Öglenada ışığa duyarlı beneği, stigma gözler.Göz olarak nitelenen bu organ üreme ile ilgilidir.
= = = Evrimcilerimiz öglena denen tek hücreli canlıda bulunan ışığa duyarlı hücreleri stigma gözler diye adlandırırlarsa da doğru değildir. Evrimcilerce göz olarak nitelenen bu molekül grubu canlının beslenmesi ve üremesiyle görevlidir ve yaşamsaldır. Bu hücrelerin göz ile olan tek benzerlikleri ışığa duyarlı olmalarıdır. Canlılarda sıkça gözlemlediğimiz AYNI YAPILARDA FAKAT FARKLI GÖREVLERDE olan hücre (molekül) gruplarından sadece biridir.
Gözün en erken atası, tekhücreli organizmalarda bile bulunan göz beneği denilen ışığa duyarlı foto reseptör proteinlerdi. Göz benekleri yalnızca çevredeki parlaklığı hissedebilir: Işığı karanlıktan ayırt edebilirler ki bu foto periyodizm ve 24 saatlik tempoya bağlı günlük senkronizasyon için yeterlidir. Ancak şekilleri ayırt edemedikleri ve ışığın yönünü belirleyemedikleri için görme duyusu oluşturmakta yetersizdirler. Göz benekleri hemen hemen tüm büyük hayvan gruplarında bulunur ve öglena dahil, tekhücreli organizmalarda ortaktır. Öglenanın göz bebeğine stigma denir ve hücrenin ön tarafında bulunur. Bu, bir dizi ışığa duyarlı kristalin üzerini örten kırmızı pigment içeren küçük bir benektir. Hareketi sağlayan kamçıyla birlikte göz beneği, organizmanın ışığa göre konum alabilmesine olanak verir. Bu, genelde, fotosentezi kolaylaştırmak için ışığa yönelim şeklindedir. Göz beneği gece ve gündüzü ayırt eder, ki bu 24 saatlik yaşam ritmi oluşturmadaki temel işlevdir. Daha karmaşık organizmalarda görsel pigmentler beyindedir ve yumurtlamayı ayın çevrimleriyle senkronize etmekte rol oynadıkları sanılmaktadır. Organizmalar, üreme oranını en üst düzeye çekebilmek için, sperm ve yumurta salımını gece vakti ışık miktarındaki küçük değişimleri tespit ederek senkronize ediyor olabilir = = = Yaşam dünyasındaki canlıların tümü mükemmel yapılıdırlar. Diğer ifade ile tüm organları yerli yerinde; ne eksik, ne fazladır. Kullanılmayan fazlalıklar yük olduğundan o canlının zararınadır. Bu nedenle hiç bir canlı kullanmadığı (yararlanmadığı) fazlalıkları bünyesinden tutmaz. Hemen kurtulmaya çalışır. Öglena denilen tek hücreli canlıdaki stigma gözlerde canlının ihtiyacına göredir ve yerlidir. Yapı olarak ne fazla, ne de eksiktir. Evrimci taktiklerinden birisi de organizmaların gerçekte son derece karmaşık olan yapılarını, işlevlerini basite indirgemek; mümkün olmaz ise fazla kurcalamadan evrime kanıtlarmış gibi göstermeye çalışmaktır. Yukarıya aldığımız öglena ve stigma gözleri buna örnektir. Sayın evrimcilerimizin fotoreseptörler olarak geçiştiriverdikleri yapılar gerçekte fotoperiyodizm gibi yaşamsal olguları meydana getirip düzenleyen son derece önemli kompleks oluşumlardır. Biyokimyada reseptör veya almaç, birbiriyle kısmen örtüşen iki anlama karşılık gelir. Birinci anlamıyla reseptör, sinyal transdüksiyonunda yer alan bir proteindir, hücre dışındaki bir sinyali hücre içine taşır. Sinyalin bir biçimden başka bir biçime dönüşmesini sağlayan protein hücre dışında olabileceği gibi hücre içinde de olabilir. Reseptöre bağlanan moleküle ligand denir. Bağlanma olunca reseptör biçimini değiştirir ve hücresel bir tepki meydana gelir. Ligand etkisiyle reseptörde meydan gelen değişiklikler sonucu fizyolojik tepkiler meydana gelir, bunlar liganda atfedilen biyolojik aktiviteyi oluşturur. Bu aktiviteler yaşamsal olduğundan öglenanın ortaya çıktığı (var edildiği)ilk anlardan itibaren (yaklaşık iki milyar yıl öncesinden) eksiksiz var olmalıdır. Bu yaşamsal mekanizmalar nasıl meydana geldi? Evrimcilerimiz şunla bunla uğraşacaklarına prokaryotlardan ökaryotlara, tek hücreli canlılardan çok hücreli canlılara, eşeysiz üremeden eşeyli üremeye nasıl geçildi vb. gibi yanıtlanamayan, yanıtlanamadığı için evrimin temellerini sallayan, yıkımına neden olacak olan onlarca soruya şöyle oldu böyle oldu edebiyatı yerine kanıtlara dayanan bilimsel yanıtlar arasalardı çok daha akıllıca işler yapmış olurlardı.
Görme duyusu, bütün gözlerde ortak olan temel bir biyokimyasal sürece dayanır. Bununla birlikte bir organizmanın çevresel özelliklerini yorumlamak için bu biyokimyasal mekanizmanın kullanılış biçimleri büyük farklılıklar gösterir: Gözler son derece farklı yapılarda ve farklı biçimlerdedir. Hepsi de mekanizmanın temelini oluşturan protein ve moleküllere kıyasla oldukça geç evrimleşmiştir.
= = =
Görme duyusu bütün gözlerde ortak olan temel BİR BİYOKİMYASAL SÜRECE mi dayanıyor?
Yoksa SON DERECE ayrıntılı etki, tepki ve organizasyonlara mı?
Yukarıdaki cümleler (evrimcilerde çok sık rastladığımız) son derece kompleks ve ayrıntılı olan görme olayını (pek çok yaşamsal olaylar gibi) BİR BASİTE İNDİRGEME OPERASYONUDUR.
Bu operasyonların nedeni ise bu tür olgu ve olayları evrim mekanizmalarına uygun açıklayabilmek için başka yol ve yordamın olmamasıdır. Evrim varoluşta açıkça gözlemlenen bilgiyi ve bu bilginin sonucu olan kompleks olguları ret ve inkar etmek zorundadır.
= = =
Planaryalar, az da olsa ışığın yönünü ayırt edebilen, çanak şeklinde göz benzeri beneklerine sahiptir. Fakat bu benekler üreme fonksiyonuyla ilgilidir.Diğer ifadeyle göz sayılmaz.












