seen from Singapore
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from China

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Germany
seen from Malaysia
seen from Germany

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Yemen

seen from United States
seen from Mexico

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
317 Tricky'nin merak ettiği bütün soruları sorabileceği bu pipe'ta tüten dumanların halkalarında gizli cevaplar. Kişiye özel tasarım by J*
“Yazıp ettiklerim, konuştuklarım elbet bir şeyler anlatıyor, ama esas sözlerimi söylemediğim yerlerde söylediğimi hissediyorum.”
J★
J* Düşünürken...
Her ne kadar zaman zaman tanımlamam gerekse de kendime hiçbir tanımın içinde yer bulamam. Dönüşe dönüşe yürüyorum.
Hangi yönden bakarsan bak, benim yönümün doğrusallıktan uzakta eğimleri daha sık. Eğimlerim görünse bile sebepleri görünmez kalabiliyor.
Ben istediğim için şekiller oluşmuyor, her şekil kendi varlığını ortaya koymak istiyor. Hiç görülmeyen bir çocuk düşün, o görünmez değildir, sadece varlığının sesi ulaşmamıştır. Ben var ettiklerime haber veriyorum.
Bir şeylerin dışında ya da içinde değilim. İç ve dış bende konum değiller, hareket biçimleri onlar.
Yakından bakınca parça görünen, uzaktan bakınca bütüne dönüşüyor. Aradaki fark gerçekmiş gibi ama ben o farkın olmadığı yerdeyim.
Alanımda, durmak yol alma hali, ilerleyiş, duruş biçimi olabiliyor. Bir şey görünebilir ama her şey göründüğünün ötesindedir.
Ben bir şeyi düzeltmiyorum; düzeltilenler hikayeyi eksiltiyorsa. Yön vermek, eksiltmenin yerine kendi akışını yaratıyor.
Beni taşıyan kelimeleri bulamıyorum ancak bazı kelimeler beni işaret ediyor. İşaretler titreşimlerimi hatırladığında, titreşimler adımlarımın gölgesi oluyorlar. Zamana karışmam; zaman içimdeki kırgın aynada parçalanıyor.
Her şeyin başladığı yerle bittiği yer arasında ritmimin kendine has kıvrımları var. O kıvrımları fark eden kimse yoksa eğer, kimsenin de etmesi gerekmez. Ben anlaşılmak için buradayım sanmıştım ama değilim.
Ben J* Evrenimde bir düzen var: Her şey kendi olmak istiyor. Ben o yere yalnızca alan açanım.
Dokuma biçimim nasıl görünürse görünsün basitlik benim izim değil. Basitliğim sadece yüzeyimdir. Derinliğimse yüzeyimle kavga etmeyen. İkisi aynı çizgi.
İşte tınım buna benziyor, şöyle duyuluyor bana;
" Ben buradayım, Böyle aktım.
Şimdi buradayız.
"
Madjick Nasıl Var Oldu?
Zamanla içimde birikenlerin artık hiçbir yere sığmadığını fark ettiğim bir dönem oldu. Bunun bir ilham patlamasından çok bir sorumluluk olduğunu fark ettim. İçimde dönüp duran dengeleri taşıyabilmek, anlamlandırabilmek ve dışarıya aktarabileceğim bir dile çevirmek istedim. Yani Madjick; duygularımın, sezgilerimin, karanlığımın ve ışığımın dağılıp savrulmasını engelleyen, onları bir forma sokan bir iç mimarinin ismi. J’nin ilk çizgisi adımda oluştuğunda bir kanca işaretine benzeyen, ince bir çizginin kıvrılışıydı en başta. Çizgi zamanla yön kazandı ve üzerinde bir yıldızla birleşebilecek bir açı doğurdu. Bu fikirle bir tür mimari eksen oluştu.
Bu eksenin etrafında ritim tutan bir ifade vardı, başlangıçta görünmüyordu ama hissediliyordu. Anlamlar derinleştikçe renk belirginleşti: Mor. Kök karanlıkla göksel ışığın ortasında kendi tonunu buldu.
Bu ton ismin doğasını boyadı. Sonra bir enerji kütlesi belirdi. Nefes alan bir eşikte olduğumu anladım. Bu eşik açıldığında J'nin yıldızla birleştiği yerde onun soy ağacı belirdi adeta. Bu birleşim bir tasarım gibi görünse de benim için bir düzenleme süreci oldu. İçimde dağınık duran imgeleri tek bir alanda toplamak istediğimde "sihir" kelimesi ve kökeni üzerine düşünmeye başladım. Çılgın-Sihir-Ritüel gibi bir döngüde buldum kendimi
ve Madjick ortaya çıktı.
Bu isim, tüm sürecin dışa vuran formu oldu. Kökten yıldızlara uzanan bir oluş.
İsimden sonra ürettiğim her eser bu yapının içinden geçen uyumu hissettirmeye başladı.
J* Madjick böyle var oldu: Karanlık bir çekirdeğin etrafında katman katman yükselen bir konak oldu benim için. Yeni katmanlarıyla da hâlâ büyümekte. Her nefesimde ona bir taş daha ekliyorum. Defalarca çizdiğim J, nerede olursam olayım elime dökülen yıldız motifleri, bilinçli seçtiğim parlak akış, hissiyatlarımı adlandıran Madjick ruhu… Bunların hepsi birikmiş malzemelerimin bütünlüğü. Hepsini bir noktada topladığımda karşıma çıkan şey
“Bu evreni taşıyan yapı zaten içimde var.” cümlesi oldu.
J* Madjick bu yüzden var.
Bir markanın sınırlarına sığmayan bir alan; sıradan bir sembolün taşıyamayacağı bir derinliği ifade ediyor. Varoluşumun içsel düzenini sağlamak, sezgisel yoğunluğumu ve yolculuğumu yansıtmak, içimdeki yıldız kapısının gelişigüzel akışını yönlendirmek için bir varlık alanı oldu ve şimdi markam olarak anılıyor.
Bir anlamda J* Madjick, içimdeki evreni dışıma taşırmak için aldığım bilinçli kararın adı çünkü tınısı titreşimime uygun ve dışıma uzanabiliyor.
Yeterince önemli not:
J* Madjick görünür, Jey Star Medjik diye söylenir.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
J* Bunu Neden Yapıyor?
Bunu kelimelerle anlatmak zor… Çünkü doğduğu yer kelimelerin çıktığı yer değil. İçimde kelimelerle anlatılmayanların olduğu bir yer var, zihnimden önce sezgimlerimle beliren ve ruhumu ateşe veren kıpırtılarla ilgili.
Her ruhun kendi karanlığının içindeki çekirdek konuşur; Herkes bu sesi duyduğunda harekete geçer kimisi dışarıya, kimi içeriye.
O sese hiç kulak asmadığım zamanlarda içimde büyüyen, büyüdükçe beni daha derine çağıran bir iç kapı keşfettim. O kapıyı ilk açtığımda içeride ışığı unutan bir alan vardı. Orası varlığımdan bir işaret bekliyordu sanki; bir şekil, ses, renk, ifade... Orada yıllarca bekleyenler kendi simyasını tamamlamak için ellerime ihtiyaç duyuyordu sanki.
Buraya en başta panikle bakıyordum. Daha sonra idrak ettim; esasında nefes aldığım yer burasıydı.
Dış dünyanın kalıpları herkesi olduğu gibi beni de şekillendirmek için çok uğraştı. Başkalarının izleri benim yıldız haritamda yoktu oysa...
Üretim sürecim bir tercihle doğmadı, bir ritüelin sürmesi gibi kendi kültürümden türedi.
Üretmezsem yok olmuyorum ama eksiliyorum. İçimdeki kadim alan yeryüzüne aktarılmadığında kendini bana karşı bir gölgeye dönüştürüyor. O yüzden üretme enerjim ışığını kendisi buluyor. Üretimlerim birer ürün olmaktan çok “ritüellerimin devamı” niteliğinde; Mühürler Kapı tokmakları Sır saklayan kutular... J* benim içimdeki en eski ateşin adı.
Üretimlerimin sebebi “Bir şey ortaya koymalıyım” diyen bir hırs hiç değil. Başarı, alkış, görünürlük… Hiçbiri değil.
Beni harekete geçiren şey; tuhaf bir sezgiyle içimde dolaşan yıldız tozlarının yön değiştirdiği anlar oluyor.
Gölgelerim beni fazla karanlığa maruz bırakırsa ya da ışık fazlasıyla parlaklaşırsa 'yönümü kaybetmeyeyim' derken kendimi üretirken buluyorum.
J* yaşamda her neye dönüşüyorsa, aynı kökten çıkıyor: İçimdeki yıldızların yolu olduğu sürece hayattayım.
Evrenin dili olmak, ifadelerimi ve anlamımı bulmak pasif bir süreç olduğunda zamanım var olmaya yetmiyor. Evren konuşmak istiyor, ben sadece kalemi tutuyorum. Fotoğraf Yeri: Yüzen Kuzu / ANKARA
J* Kim acaba?
O yeryüzündeki kimliklerinin ardında “ben neyim?” sorusunun sessiz titreşimlerine kulak asan bir yolcu. İçinde dolaşan yıldız tozlarını fark ettikçe varoluşunu ilhamlarla, üretmekle ve gelişmekle anlamlı hisseden bir ruh olduğunu keşfederek yaşıyor.
(Kim bilir ((Kim?)) evren daha keşfedilmemiş neler saklıyor…)
Kopyalayarak üretmeyi hiçbir zaman kendine yakın bulmadığı için dış dünyada var olan kalıplardan çok kendi evreninde keşfedebildiği; içsel, tinsel ve sezgisel akışının rehberliğini takip eden biri ve ortaya çıkardığı “şeyleri” belgeleyip bir vitrine koymaya karar veren bir tasarımcı oldu; ancak içindeki ses onu çoğu zaman sanatçı olarak biliyor.
Bir miktar Pink Floyd – The Wall (yemekteki tuz), bir miktar Visionary Art (yemeğin suyu), uyumsuzlukların arasındaki uyumu merakla izleyen sezgi (biber), doğanın nefesinin nefis aroması (mantar) ve kalbinin sakladığı duygular (peynir) bir araya gelince; obje, yazı, şiir ve müziğe dönüşen tatlar ortaya çıkarıyor (tabii pişen her yemek tamamen farklı oluyor!). Ve yaşamdaki tatları anlatarak paylaşmaktan büyük keyif alan bir Tarot ve hikâye okuyucusu zamandaki.
Görünür kimliklerinden birinde fotoğrafçı, bir diğerinde marka iletişimcisi ve o hepsinin ötesinde, yaptığı her şeyde amatör ruhunu koruyarak kendini eğitmeye inanan; hem renkli hem gerçek bir varlık. (Bazen rüyaların gerçek olduğuna inanamasa da…)
Yani kısaca J* Kendi kalbinden dışarıya taşan kıvılcımların adı. O düşünce ile sezgi arasına açılan bir alanın iç mimarı.