highlights: mart&nisan&mayıs&haziran '23
unuttuğum bu seri bozulmasın diye, neredeyse yıllık özet tadında hazırlayacağım bu uzun postla sizleri selamlıyorum.
mart:
geçtiğimiz yılın mart ayına oranla daha sakin kalmayı başarabildim. mart'ın 12'sinde oğulcan'la gloria jeans'te oturduğumuz esnada 128 tane tatsız hadise yaşadığımız 2021 ve her gün 128.000 adım atıp kafamı boşaltmaya çalışırken hepten doldurduğum 2022'den sonra bu yıl mart ayında biraz nefes alabildim. buna rağmen zaman hâlâ iyi bir tedavi yöntemi değil bana sorarsanız.
ay sonu doğan duru'nun solo konseri diye gittiğim etkinlik, bildiğin doğan duru bizi evinde yemeğe çağırıp piyano çalması tadında geçti. trump'taki hayal kahvesi pişmanlıktır.
nisan:
28 nisan'ı 29'una bağlayan gece bir miktar şarap içildi, birtakım yaslara sımsıkı sarılındı, 30 nisan sabahı uyanınca mecburen yola devam edildi.
grafik çalışmasında yaptığım hata sonucu, almanya'ya ihraç edilecek olan 15.000 takım terlik yanlış üretildi. 1 takım 6 çiftten oluşuyor, bu da 90 BİN ÇİFT/180 BİN ADET terliğin sayemde hatalı üretilmesi anlamına geliyor ve inanın beni bundan haberdar ettiklerinde verdiğim tepki "skim sağolsun" şeklinde oldu. görün nasıl bezmişim...
şarkılarında 1 milyon cins kelime bulunduğu için 3-5 tanesinin nakaratı hariç hiçbir şarkısını ezbere bilmediğim adamlar'ın konserine gittim çünkü platinum uygulamasının indirimiyle bilet 27 liraya geliyordu. pişman değilim, pek eşlik edemedim ama eğlendim yine.
kendimi yakışıklı hissettiğim için 7 milyon adet selfie çekmişim.
hayatımda ilk kez arpa şehriye çorbası ve bulgur pilavı yaptım.
gitara ilk başladığım dönemde joe satriani ve yngwie malmsteen'le birlikte verdikleri konserlerin dvd'lerini hatmettiğim steve vai'nin konserine gidip tender surrender çalarken artık koyverip bir güzel ağladım. geçmişin kölesiyim.
canım redd'in müzik piyasasına girdiği 2005 yılından bu yana verdiği ilk harbiye konserine en ön sıradan bilet alıp gittim. hava şartları ve ramazan bayramı nedeniyle yarısı belki doluydu ama güzeldi.
mayıs:
annemin 2. ölüm yıldönümü. annen de olsa ölenin yokluğuna yaşayanların yokluğundan daha kolay alışılıyor, bu sinir bozucu. beynin biliyor artık öpüp koklama şansın kalmadığını, saçını sevemeyeceğini.
aile hekimimden rapor alarak iş yerime haber vermeden muğla'ya gittim. yola çıktığımda kaçak göçek gittiğim için aşırı gergindim ama ayvalık'ta mola verip sakızlı çikolatalı muhallebimi gömerken karşı masada müdürüm oturuyor olsa gidip selam verecek kadar rahattım. tek endişem kaçamak süresince kararmaktı, neyse ki fedon olmadan dönmeyi başardım.
müzisyenlik yaptığımı bilen babamın irlandalı komşusu paul, beni günün 22 saati bahçede gitar çalmaya zorladığı için fazlasıyla şişik bir tatil oldu, hâlâ keşke gitmeseydim diye düşünüyorum mayıs'taki gidişim hakkında.
genel seçim konusuna girmek istemiyorum çünkü adam yine kazandı...
haziran:
canım redd'in bu kez müzik piyasasına girdiği 2005 yılından beri verdiği ilk senfonik konserine gittim. muhteşemdi.
galatasaray'ımın şampiyonluğunu ilan ettikten sonra kendi sahasında oynayıp kupasını alacağı fenerbahçe maçının olduğu gün ben de bir arkadaşımla vadi istanbul'da melike şahin konserindeydim. arabasıyla gelmesine rağmen gece sonu beni metrobüse bırakmayı reddedip 50 bin kişiyle metro sırası beklemek zorunda bıraktığı için artık arkadaş değiliz. ben değilim en azından, onu bilmiyorum.
bu kez yıllık iznimi kullanarak legal yollarla muğla'ya gittim. babamın irlandalı komşularıyla bu kez bir barda çaldık ve inanılmaz keyif aldım. istanbul kötü biri. iztuzu'na, nar&portakal suyuna doydum. yaşanan gerginliklere rağmen bu gidişimden razıyım.
istanbul'a dönmemizden önceki gece, apartmandakiler bahçede bizim için barbekü partisi yaptılar. değer görmek müthiş bir şey.
bitti. buraya kadar okuyan olduysa sahiden tebrik ediyorum, canımsınız.











