Eugenia Silva. IKKS ad SS08
seen from United States

seen from Australia
seen from Nigeria
seen from China
seen from Albania

seen from Türkiye
seen from Finland

seen from Australia
seen from Canada
seen from Yemen
seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from Bolivia

seen from Slovakia
seen from Türkiye

seen from Brazil
seen from United Kingdom
seen from China
seen from Brazil
Eugenia Silva. IKKS ad SS08

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Özel-kamusal dikotomisi üzerine tartışmalar içinde bulunduğumuz pandemi dönemi dolayısıyla hareketlendi. Dahası, bu tartışmaların dikkatli ve
Oğuzhan İzmir, OCAK 2, 2021
Altında yaşadığımız yasal çerçeveler ve maruz kaldığımız siyasi diskurlar, insan yaşamını özel ve kamusal olarak ayrıştırarak ikili karşıtlığı canlı tutuyorlar. Sosyal bilimlerde olduğu kadar sanatta da bu kategorilerin nitelikleri ve aralarındaki karşıtlığın yarattığı gerilim üzerinden türlü üretimler yapılıyor.
Her ne kadar feminist teorinin başı çektiği akademik ve entelektüel teşebbüsler bu ikili karşıtlığı kavramsal boyutta sarsan eleştiriler getirmiş olsa da insan yaşamı gibi girift bir olguyu incelerken kullanılacak alternatif düşünsel araçlara olan ihtiyaç devam etmektedir. Bu araçların özel-kamusal dikotomisine yöneltilen eleştirilere cevap verebilecek nitelikte olması için, her topluma uygulanabilen evrensel erimli araçlar olarak değil, söz konusu toplumun gerçekliğine uygun olarak, bağlamsal şekilde oluşturulmaları gerekiyor.
Özel-kamusal dikotomisi üzerine tartışmalar içinde bulunduğumuz pandemi dönemi dolayısıyla hareketlendi. Dahası, bu tartışmaların dikkatli ve üretken biçimde yürütülmesi de toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve gelir dağılımı adaletsizliği gibi aciliyeti olan sorunların çözüme ulaşmasında hayati role sahip. Eray Çaylı, İklimin Estetiği isimli kitabının bir bölümünde, pandemi bağlamında mekansal adalet(sizlik)in nasıl yeni formlar aldığını inceliyor.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin apartman balkonlarında vatandaşlara topluca egzersiz yaptırması örneğinden hareketle, balkon gibi eve dahil bir alanın devletin bedensel disiplin politikası kapsamında ele alındığına işaret ediyor. Bu durum, sokaklar gibi kamusal addedilen mekanların erişime kapatılması ile beraber düşünüldüğünde özel ve kamusal kavramlarının devlet nazarında her daim itibar edilen bir ikilik oluşturmadığı ortaya çıkmaktadır. Öte yandan devlet, yasaları bu ikilik üzerinden uygulamaktadır.
Özel-kamusal dikotomisi liberal felsefe içinde gelişmiş bir mefhum. Ancak Marx ile başlayan bir grup düşünür tarafından da ağır bir şekilde eleştirilmiş, hatta insan yaşamındaki ıstırabın kaynağı olarak görülmüştür. Devam eden dönemde, Hannah Arendt de özel ve kamusal arasındaki ayrımın modern dönemlerde geçici bir durum olduğunu ve artık geride kaldığını savunmuştur.
Sadece sosyal bilimlerde değil, Amerika’da yasal çevrelerde de yasaların pratikten bağımsız olarak kavramsallaştırılmış olması, güç dengelerinin dağıtımına karşı kör olması ve ayrımın geçtiği çizginin tespiti konusundaki zorluklar sebebiyle de eleştirilmiştir. Ancak belki de etrafımızda olup bitenleri anlamada kolay ve kullanışlı bir çerçeve olduğundan, hala kullanılmaktadır.
Görüldüğü gibi kamusal-özel dikotomisi bu topraklarda ortaya atılan, geliştirilen ya da yakın zamana kadar eleştirilen bir olgu değil. Bu nedenle, bu dikotomi her kullanıldığında oldukça temel uyuşmazlıklar tekrarlı olarak göz ardı edilmektedir. Vasıf Kortun, 2001 yılında Proje4L’de gerçekleştirilen “Yerleşmek” isimli serginin kataloğunda bu durumdan yola çıkarak, bu ikiliğin yerini alacak alternatif terimlere olan ihtiyacın altını çizmektedir. Kortun’un ifadesiyle
“İkililiğin tarifi için, kullanılan terimlerin karşıt, karşılıklı ve uygulanabilir olması gerekir. Oysa, bu coğrafyada “kamusal”, “public” sözcüğünün Türkçe’si değildir. “Private”a karşılık olarak ise “özel” yerine “eviçi/mahrem” gibi terimlerin uyarlanması da farklı bir olgudan söz edildiğini imler.”
