Gökçeada - Bozcaada Çıkartması - I
Yeniden başlasın diyeli o kadar zaman olmuş ki:) önceki post'u silsem daha mı motive edici olur diye düşünmedim değil. Bir yandan TV'de Halk Tv (kalk tv), Ulusal TV ve Cem TV arasında seyirdeyken diğer yandan feribotta kendime söz verdiğim yazımı yazmaya başlıyorum. Fonda "bu daha başlangıç mücadeleye devam nidalarıyla"...Bir haftadır direnişten uzaktayım, gözden ırak gönülden ırak olmadı ama bir haftayı kaadan nispeten uzak, kendi halinde adalarda, kendilerince gündemi takip edip, aslında çoook uzaklarda olan insanlar arasında geçirince oraya da buraya da adapte olmak zaman alıyor.
Bölüm 1- Gökçeada
Gökçeada yolculuğumuz geçen Cumartesi gününü Pazar gününe bağlayan gece başladı. Evdeki bitmek bilmez tadilat son dakikada sağ gösterip sol vurup yine bitmediğinedn gündüzü pestil geceyi valiz yaparak ve yolda geçirdik. Pestillikten mütevellit Keşan sonrasında benim de co-pilotluktan kaptanlığa terfi etmem gerekti. Şehirlerarası araba kullanmak ya da uzun yollar nedense korkulu rüyam. Şehiriçinden farkı olmasa da zamanında bilinçaltıma işlenmiş hurafeler nedeniyle soğuk terler dökerek geçtim şöför koltuğuna. Topu topu 150 km falan gideceğim ama tuf söförü havalarındayım. Saros yakınlarında yola fırlayan kangurumsu yaratık (kocam emrabi'ye göre "dokun bana" yarışmasındaki aracın içinde Barış Manço'yu görüp yarışmayı bırakıp araca binen yarışmacı gibi rüya gördüm - bu anı hatırlayan gençliğinde olur olmaz tüm sihirli kutu programlarının (biri bizi gözetliyor, ah kızlar vah erkekler, hugo ve daha niceleri...) müptelası olan travmatik patetik orta yaşlılara bu vesileyle selam eder bloguma devam ederim) nedeniyle çığlıklar atıp son anda direksiyonu kırıp türünün tek örneği canlıyla vedalaştıktan sonra Kabatepe'ye vardık.
Pazar sabahı ada yolculuğu için en mantıklı zamanlardan. Hiç sıra beklemeden püfür püfür attık kendimizi Gökçeada'ya. Karnımız zil çaldığından önce kendimizi adanın eski Rum köylerinden Zeytinli'ye attık. Gökçeada faslının son günü gelip de tüm köyleri gezdikten sonra, bu köyün en hareketli en yaşam dolu köy olduğunu söyleyebilirim. Zeytinli'de kahvaltı yapabileceğiniz ya da yemek yiyebileceğiniz birkaç şirin restoran ve kafe bulunuyor. Köyün girişinde ücretsiz bir otopark var. Tavsiyem arabanızı yukarılara çıkmadan otoparkta bırakmanızdır. Zaten birkaç yüz metre sonra yollar araçla manevra yapamayacak kadar daralıyor. Ayrıca yerler irili ufaklı düzensiz arnavut kaldırımı modeli, düz ayakkabı giymenizde fayda var.
Zeytinli'de kahvaltı için aslında adanın üç noktasında işletmeleri olan Son Vapur'a (Son Vapur Köyde: gittik. Sabah erken olduğundan sadece biz, tatlıcık bir köpiş ve old and wise kör bir kedicik vardı. Kör kedicik öyle güzel dolanıp yönünü buluyordu ki bahçede kör olup olmadığı konusunda bir münazara yapıverdik. Kahvaltıdaki peynir çeşitleri ve omlet gayet güzeldi. Ancak bir daha gider misin derseniz cevabım hayır olur, bana çok hijyenik gelmedi. Benim bu konuda fazla hassas olmamdan da kaynaklanabilir. Yine de gidince bir uğramakta fayda var, salaş bir yöresel kahvaltı istiyorsanız Zeytinli'de çok da alternatifi yok sanırım.
Kahvaltıdan sonra köyde kısa bir tur atarken Barba Hristo'nun tatlıları tabelalarını görmeye başladık...krem şola (evet aynen böyle yazıyor), krem karamel, sakızlı muhallebi, domates reçeli, dibek kahvesi...93 yaşındaki Hristo Amca tarafından işletilen sevimli ve tertemiz mekan, kapının önüne atılmış 3 masadan ibaret. İlk gün nefis bir krem karamel yedikten sonra, ertesi gün sakızlı muhallebi, son gece ise meşhur domates reçeli almak için gittik Hristo Amca'nın dükkanına. Yani müptelası olduk:).
Allah hepimize Hristo Amca gibi yaşlılık versin. Nazar değmesinden korktuğumdan tüm detayları yazmıyorum ama bize taş çıkarır... Siz sipariş verdikten sonra sipariş hazırlanırken eşi Maria ile bir rumca atışmaları var evlere şenlik. Müşteriye karşı herşey süt liman, içeride hanya konya...Hristo Amca ziyaretlerimizden birinde Maria için, her gün yüzmeye gidiyor köpek balığı yesin diye dua ediyorum ama yemiyor dedi gülerek...Evlilik böyle birşey mi acaba:), köpekbalığı jaws serileriyle büyümüş bendeniz için en büyük korku, bazen duşta bile aklıma gelir. Hele Bond'un License to Kill filmindeki mafyöz infaz sahnesi aklıma kazınmıştır. Beni seven bana başka beddua etsin:). Hristo Amca'yı internetten araştırdığımda kendisinin zamanında Beşiktaş'ta oynadığına dair birçok yazı, bunun yalan olduğuna dair de asabi yazıla gördüm. Kendisine sorduğumda gülüp geçti ama Beşiktaş posteri dükkanının baş köşesindeydi. Övünmekte haklıyız çünkü Beşiktaşlıyız...Benim aklımda Beşiktaş'ımın eski oyuncusu olarak kalacak Hristo Amca...Kışları adada tek başına yazlarıysa eşiyle beraber yaşayan Hristo Amca'yı mutlaka ziyaret edin, enfes domates reçelinden (reçelde kullanılan domatesler bir harika) tadın, tatlılarına doyamayın...Ayrıca esnaf nasıl olunur görün...Müşteriyi hoş tutma, temizlik, cana yakınlık hepsi onlarda...
Hristo Amca'ya bu kadar dadanınca, Zeytinli'deki diğer uğrak noktalarına midemizde yer kalmadı. En ünlülerinden Madam'ın dibek kahvesini de tatmak güzel olabilir. Bir dahaki sefere artık...
Kalacağımız yer Taş Otel - Gökçeada Surf Merkezi'ne doğru yola çıkıyoruz...Taş Otel'in hem denizi çok güzel olan hem de odaları temiz. Romantik butik bir dekorasyon falan arıyorsanız size yaramaz ama temel ihtiyaçların hepsini fazlasıyla karşılıyor. Tek sorun hem sahilde hem de odalarda peşinizi bırakmayan garip bir cins sivrisinekler. Adanın diğer kesimlerinde bunlara pek rastlamadım ama Taş Otel'in sahilinde rahat güneşlenmek istiyorsanız rüzgarlı bir tarafta oturmanız şart. Aksi taktirde sinekler etrafınızı sarıveriyor. Odada da mutlaka sinekkovar cihaz kullanmak ve gece pencereyi asla açmamak lazım.
Taş Otel'in kumsalında biraz güneşlendikten ve emrabi surf seansını bitirdikten sonra bir ada turu yapmaya karar verdik. Eskiden tatillerin başarısını ne kadar bronzlaştığımla ölçerdim. Yaş ilerleyince düşünceler nasıl da değişiyor. Artık bronzlaşmanın ne denli zararlı olduğu ortaya çıkınca yüzmek dışında plajda vakit geçirmeyi hiç sevmez oldum. Artık emrabiyle o sahil senin bu sahil benim gezip, denize girip yeni kumsallara yelken açıyoruz.
Bu amaçla kendimizi Gizli Liman'a attık. Yol boyunca keçiler kınalı kuzular eşlik etti bize. Gökçeada'nın en belirgin özelliklerinden biri serbestçe gezen, üreyen, uyuyan, salınan keçi ve kuzuları. Etine pek rağbet olmadığından keçicanlar çok daha korunaklı. Chanel the Cat'ten sonra en sevdiğim hayvan ilan ettim kendilerini. Gizli Liman'da küçük bir kafeterya dışında hiçbir tesis yok, ancak muhtarlık çok güzel duş ve soyunma kabinleri yaptırmış. Sınırlı sayıda da olsa şezlong ve şemsiye var. Deniz çok güzel ve etraf tenha...
Biraz yüzüp turumuza devam ediyoruz. Takip ettiğimiz yol neredeyse adanın çevresini tamamen dolaşıyor. Yolda "Marmaros" diye bir tabela görüp tereddüt etmeden dalıyoruz. Amaç keşif yapmak. Daha sonra bu yol üzerinde sadece yürüyerek gidilebilen bir şelale olduğunu öğrendik. Belki sonraki gelişlerimizde uğrarız. Marmaros yolu çok bozuk, giderken kaldırdığımız tozlar dönerken bile bizi bekliyordu:), yolun sonuna doğru onca engebeyi aştıktan sonra asfalt bir bölüme rastlamak bizi şaşırttı. Yolun sonunda minik ıssız bir sahil var. Bizden başka sadece zıpkınla kayalıkların arasında balık avlayan bir dalgıç ve keçiler var. Kumsal taşlık ve adanın diğer kısımlarından farklı yassı taşlardan oluşuyor, yani denize girseniz ayaklarınız acımaz. Akşamüstü olduğundan kurumayız diye denize girmiyoruz. Aynı tozlu yoldan ver elini Dereköy...
Dereköy sanırım adanın en büyük rum köyü. Çoğu terk edilmiş, yer yer dolu tipik rum evlerinden oluşan kocaman bir köy. Mutlaka görülmeli. Issız havası ve hayal gücünüz biraz kuvvetliyse gözünüzde canlandırabileceğiniz eski günleri insanı biraz hüzünlendiriyor. Ayrıca burası bana ne çok şey hakkında hiçbir bilgim olmadığını da bir daha hatırlattı. Gökçeada Rumları araştırılacak ve öğrenilecek konular arasında yerini aldı.
Yol boyunca sulama alanları, göletler görüyoruz. Gökçeada sulama konusunda çoğu adanın derdi olan su kaynağından yoksunluktan hiç çekmemiş. Kendi kendine yetebilen kaynakları var ve organik tarım ve hayvancılık konusunda Türkiye'nin en şanslı coğrafyalarından biri...
Gelecek durağımız Tepeköy...Burası da diğer tüm köyler gibi eski bir rum köyü. Gökçeada'da tüm köyler tepelerde ve merkezde eski bir yerleşime rastlamak istisnai. Tepeköy gerçekten çok küçük ve merkezinde adanın yerel şarap markası Barba Yorgo'nun merkezi dışında bir de küçük restoran var sanırım. Etraflıca gezmedik. Ancak çok yakınında Çınaraltı'nda İspilya restorana yolumuz düştü. Yemekler güzel, manzara muhteşem, salaş küçük bir restoran İspilya. Uğramadan geçmeyin, güzel mezelerini tadın...Fonda "bir zamanlar"...
İkinci gün kahvaltı için merkezdeki Elta organik ürünlerinden hazırlanmış kahvaltıdan tadıyoruz. Merkeze gider gitmez Elta flamalarını hemen fark edersiniz. Kahvaltı güzel ve sağlıklı. Bugün planımız Elta'nın tesislerini de ziyaret etmek. Ada Elta çitfliği merkezden 5-10 dakika uzaklıkta. Bu markayı önce her hafta gittiğim Feriköy organik pazarından sonra da süper marketlerdeki reyonlardan ve Moda'daki dükkanlarından tanıyorum. Tesisler süper, tertemiz. Hayvanların bulunduğu kısma araçla giriş yasak...Bazısı serbest şekilde arazide bazısı da kapalı alanda saman yemekle meşgul...Artık içim daha da rahat alışveriş edebilirim:)
Bu akşam Kaleköy'deyiz Yakamoz'dayız. Manzara yine çok güzel, Barba Yorgo şarabımız, deniz çupramız, mezeler herşey süper. Fonda Türk Sanat Müziği..Fiyatlar makul. Yakamoz'un ayrıca bir de konukevi var. Daha sonra aynı yerde bir de Poseidon diye bir restoran açıldığını duyduk. Daha samimi ve daha az ticari bir mekan tercih edenler için ideal olabilir....
Son günümüzde kahvaltı için Kaleköy Mustafa'nın Kayfesi'ndeyiz. Burası kahvaltılar arasındaki favori yerim oldu. Hem mekan (kocaman bir çınarağacı altında birbirinin dibinde olmayan masalar, pırıl pırıl masa örtüleri, güzel bir manzara, arkada eski bir kilise ve restore edilmiş çanı). Kahvaltıdaki herşey leziz. Servis çok iyi. Gizmek isteyenler için internet sitesi: http://www.mustafaninkayfesi.net/, daha önce Vedat Milor da konuk olmuş. Siteden videosuna ulaşabilirsiniz.
Mustafa'nın Kayfesi'nin yanında İmroza Sabun'un (http://www.imroza.com/) tabelası gözümüze çarpıyor. İçeri girdiğimizde sahibi Aziz Bey'le tanışıyoruz. Dükkanda aynı zamanda sabun imalatı da yapıldığından, sabun yapımına ilişkin tüm detayları hap bilgi şeklinde alıyoruz. Sabunlar Marsilya sabunu stili benmari usulü kazanlarda eritme şeklinde yapılıyor, keçi sütü ve yağmur suyu kullanılıyor. Uzun zamandır zararlı kimyasal dolu şampuanları hayatımdan temelli çıkarmaya uğraştığımdan ancak saçımın sabuna alışmasına da sabredemediğimden, belki bu sefer olur diye bir sürü keçi sütü sabunu ve hediyelik diye (sonradan hediye vermeye kıyamayacağımı bilerek) çeşit çeşit bitki özlü sabun alıyorum. İnternetten de satış var. Yani başarıp da saçımı sabuna alıştırırsam tedarik garantisi var:) yarı yolda kalmayacağım. Aziz Bey sabunlar dışında, ada hakkında hatta gelecek durağımız Bozcaada hakkında da güzel bilgiler veriyor bize. İmroza aynı zamanda ünlü Suvla şaraplarının da bayisi. Buradan şarap da alabilirsiniz. Tam çıkarken Aziz Bey numune sabunlardan hediye ediyor bize. Tatil boyunca yeni aldıklarımızı açmayıp bunları kullanalım diye. Ne nezaket ne incelik... Sevgiyle anıyoruz kullandıkça.
Güzel sohbetin ardından deniz özlemiyle Surf Merkezine geri dönüyoruz.
Amacımız akşama kadar aç kalmak zira Hristo Amca, meze, organik peynir derken tatil lezzet durakları programına dönüştü:). Akşamki durağımız da Ecem Mantı, yani patlayana kadar yemek (Azeri değişiyle yırtılmak) garanti:)....Güneş deniz derken akşam oluyor ve hevesle Ecem Mantı'nın yolunu tutuyoruz. Eskiden merkezde yer alan lokanta, şimdi sahibi Gülsen Hanım'ın evinin yanında adanın tepelerinde. Merkeze çok çok yakın ama mutlaka sormalısınız, yolu biraz sapa...Dik bir tepenin eteğindeki bahçenin içinde Ecem Mantı'da porsiyonun hakkını veren mantılarımızı yiyip çayımızı içip, Hristo Amca'ya uğrayıp domates reçelini de alıp yapılacaklar listemizi tamamlıyoruz.
Arada atladığım şeyleri özet halinde yazıyorum:
- Merkezde Elta'nın mağazasında hem organik sebze hem de zeytinyağı bulabilirsiniz.
- Merkezde dibek kahvesinden sabun ve bala birçok yöresel ürün ve şarap satan dükkan var. Hepsi yanyana gibi...Mutlaka uğrayın. Ayrıca eğer istikamet evinizse keçi peyniri ve yoğurt alın.
- Yine merkezdeki pastanelerde keçi sütlü dondurma ve efi badem kurabiyesi alın...
- Eski Bademli Köyü'ndeki Kabuk Stüdyo'ya (ttp://www.kabukstudio.com/) uğrayıp tasarımla harmanlanmış pazar çantalarından edinin. Sonrasında plaj çantası olarak kullandım, ayrıca organik pazarda da kendisiyle hava atmayı düşünüyorum.
- http://www.gokceadarehberim.com sitesi adayla ilgili çok yararlı bilgiler alabileceğiniz bir adres. Site ticari, yani sitede yer almak ücret karşılığı ancak ücretsiz olsa da yer verilen dükkanların hepsi yine referans konusu olurdu..










