Gecenin karanlığı, parıldayan yıldızlar ile bütünleşip ortaya harika bir görüntü çıkarırken Darren her gece olduğu gibi bu güzelliği izliyordu. İlk defa bir çok şeyin, ya da neredeyse her şeyin yolunda gittiğine emindi. Güç, kesinlikle onların yanındaydı. Her geçen gün daha çok köleyi özgürleştiriyor, bulundukları gezegenin hakimiyetini her gün daha çok ele alıyorlardı. Bunu tek bir kural içerisinde sürdürüyorlardı, bu da mutlak surette yardımdı. İşleri Maia’nın ele aldığı bir konseyin içindeydi. Konsey, bilgelik bakımından yüksek, iradesine sahip çıkabilen yedi güç kullanıcısından oluşuyordu. Maia ve Darren haricinde bir kişi daha insandı, gerisi ise gezegenin köle pazarlama kısmında satılan varlıklardı. Hepsinde güç yoğundu ancak hepsi emir altında çalışıyor, gücünü ortaya çıkartmamak adına çabalıyordu adeta. Bunların hepsini Maia ve Darren başarmıştı, bunu düşünmekten korkmuyordu. Sabah uyandığında çocukların bağırışı, güç kullanıcılarına -kendi dahil- eğitim veren Maia’nın sesi... Her şey rayına oturmuştu. Yere düşene el uzatıyor, yaklaşan tehlikeye karşı savunmasız bir şekilde ilerliyorlardı. İçlerinde oluşabilecek Sith tehlikesini hesaba katmamışlardı. Burada olduklarından diğer gezegenler haberdar mıydı? Yoksa güç, sandıklarından daha mı fazla karanlığın yanındaydı? Ancak Darren, hissettiği yüksek rahatsızlık ile oturduğu yerden ayağa kalkmıştı. Bulunduğu bölgede, büyük bir katliam seziyordu. Bunun yaklaştığına emindi. Bu ise, başını patlarcasına ağrımasına neden oluyordu. Sağ elini başına doğru götürdü ve şakaklarını parmak uçları ile sıkarak ağrıyı hafifletmeye çalıştı. Duyduğu sesleri göz ardı etmemesi gerektiğini kesinlikle biliyordu. Bu yüzden gücün onu götürmesine izin verdi. Öylece yürüyor ve ucu görünmeyen uçurumun olduğu bölüme ilerliyordu. Bir süre ilerledi ve ardından ileride diz çökmüş olan bir grubu gördü. Onları gördüğü anda fark edilmesi bir oldu. Önlerinde diz çöktüğü kişi, cüppe ile duruyordu ve görüntüsü bulanıktı. Göz göze geldikleri anda başına tekrardan akıl almaz bir ağrı girmiş ve gözlerini kapatmasına neden olmuştu. Tekrardan açtığında ise ortada diz çöken kişiler hariç kimse yoktu. Hepsi Darren’ı görünce ayaklandı ve ilerlemeye başladı. Darren ne yapacaklarını bilmiyordu, yapmaya geldikleri şeyi, kendilerini adadıkları tarafı tahmin etmesine rağmen sezgilerine güvenmiyor, onlara bir şans vermeye çalışıyordu. Köyden oldukça uzaktaydı ve kaçarsa öleceğinden emindi. Git gide yaklaştılar. Seslerini duyabilecek kadar kısa bir mesafeden Darren konuşmaya başladı. ‘’Hey, o da kimdi? Bir sorun mu var dostlarım? Neden bu saatte buradasınız?’’ dedi, sesi az da olsa yankılanmıştı. Gelen kişilerin hepsinin üzerinde simsiyah cüppe vardı. Baştan aşağıya siyah. Darren’ın yüz ifadesi solduğu, cevap alamadığı anda sezgilerine güvenmesi gerektiğinin farkına varmıştı. Derin bir nefes aldı ve beş kişinin de açmış olduğu kırmızı ışın kılıçlarına karşın, küçük dilini yutmakla yetindi. Hepsinin elinde birer ışın kılıcı, üzerlerinde simsiyah cüppeler vardı. Bunlardan sonraki ortak yanları ise, yüzlerindeki hain gülümseyişti. Ortalarında bulunan iri yapılı erkek bir adım ileri çıktı ve konuşmaya başladı. ‘’Karanlık davetimizi kabul et ve bizi lordların olarak tayin ettikten sonra önümüzde diz çök. Yoksa öleceksin.’’ dediği anda Darren, ne diyeceğini şaşırdı. ‘’S...Sen, ne diyorsun?! Biz tarafsız..ı..s..z...’’ diye kelimeleri kesildi. Bir adım önde olan adamın hemen yanındaki, gücü kullanarak Darren’ı boğmaya çalıştı. Ancak şok duygusu, git gide öfkeye dönen Darren’ı bu şekilde alt edemeyeceğinin bilincindeydi. Güçlü bir şekilde bağırarak elini ileriye doğrultmayı başardı ve gücü serbest bıraktı. Bıraktığı anda onu tutmaya çalışan kişi geriye doğru savruldu ve uçuruma düşmekten son anda kurtuldu. Bunu gören diğerleri, hızlı bir şekilde Darren’ın üzerine koşmaya başlamıştı bile. Karşılık vermeye hazırlanırken; kendi yarattığı tekniği kullanmasının zamanı gelmişti. Elini kemerine attı ve şu anlık bir tane ışın kılıcını çıkartarak aktif hale getirdi. Etraf mor ile parlamaya başlamıştı bile.