Bu ifadeyi takip eden yirmi yılda sosyal medyanın bu resmi daha da bulanıklaştırdığına ve meydanların politik işlevine büyük darbeler aldığına tanık olduk. Sosyal medya mahremin sınırlarını değiştirdiği kadar, veri güvenliği gibi konular mahremin ne derece mümkün olabileceğini de sorgulattı.
Diğer taraftan meydanlarda kimlik siyasetinin yükselişi ve bu hareketleri zapt etmek için kural tanımadan hareket eden popülist liderlerin baskısı, kamusallığın tanımını da daha çetrefil hale getirdi. Geldiğimiz noktada bu denli geniş kavram ve kategorilerin her durumda yeterli olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle kapsamlı olma iddiası olmayan daha mütevazi terimlere olan ihtiyacı yinelemek ve bu ışığa sahip iki terimi örnekleriyle beraber tartışmak istiyorum.
Meydan kavramı özel-kamusal karşıtlığında ne tarafa düştüğü çok bariz bir kavram gibi gözüküyor. Ancak siyasi işlevini yerine getirmeyen bir meydanı daha az meydan olarak mı görmeliyiz yoksa meydan kavramını hem kamusallığı hem bireyselliği barındıracak şekilde mi anlamalıyız? Deniz Gül’ün “Meydan” sergisi bu soruya dikkatimizi çekerek aslında meydanın kamusal-özel karşıtlığının dışında da var olabilen bir kavram olduğunu fark etmemizi sağlıyor.
Geçtiğimiz bahar Yapı Kredi Kültür Sanat’ta gerçekleşen sergi, sanatçının şehirde yaptığı yürüyüşlerden hareket alıyordu. Fakat, sanatçı meydanları dolduran kitlelere değil meydanları oluşturan yüzeylere odaklanıyordu. Dokunma ve görme duyusunun ön planda yer aldığı eserlerde meydanları deneyimleme biçimlerimizin çokluğunu da fark ediyordunuz.
Sanatçının adeta bir doktor soğukkanlılığı ile meydanlardan diseke ettiği parçaları küratör Kevser Güler, bir iç mekanda sergiledi. Bu sayede tanışık olduğumuz mekanları bir mesafeden, müze kataloğuna bakar gibi izleme fırsatı bulduk. Meydanı oluşturan yüzeyleri bütünden bağımsız olarak görerek, bilimdeki objektif mesafeyi andıran bir gözlem tarzını yakalıyordunuz. Bu yönüyle de meydanı bir mekan olarak yeniden düşünme fırsatı yaratıyordu.
Binanın iç yüzeyine gömülmüş biçimde sergilenen eserler sergiyi betondan bir çerçeveye oturtulmuş tek bir eser haline getiriyordu. Bu durum hem eserlerin ayrı ayrı izlenebilmesine hem de serginin bir süreklilik içinde akmasını sağlayarak fazlasıyla hareketli bir dinamik yaratıyordu. Öte yandan duvarlardaki koyu gri, aydınlatmanın azlığı ve de koridorda yer alan “Geçit” isimli işin yarattığı atmosfer yalnızlık duygusunu artırıyordu.
Burada bir meydanın içinde siyasi bir söylem duyurulmadığında, bireyin yalnız kalabildiği, mahrem olmayan ancak kamusal da olmayan bir şekle bürünebildiğini görebiliyordunuz. Bu haliyle meydanları sadece kamusal mekanlar olarak değil, kendi bireyselliğimiz içinde de deneyimlediğimizi ve anlamlandırdığımızı hatırlatıyordu. Benzer şekilde sergiye kaynaklık eden “yürüme” eylemi de kolektif bir eylemlilik hali olarak değil, bireysel bir eylem olarak karşımıza çıkıyordu.
Bu yönüyle toplumsal addedilen bir mekanın ya da mekan kategorisinin, kişinin iç dünyasının bir tezahürü olmak gibi oldukça bireysel işlevler de üstlendiğini ve kamusal anlamın yanı sıra kişiye has olarak da anlamlandığını ve şekillendiğini görebiliyoruz.
