Bilinmeyen bir ülkenin, bilinmeyen bir teras katındayım. Soğuk bir minderde gökyüzünü izliyorum, hiç dokunulmamış soğuk bir gökyüzünü izliyorum. Dokunulmayan ya da hissedilemeyen tüm sıcak ruhlar ve renkler, şafak saatlerindeki soğuğa benzer. Kalemim elimde, yazılarıma dokunuyorum en içten sıcaklığımla. Kelimelerimin arasında güneş doğuyor, cümleleri okumaya çalıştığım dudaklarıma renk katıyor. Bilmediğim bir terasın içindeki, bilinmeyen biriyim. Terastan sarkıtıp kollarımı, bilmediğim sokaklardaki kör kedilere dert yanıp, beni uyutmayan sağır martılara el sallayan biriyim.











