İnsanlar yürürken ayakları ile kaldırımlar arasındaki mesafeyi hep gözetirim. Yüksek katlı binaların yanından geçerken kafamı yukarılara kaldırır birileri caddeleri izliyor mu diye bakarım, ben hep yukarıdan izlerken biri fark etsin istemiştim çünkü hep içten içe... Kuşları bana olan uçuş yakınlıklarına göre değerlendiririm, yağmurları hapşurma sıklığıma ve insanları beni dinlerken ki göz bebeklerinin büyüklüklerine göre. Kahvemin ne kadar güzel olduğu karşımdakinin sohbeti ile doğru orantılıdır. Herkese kendisini özel hissettiririm ve sonra kendi gece mahkemelerimde hepsini tek tek yargılarım, her birini sevmemek için kendime bahaneler icat ederim. Sevgi hesaplamaları yaparım ve bu yüzyılda tükenen bir çok şey söz konusu iken sevginin tükenmesinin hala sorun edilmemesine yatağımda birkaç farklı pozisyonda şaşarım. Bazı insanlarım vardır benim (çoğu hayali), bazı da kriterlerim vardır böyle nefesimi boşa tüketmemek için koyduğum. Kararlar alırım sık sık, normal bir insan yapsa kafatasını patlatacak kadar benim ise başımı ağrıtacak kadar. Geçenlerde günlüklerimden birine şu an çok katılamayacağım birkaç yazı aktardım baş yorgunluğumu azaltmak için ve kendime genelde hep kızdığımdan aslında böyle bir adam olmamın hoşnutluğundan ötürü de kendi kendime, değerlerime minnet borçlu olduğumu yazdım. Hayatta bazı dönüm noktaları olduğunu düşünmüşümdür ve bir tanesini fena atlatmadım diyebilirim fakat onu atlatmanın verdiği hazzı kullanmaktan diğer dönüm noktasına yaklaşırken eli boş gittiğimi farkettim, Etrafımdaki eşya topluluğunun, insan topluluğunun hepsi bir önceki dönüm noktamda benim yaptığım veyahutta bana yatırım yapan objeler. Fakat eğer yeni bir yaşam döngüsü oluşturulacaksa ve eğer gerçekten iki yıl öncesindeki adam değilsem ve iki sonra da bu adam olmak istemiyorsam bir şeyler daha farklı olmalı. Anlatacak hikayelerim artmalı fakat anlattıklarım değil. Her yıl bloğuma düzenli olarak belli bir dönemim olduğunu ve o dönemde kararlar alıp uygulamak için çabaladığımı yazardım şimdi ise yine o dönemdeyim; Haziran ayının ilk günleri, bu kez yeni bir karar alma süresinden çok yeni bir yaşam beklentisi, döngüsü de denilebilir. Yaşamdan dakikalarımı arttırmak için bir nevi. Verilmiş en büyük güç vazgeçmektir ve kendini bir şeylerden soyutlama kararı kolay karar değildir. İnsanlara katabileceğim şeylerin azalmasından korkuyorum ve bundan dolayı belki de haddinden fazla denedim her şeyi. Öte yandan insanlara (boşver onları) kendime bir şeyler katacaksam deneyerek, başarısız olarak olacak en nihayetinde.Çünkü Ben birilerine bir şeyler katacaksam, başarısızlıklarımdan, yaşamda çektiğim bir takım zorluklardan kendime kattıklarımı yansıtabilirim ancak.İnsan en güzel başarısızlıklarından tanımlanabilir diye düşünüyorum. İnsanı gerçekten büyük bir oranda oluşturan olguları başaramadıkları ve onlardan çıkardığı sonuçlardan meydana geliyor. Çünkü bir sonraki başarısızlığınızın bir öncekiyle uyumsuz olması demek siz artık bir şeyler başarıyorsunuz demektir aslında. Bu konuda başarısızlıklarımın beni hiç üzmemesinden içten içe şikayetçi olsam da farkındayım aslında almam gereken mesajlar olduğunu ve çıkarmam gereken sonuçlar olacağını. Kendime kriterlerim artacak şu sıra, insanlara karşı olanları da aynı oranda azaltacağım elbette. Ama insanları başarısızlıkları çoksa bir başka severim ve bir de yapabildikleri alıntılara göre değerlendiririm. Bir sokağın ortasında veyahutta bir yabancının arka balkonunda kendime mırıldanışlarımı yaptığım alıntıları anlayabilecek insanları arıyorum. (aramıyorum) Ben de Mandela’nın çok güzel bir sözüyle bitireyim.Ben asla kaybetmem; Ya kazanırım ya da öğrenirim.