:24 4: Ehwar 0:17:59 5: Ansur 0:22:11 6: Iwar 0:28:44 7: Ingwar 0:34:30 8: Gibu 0:39:59 9: Solringen 0:45:43 10: Sowelu 0:52:30 11: Helvegen 1:00:14
Separation
Zorunlu Girizgah;
Hiçbir Sesin Cevap vermediği zamanlar...Uzaklara seslenip yankı alamadığın. Yeterince büyük bir boşluk bu. Öyle ki bir armağan topraklı ellerime. Geceden tüm öğrendiklerimi nihayet unuttum. Sizin içindir bu zafer günleri. Geç kalmış bir adımım var, sonrası gelecektir. Ateşli bir adımdır sonuncusu...Bu diğerleri gibi yakmıyor. Sonum da olmayacaktır kirli sabahlar. Biliyorum.... Son değil...
Ben buradayım işte. Sen yine Kayıplar şehrinde... Topraklı ellerim, akmış zebani makyajım, sapsarı dişlerim ve zihnimle. Sen oralarda kal, dalgaları kıskandır, şafakları boya dilediğine.. Benim elimde tek bir renk kaldı sana verebileceğim. Seneler önceden kalma. Çevremde ne varsa siyaha boyuyorum. Değişmedi; Yüzyıllık saltanat ve geleneğimiz. Tüm hüzünlü Cadılar arasında sadece ben, sürüngen bir zebaniyim. Tüm bu duyduğum büyülü tınılar arasına seni de koydum. Benim müzikallerden anladığım gözlerindir. Defalarca ellerimi yaktığım bu mezarlıkları, yıldızları, ayak bastığım her taşı ve kulağıma gelen her çığlığı binlerce defa lanetledim. Düşündüğüm her şeyin üzerine ayaktayım. Ayaklarım.... Ağırlaşan kemiklerle karamsarlığı çağırıyorlar. Nihayet hep kırmızı patikalara bakıyor ayaklarım. İçimden kopanları kendime aynada anlattım. Belki yüzlerce kez, binlercesi. Bunların yanında eksiklikler, gecenin tuşlarına dokunuyorlar. Bitişi çağırıyorlar ve belki de ayrılığı..
Elend - Leçons De Ténèbres (1994)
Poltergeist (2015) İnceleme
Kartları açık oynamak adına en baştan söyleyeyim; modern zaman ‘remake’lerine toptan karşıyım. Büyük stüdyoların ellerinde para basan birer oyuncak haline gelen (güya) yeniden yapımların gerçekten ‘yeni’ bir şey sunacağına dair inancım kalmadı. Bir zamanların vizyon sahibi yönetmenlerinin ellerinden çıkan The Thing ya da The Fly gibi kafa açıcı ‘remake’leri bir daha görebileceğimizi hiç zannetmiyorum. Büyük stüdyolar işi riske atmak istemiyorlar. Dolayısıyla tamamen sembolik olarak uygulanan birkaç değişiklik dışında orijinal filmlerin can alıcı sahnelerine hiç dokunmayarak eşeklerini sağlam kazığa bağlıyorlar. O minik değişiklikler de çoğu zaman işlemiyor ve aslını yüceltmekten başka bir işe de yaramıyor açıkçası.
Ne yazık ki Poltergeist’da da benzer sıkıntılar mevcut ki başka türlüsünü beklemiyorduk zaten. Karşımızda orijinalini aşan ya da bırakın aşmayı onun üzerine bir şeyler eklemeye çalışan yenilikçi bir film yok. Fakat bir anlığına bunun bir ‘remake’ olduğunu görmezden gelelim; ilk filmden çarptığı gerilimi yüksek sahnelere, çok fazla rahatsızlık vermeyen (hatta yer yer etkileyici olduğunu bile itiraf etmek zorunda olduğum) bilgisayar efektlerini başarıyla yediren yeni Poltergeist, eli yüzü düzgün bir perili ev filmi.
Eric’in işsiz kalmasıyla düzenli bir gelirden mahrum kalan Bowen ailesi, yeni bir eve taşınmak zorunda kalır. Karısı Amy ve çocukları Kendra, Griffin ve Madison ile beraber yeni bir başlangıç hayali kuran Eric, bütün umutsuzluğuna rağmen aileyi ayakta tutmaya çalışmaktadır. Yeni evlerinde garip bir şeyler olduğunu ilk olarak Madison fark eder. Kim olduğunu bilmediği birileriyle televizyon aracılığıyla konuştuğunu iddia eden küçük kız, bir dizi garip olaydan sonra ortadan kaybolur. Ne yapacağını bilemeyen şaşkın aile, küçük kızlarını geri getirmek için profesyonel yardım almaya karar verir.
