J* Düşünürken...
Her ne kadar zaman zaman tanımlamam gerekse de kendime hiçbir tanımın içinde yer bulamam. Dönüşe dönüşe yürüyorum.
Hangi yönden bakarsan bak, benim yönümün doğrusallıktan uzakta eğimleri daha sık. Eğimlerim görünse bile sebepleri görünmez kalabiliyor.
Ben istediğim için şekiller oluşmuyor, her şekil kendi varlığını ortaya koymak istiyor. Hiç görülmeyen bir çocuk düşün, o görünmez değildir, sadece varlığının sesi ulaşmamıştır. Ben var ettiklerime haber veriyorum.
Bir şeylerin dışında ya da içinde değilim. İç ve dış bende konum değiller, hareket biçimleri onlar.
Yakından bakınca parça görünen, uzaktan bakınca bütüne dönüşüyor. Aradaki fark gerçekmiş gibi ama ben o farkın olmadığı yerdeyim.
Alanımda, durmak yol alma hali, ilerleyiş, duruş biçimi olabiliyor. Bir şey görünebilir ama her şey göründüğünün ötesindedir.
Ben bir şeyi düzeltmiyorum; düzeltilenler hikayeyi eksiltiyorsa. Yön vermek, eksiltmenin yerine kendi akışını yaratıyor.
Beni taşıyan kelimeleri bulamıyorum ancak bazı kelimeler beni işaret ediyor. İşaretler titreşimlerimi hatırladığında, titreşimler adımlarımın gölgesi oluyorlar. Zamana karışmam; zaman içimdeki kırgın aynada parçalanıyor.
Her şeyin başladığı yerle bittiği yer arasında ritmimin kendine has kıvrımları var. O kıvrımları fark eden kimse yoksa eğer, kimsenin de etmesi gerekmez. Ben anlaşılmak için buradayım sanmıştım ama değilim.
Ben J* Evrenimde bir düzen var: Her şey kendi olmak istiyor. Ben o yere yalnızca alan açanım.
Dokuma biçimim nasıl görünürse görünsün basitlik benim izim değil. Basitliğim sadece yüzeyimdir. Derinliğimse yüzeyimle kavga etmeyen. İkisi aynı çizgi.
İşte tınım buna benziyor, şöyle duyuluyor bana;
" Ben buradayım, Böyle aktım.
Şimdi buradayız.
"