Kamusal-özel karşıtlığının yetersizliğini gösteren diğer bir sergi örneği de Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşti. Üniversitelere kayyum atanmasını protesto kapsamında bir etkinlik olarak düzenlenen “bounsergi”de fotoğraftan resime, kolajdan karikatüre, video işinden müziğe birçok farklı tarz ve medyumda eser vardı. Polis denetimi ve üniversitenin son beş yılda uygulamaya koyduğu “turnike siyaseti” sebebiyle öğrenci olmayanların izlemesi mümkün olmasa da serginin online ortama taşınması için çalışmalar yapılmakta.
Bu sergi özelinde komünal olarak kullanılan bir mekan olan kampüsün aynı anda birden fazla kamusal seviyeye seslendiğini görebiliyordunuz. Bir yandan kimlik siyaseti gibi kişisel ifade biçimlerine yer verilirken, öte yandan üniversite özerkliği gibi tüm ülkeyi ilgilendiren bir konu etrafında ortaklaşma söz konusuydu. Öyleki, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin kendi okullarına dair demokratik kaygılarından kaynaklanırken, LGBTİ+ hareketi ya da feminist hareket gibi uluslararası erimde olan söylemlerden de besleniyordu. Örneğin, Sena Gür’ün video işinde kadın hareketinin eşitlik söylemi ile üniversitedeki demokrasi arayışı arasındaki paralellikleri görebiliyordunuz.
Eserlerin yerleştirilmesinde ise mahreme dair bir durum söz konusuydu. Mekanın nasıl kullanıldığını kendi evi gibi iyi bilen biri tarafından yerleştirildiği açık olan eserler yine kampüs mekanını evi gibi görenler tarafından izlendi. Bu haliyle Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin sadece ülkeyi ilgilendiren boyutta bir siyasi söylemi desteklemekle kalmayıp değil aynı zamanda evlerini korumayı içgüdüsel olarak sürdüren bir tavır takındığını görüyordunuz. Bu noktada sergi bize kamusal olanın katmanlı yapısını fark ettiriyordu.
Hem kamusal hem kişisel olanın dünya genelinde daraldığı ve yerini küresel finansın insafına bıraktığı günümüzde, sanatın günceli daha iyi analiz edip, geleceği daha da canlı tahayyül etmesine ihtiyacımız var.
Bounsergi ve Meydan sergileri kamusal-özel ikili karşıtlığının kapsamakta yetersiz kaldığı çok katmanlılığı sanat üzerinden ifade ediyorlardı. Meydan ve kampüs olarak isimlendirilebilecek düşünsel araçlar ile, bireyin diğer bireylerle ilişkisinde kamusal-özel ikililiğinin aktarmakta yetersiz kaldığı yönleri anlayıp tartışmamıza olanak sağladılar.
Deniz Gül , Meydan
Yapı Kredi Culture Arts, 2020
Istanbul
video: Çağlar Ongan
The idea of space implies a kind of freedom, even one so theoretical as that proposed by the abstract tendencies of modernist art. The curious significance of such works as...
Matt Hanson for Daily Sabah, Nov. 2020
At Yapı Kredi Arts and Culture, a renovated exhibition center along Istiklal Street, in the heart of Istanbul’s historic core, a contemporary art installation by Deniz Gül enlightens its context with a cerebral jolt
The idea of space implies a kind of freedom, even one so theoretical as that proposed by the abstract tendencies of modernist art. The curious significance of such works as "Meydan" ("Square") by Deniz Gül at Yapı Kredi Arts and Culture (YKY), however, serves not only as a source of self-reflection, but as an incisive visual and spatial demonstration, interpretive commentary on the greater environment and the intersectional urban and social infrastructure in which these pieces of pieces are set and seen, or perhaps, not seen, considering their highly elusive and ultimately, visionary manifestation.
Where there is emptiness, there is not only its opposite form but potentiality. It is no secret that economic modernism, with its technological speed and material industry, has suffused human life with unprecedented, and increasingly intensive mental saturations, psychologically overwhelming the mass of sociological and demographic determinants with floods of consumable goods, of tradable commodities, whether palpable or not, capitalizing on the nature of individual choice to abandon.
As one of the countless examples, the oblique city square that has formed between Galatasaray High School and the YKY Arts and Culture complex is just one node along the commercial promenade of Istiklal Street, where salespeople and passersby compete for the briefest attention span over the exchange of sunglasses, ice cream, umbrellas, baklava, books, education and further demands on the time of the global leisure class, such as to peruse the history of Karagöz shadow theater, or to admire the paintings of a poet.
Sandwiched in between what would otherwise be normative, mainstream modes of cultural appreciation for most people, however, is an entirely thought-provoking and utterly minimalistic, fantastically integrated installation of material-light concepts. "Meydan," Turkish for a village or city square, offers a welcome, even tranquil divergence from the overburdening, runaway urbanization that lies just outside the institutional framework in which Gül's work might be observed, walked through and merged with daily thought, refreshing the browser of the mind.
Although there is a certain, scintillant sharpness to its design, "Meydan" sparks with personality, as presented with an informal, process-based front. The exhibition is curated by the prolific Kevser Güler, also responsible for poet Lale Müldür's painting series, "Milat" ("Milestone"), one floor upstairs from "Meydan" at YKY, and Arter's current group show, "Celestial Bodies." As an artist and writer, Gül's handwritten scrawl is the face of "Meydan," emphasizing its experimental tone, exploring the essence of nonfigurative expression.,
That which is not perceived
To reinforce status-quo thinking, what might be called normalcy, intellectual transactions of everyday, conventional speech are revealed as arbitrary and rote. Even turns of phrase that might seem to make total sense, when rethought and decontextualized, take on an unusual, impersonal, sometimes inhuman character, rationalized purely based on patterns of repetition. "Good morning," or "how are you?" when questioned theoretically are nothing more than symbolic gestures, positing sameness in the face of reality's constant change.
In the same way, the structural norms of a city are fickle, as defined by its population of human communities, and by a more enlightened ecological holism rather than by the mechanical displays of its architectural distinctiveness or the top-down narratives of its popular history. A square, or any variety of open space, is anathema to the politics of modernized, urban finance in which real estate investment rules above all. Like a dazzling, superhero blockbuster, a city's emptiness is generally filled to the brim with towers and malls.
With "Meydan," Gül has quite cleverly exemplified an alternative, both to how space is conceived and recognized in a city, and how the forms of its normality might be reinterpreted when slightly divergent. For one, she has perfected the art of seamless installation with that of the institutional curation. Akin to that which artist Ayşe Erkmen prompted with her piece "9'04''" at the 2019 show "Whitish," one of the inaugural exhibitions at the new Arter museum in which one of the interior walls of the museum moves, almost imperceptibly.
The piece, "Passage" (2020), for example, provided little reason to house security at YKY, as one uninformed worker simply did not imagine that emergency led lighting, illuminating the corridor around the main gallery space might be considered art, or any order of cultural expression outside of its mere utility. The grey-hued, eerie setting that it conveys instills a parallel to that which ensues outside in the intersection on Istiklal Street, where the openness cultivates visibility, however, just nearby, the alleys of Taksim are dark as a mystery.
The playful attitude was executed by an earlier show at YKY, by the elder trickster artist, Halil Altındere, whose hyperreal wax figures in the 2019 show "Abrakadabra" were modeled after security guards tasked with watching over inanimate versions of themselves. When art assumes and infiltrates the serious, workaday pose of the overarching business sector that would look down on its intellectual remove as decorative or entirely irrelevant, the result of portraying the conversation of mutual disdain can make for effective satire. "Meydan," however, is not as didactic or representational and, instead, frees interpretation from all objectification.
After all is said and said again
In technical terms, there are seven pieces at "Meydan." They could be described as mostly having derived from industrial installation objects, but also include performances in collaboration with various artist colleagues. Yet, on entering the second exhibition gallery at YKY, the atmosphere is absolutely quiet, motionless. Together, the pieces could be compared to the relationship of the thought of a writer, with their words engraved in stone. The ideational phenomena of semi-permanence, as record, is cathartic when considering urban flux.
Especially the pieces "Line" (2020), "Reflector" (2020) and "Step" (2020) maintain a symmetrical geometry of right angles. While they might be comprehensible, accommodating to the rational thinker, their placement, seemingly at random on a wall, proceeds to the entrance and confuses with cognitive dissonance. Its simplicity is slanted in the hard but dim light, enigmatic and perplexing. Simultaneously, the noxious aesthetic of "Scum" (2020) mixed with "Passage" (2020) is familiar, yet, as art, both are disconcerting and satisfying, like punk music.
During the 16th Istanbul Biennial last year, American artist Glenn Ligon screened videos out of a mansion on Büyükada Island, "Taksim I & II," observing the storied square, set to experimental music. They piqued interest in relation to the history of James Baldwin, yet on their own, were arguably dull, nothing more than projections of the meaningless hodgepodge that is Istanbul's complicated embrace and repulsion of its and the world's human diversity. "Meydan" does not apologize. It shows what space becomes when there is no space left.
Yapı Kredi Kültür Sanat - Yapı Kredi Kültür Sanat’ta açılan Deniz Gül’ün “Meydan” adlı sergisi, sanatçının sokakta olmaya ve mekânları duyumsamaya dair önerilerinden yola çıkıyor. Deniz Gül, “Meydan
Meydan, alan, bulunulan yer ve çevresi, ortalık, karşılaşma yeri, imkân, vakit, oyun yeri, göz önü, çağrı yeri, açık yer, kavuşulan yer, görünülen, gösterilen...
Yapı Kredi Kültür Sanat’ta açılan Deniz Gül’ün “Meydan” adlı sergisi, sanatçının sokakta olmaya ve mekânları duyumsamaya dair önerilerinden yola çıkıyor. Deniz Gül, “Meydan"da bir arada yaşamanın izleriyle yazılmış kent mekanlarında ve meydanlarda, mesafelere, yakınlıklara ve birbirine temas eden öğelere bakıyor. Mekânın kendisiyle kurulabilecek çetrefilli ilişkileri yüzeye çıkartan Gül tekil deneyimin belirlenemez biçimlerini birlikte düşünmeye davet ediyor.
Sanatçının son dönem çalışmalarını bir araya getiren “Meydan”da mekân, yüzeyleri kat etme önerisiyle birlikte gündeme geliyor. Deniz Gül sergide kenarlara, uçlara, katlara, içe gömülen parçalara, üst üste binmelere ve bunların çizgisel ilişkilerine odaklanıyor. Söylemsel belirlemelerin dışında başka yollarla bir alanı deneyimlemenin biçimlerini yüzeyde gezinerek irdeleyen sanatçı, “Meydan”da şeylerle (mekânlar, olaylar, nesneler…) kurulabilecek ilişkilerin çoğulluğuna, etkileşimlerine ve izlerine bakmaya çağırıyor. Meydan, güncel yerel ve küresel etkilerle dönüşen eylem ve bir aradalık biçimlerini bugün yeniden düşünmek için bir alan önerisi.
Sergi ile birlikte bir sergi kataloğu da hazırlanıyor. Deniz Gül, Derya Bayraktaroğlu, Kerem Ozan Bayraktar ve Kevser Güler’in yazıları ile Murat Aluçlu’nun fotoğraflarının yer alacağı sergi kataloğunun tasarımını Ömer Ozan Erdoğan üstleniyor. Katalog 1 Ekim, 2020 tarihinden itibaren Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’tan temin edilebilir. Küratörlüğü Yapı Kredi Kültür Sanat Sergiler Direktörü Kevser Güler tarafından üstlenilen “Meydan” sergisi çerçevesinde etkinlikler ve buluşmalar da gerçekleşecek. “Meydan”ın programına dair güncel bilgiler için Yapı Kredi Kültür Sanat internet sayfası ve sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz.
Sergi Ziyaret Saatleri
Hafta içi ve Cumartesi: 11:00 - 19:00 Pazar: 13:00 - 19:00

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Deniz Gül ve Levent Erden, sanatçının Yapı Kredi Kültür Sanat 2. Kat’ta açılan “Meydan” sergisini konuşuyor. “Meydan", bir arada yaşamanın izleriyle yazılmış kent mekânlarında ve meydanlarda, mesafelere, yakınlıklara ve birbirine temas eden öğelere bakıyor.
9 Şubat ‘19
Yapı Kredi Kültür Sanat’ta Orhan Pamuk’un “Balkon” adlı fotoğraf sergisi vardı. Yazarın yıllar boyunca, evinin balkonundan çoğunu tele objektifle çekmiş olduğu boğaz fotoğraflarından oluşuyordu sergi. Hani sinema salonunu kapatırlar ya sırf bir kişi için ya da bir restoranı kapatırlar; bu sergi de bende benzer bir hissi uyandırdı. Ünlü bir yazar olunca fotoğrafta yan dal yapabiliyorsun mesela. Birbirinin tekrarı boğaz fotoğraflarıyla doluydu tüm salon. Orhan pamuk eleştirilmeyi seviyor galiba, hem yazdıklarıyla hem de yaptıkları ve söyledikleriyle.
theistanbulpost.com'a "İlhan Berk'in 100. yaşı YKKS'de kutlanacak" konulu haber eklenmiştir. Detaylar için ziyaret ediniz. http://theistanbulpost.com/ilhan-berkin-100-yasi-ykksde-kutlanacak/