amaçsız akşamlar
bloguma oda arkadaşımı konuk etmek üzereyim. yavaş yavaş ona doğru ilerliyorum. ilerlerken yazmak zor oluyor.
kendisi bir (-kendini ne olarak tanımlıyorsun?) iktisatçı. kıt kaynaklarla sınırsız insan ihtiyacının gerçekten karşılanabileceğini zanneden bir saf olduğunu söylüyor. dinleyecek müzik bulamadık. internetimiz yavaş. youtube açılmıyor, tanrım. hayat bizi çok zorluyor. yorgunuz. psikolojik olarak çökmüş durumdayız. gözlerimiz ekrana bakmaktan kızarmış, hafif kısılmış vaziyette. yıkılmadık ayaktayız.
-bu satırları tabi ki ben yazmadım. belli oluyordur. böyle rezil durumları dramatize ederek size aktarmak tarzım değil.
neyse, konumuza dönelim.
o: konumuz neydi?
ben: müzik yok mu?
o: 980 tanecik var, bak. gerisini sildim.
ben: aç madem.
o: en son ne dinliyorduk?
ben: bilmem, hani.. (kendisi yazacakmış, hoşçakalın)
müslüm baba gecemize eşlik ederken sizinle ben de hislerimi birazcık paylaşmak istedim.
size ümitsiz aşklardan azıcık bahsedicem. ümitsiz bir aşkın pençesindeyim (tabi blog sahibinin umutsuz aşklarla yakından uzaktan bir alakası yok, onun en kutsal hobisi akşamları ertesi gün giyeceği elbisesinin üstüne uygun kolye ayarlamaktır. yurtça akşamları blog sahibinin bu seremonisine eşlik ediyoruz)
...
yaşasın dünya diyetlerinin kardeşliği.
blogger notu: üstünde oynamadan yayınlıyorum, kendisine blog açmayı önerdim. bu karmaşaya daha fazla izin veremem. ismi de muhtemelen “bayan ayy” gibi bişey olur, okursunuz. yoruldum, kalbimdesiniz.
edit: aradaki bilmem kaç paragraflık kısmı affına sığınarak sildim sevgili arkadaşım, seni sevdiğimi unutma.