Yeni Poltergeist ile orijinali arasındaki farklara bakarak ilerleyelim; ilk dikkat çeken değişiklik doğaüstü olaylara maruz kalan ailenin maddi durumu. İşsiz kalan bir baba, çalışmayan bir anne ve üç çocuktan kurulu ailenin düzenli bir geliri yok. Belli ki günümüz Amerika’sındaki ekonomik sıkıntılara dikkat çekmek (ya da günümüz seyircisinin karakterlerle daha kolay özdeşleşebilmesi) için böyle bir yol seçilmiş. Çünkü baba Eric Bowen’ın işsizliğine vurgu yapan birkaç cümle dışında filmin genelini etkileyen bir tercihten bahsetmiyoruz. Ayrıca işsiz kalan bir ailenin hiç de fena olmayan büyük bir eve geçmesi de inandırıcılığa bir parça darbe vuruyor ama onu da ailenin emlakçıyla yaptığı konuşmaların arasına sıkıştırılan ‘haciz’ kelimesi ile çözme yoluna gitmişler. Bu sayede gene ufak ama tek bir kelimenin içine hapsedildiği için kolaylıkla etkisizleşen bir ‘mortgage’ eleştirisini de araya sıkıştırmışlar.
Babanın işi değişince onunla direkt bağlantılı Kızılderili Mezarlığı mevzusu da tamamen hasıraltı edilmiş. Hadi buna bir yere kadar tolerans gösterebiliriz ama ilk filmin en önemli figürlerinden, Zelda Rubinstein’ın canlandırdığı medyum Tangina Barrons karakterinin yerine, televizyonda perili evlerle ilgili ‘reality show’ yapan bir medyum görmek, ister istemez bir parça burukluğa sebep oluyor. Görmüş geçirmiş, tecrübeli ve bir o kadar da şakacı medyum Carrigan Burke rolünde Jared Harris hiç de fena sayılmaz ama işte Zelda Rubinstein’ın artık simgeleşmiş karakterinin yerine başka bir şey koymaya çalışırken bundan çok daha fazlası gerekiyor.
Her ne kadar yönetmen olarak Tobe Hooper’ın ismi geçse de 1982 yapımı Poltergeist, tipik bir Steven Spielberg filmidir. (Hatta bazı sahneleri bizzat onun çektiği bile söylenir.) Gerilim dozu yüksek bir korku filmi olsa dahi genel yapı itibariyle eğlenceli bir filmdir. Yönetmenliğini Monster House (2006) ve City of Ember (2008) ile tanınan Gil Kenan’ın üstlendiği 2015 yapımı Poltergeist ise işin eğlence kısmını Eric Bowen rolündeki Sam Rockwell ile Carrigan Burke rolündeki Jared Harris’in sırtına yükleyerek daha ciddi bir perili ev filmi olma gayretinde. Sezar’ın hakkı Sezar’a, her iki oyuncu da bu yükün altından fazlasıyla kalkarak filmin genel havasını belirlemede çok etkin bir rol üstlenmişler. Ayrıca bütün Poltergeist serisinin en unutulmaz sahnelerinden biri olan palyaço sahnesi de yeniden yapımın “olmuş” kategorisine eklenebilecek bir diğer unsur.
Sonuç itibariyle ilk filmden bihaber korku severlerin yeni Poltergeist’tan memnun olmamaları için hiçbir sebep yok. Onlar için Insidious (2010) gibi yakın dönemin “tutmuş” korku filmleriyle aynı sepete koyabilecekleri yeni(!) bir ürün işlevi görecektir. İlk filmi izlemiş seyirciler ise yukarıda bahsetmeye çalıştığım farklılıklardan dolayı bir parça hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Ama şunu iyi anlamak lazım; bu tip ‘remake’lerin arkasındaki itici güç meydanda (para, para, para), seneler önce çalışmış bir formül alınıyor, modernize edilip yeniden servis ediliyor ve garanti olduğu düşünülen bir gişe hasılatı bekleniyor. En başta söylediğimi tekrar edeyim; modern zaman ‘remake’lerine toptan karşıyım. Bu şekilde olacağına hiç olmasın diyenlerdenim ama elden ne gelir ki varlar ve yapımcılarına para kazandırmaya devam ettiği müddetçe var olacaklar. Ve şartlar böyleyken Poltergeist’ın yeniden yapımı bundan daha iyi olamazdı.
Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
at a glance
Not knowing (zombie)
Fear
Miss Dark
Kavan Cardoza

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming