"Marketin önünden geçerken çöp kutusuna takıldı gözüm. Ağzına kadar israf edilmiş meyve sebze doluydu. Dört beş aileyi bir kaç gün doyuracak malzeme vardı içinde. "Şunları ihtiyaç sahiplerine neden vermezler ki?" diye geçirdim içimden, aynı sizin de geçirdiğiniz gibi.
Birleşmiş Milletler'e göre çöpe giden yiyeceklerin dörtte biri kurtarılırsa dünya üzerindeki açlık bitecekmiş. Çünkü dünyada israf edilen 1,3 milyon tondan fazla yiyecek 1 trilyon dolar yapıyor o da 2 milyara yakın insanı doyurabiliyormuş.
Sadece bizim ülkemizde 18 milyon ton meyve ve sebze çöpe atılıyormuş. 18 milyon ton sebze ve meyveyi çöpe atarken, Yemen'e ağlama riyakarlıklarımız da varmış.
Dolapta bekleyen her kot pantolon 10800 litre su ile, modası geçti diye giymediğimiz her bir çift deri ayakkabı 16600 litre su ile, sadece tek bir tişört 2700 litre su ile üretilirken Afrika'da temiz su bulamadığı için ölen insanlar varmış.
Mış miş muş...
"Isıtılan yemeği yiyemiyorum ben" gibi tuhaf şımarıklıklarımız var, yumurtanın beyazını atma lükslerimiz, bir davette giydiğimizi bir daha giymeme seçeneklerimiz olduğu gibi.
Her elbise için ayrı eşarplarımız, her renk kabanlarımız, iki yılda değiştirdiğimiz arabalarımız, tabakta kalan yemeği bırakma alternatiflerimiz var.
Bunlar ne ki, açın halinden anlamadan bitirdiğimiz Ramazanlarımız, hep cismimizi doyurup ruhumuzu yetim bıraktığımız ömürlerimiz bile var.🥺
Cebimizdeki yoksulluk ile değil kafamızın içinde yoksunluk ile mücadele ediyoruz aslında. Midemiz değil aç olan, gönlümüz. Bir lokma ekmeğe muhtaç değiliz, bir güzel söze muhtaç olduğumuz kadar... 🥺
Huzursuz olmamızın asıl sebebi az stoklu kilerlerimiz, boş sofralarımız değil ki, ne ile doyması gerektiğine karar veremediğimiz gönlümüz.
Şu israfın içinde en çok kendini tüketmiş insanlara dönüştük.
Yaşamayı hayatta kalmak zannediyor bunun için de ne gerekirse yapıyoruz. Yaşamak başka bir şey hayatta kalmak başka bir şey oysa. Hayatta kalma belasına düştüğümüzden beri de, yaşamayı unuttuk...
Belki de bütün bunlar orkideler yüzünden papatyaların kalbini kırıyoruz diyedir. Bütün bu korkunç şeyler, bu huzursuzluğumuz, bu iç sıkıntımız hep bu yüzdendir belki."
Ezgi Akgül




















