Bir kere daha hepinize merhaba! Öncelikle 100. Gün yazımdan sonra bloguma artan ilginiz için teşekkür ederim, sorularınızı yine yazımda cevaplamaya çalışacağım. Dönüp bakınca her zamankinden çok daha fazla anlatacak şeyin biriktiğini fark ettim ama bu normal, çünkü bugün benim için bir dönüm noktası aslında.
Çünkü 150. günümde Kanada'da geçireceğim zamanın ilk yarısı bitti! (Demek oluyor ki paylaşacağım 6 yazıdan 3'ü tamamlanmış oldu).
Bu 50 günüm ise yine yeni deneyimlerle dolu geçti, birçok ilklerimi yaşadım. Şu an ise okul projeleri ve finallerle uğraşmaktayım. Eh, siz okumayı sevdikçe benim daha çok anlatasım geliyor, o zaman başlayayım.
Biliyorsunuz önceki yazının konusu aile değiştirmemdi. Evet, birkaç gün sonra yeni aileme geçtim ve gerçekten iyi ki de yapmışım diyorum. Yeni evimde hiç olmadığım kadar mutluyum. Aileyle aramız gayet iyi, bana hiçbir şekilde karışmıyorlar çünkü buradaki host annenin dediği gibi “sorumluluklarımın farkında olduğum” yaşta olduğumu biliyorlar.
Evde dolaşırken ‘bu sefer ne azar işiteceğim acaba’ korkum yok, rahatım. Yani ufak sorunlar haricinde aileyle aranız kötüyse mutlaka koordinatörünüze danışın. Çünkü sizin için en iyisini yapmaya çalışıyorlar.
Kanada'daki zamanımda 3 farklı evde kalmış oldum ve size şunu diyebilirim, aileler arasında dağlar kadar fark olabiliyor. Kanadalı aile yapısı diye bir kavram çıkaramam çünkü evlerinde kaldığım 3 aile de buraya sonradan gelmiş farklı milletlerden insanlardı. Hepsi de kendi kültürlerini ev hayatlarına yansıtıyorlardı. Yani buraya gelmek ile bir bakıma dünyayı gezmiş oldum denilebilir. ☺️
Şimdi size şimdi bu 50 gün içinde yaşamış olduğum bir olayı anlatacağım.
Evde yalnız olduğum bir vakitti. Kahvaltı yaparken kalbimde çarpıntı hissetmeye başladım ve bayılacakmışım gibi nefes alışlarım hızlandı. Bunun üzerine masadan kalkıp salondaki koltuğa uzandım, ancak o his bir türlü geçmedi. Alt kattaki odama inip yatağa uzanmayı denedim ama o his nasıl bir his, her saniye daha da kötüye gidiyordu. Panik oldum; midem bulanıyor, başım dönüyor, kalbim hızla atıyor, nefesim daralıyordu.
O anlık yapabileceğim tek şey 911'i arayıp eve ambulans çağırmaktı. Hayatında Türkiye'de 112'yi aramamış ben bunu Kanada'da yapıyordum. 911'in onların genel acil çağrı hattı olduğunu unutmuştum ki bana “polis, itfaiye, ambulans?” diye sorulduğunda bir süre cevap veremedim. Derdimi açıkladım ve hattaki kadın kapamadan evvel ilkyardım ekibi için ön kapıyı açık bırakmamı söyledi.
Kalan son gücümle merdivenleri çıkarak kapıya yöneldim ve uzandığım koltuğa kendimi attım. Ambulanstan önce aile eve geldi, tabii kapıyı neden açık bıraktığımı merak ediyorlar, 911'i aradığımı söyledim. Anne beni acile götürmeyi teklif etti ancak ambulans her an gelebilir diye yerimden kalkmadım.
Ambulans 20 dakika gibi bir sürede geldi ve içinden iki ilkyardım görevlisi uzandığım salona yöneldi. Bana bilinç kontrolü beraberinde ne hissettiğime dair çeşitli sorular sordular, ama sanki sohbet eden arkadaşlar gibiydik, hatta bir tanesi “Vay be, 16 yaşında ailenden uzak dünyanın öbür ucunda yaşamak… ben o yaşta kesinlikle böyle bir şey yapabilecek cesarete sahip değildim” demişti. İkisi de çok güleryüzlü insanlardı, ciddi bir durumda bile sakin kalabilmeleri ve benim rahat hissetmem için uğraşmaları beni gerçekten çok şaşırtmıştı.
Nabzımdan tutun kanımdaki oksijen oranına kadar tamamen iyi görünüyordum. Beni hastaneye götürebileceklerini önerdiler ancak görünürde hiçbir sorun olmadığını söylediler, ben de gerek olmadığına karar verdim. Soğuk algınlığının hat safhada olduğu zamanlar deyip herhangi birinden kapmış olabileceğimi söylediler. Aynı gece halsiz düşüp uyuyakalmış olmam da bunu göstermişti.
Peki bu 50 günde beni zor durumda bırakan asıl büyük sorun ne mi oldu?
SOĞUK!
Hava. Çok. Soğudu.
Kanada'nın kışında hayatta kalabilmeniz için kat kat giyinmeniz ve girdiğiniz kapalı mekanlarda üstünüzden atmanız gerekli. Buradaki soğuk insanın canını acıtan soğuktan. Hava -5 derecenin üstüne çıktı mı havalar ısındı diye seviniyorum yani. Vücudumda tek saramadığım yerim gözlerim kalıyor ve ona rağmen soğuk gözlerimi yaşartıyor. Neyse ki soğuğa maruz kaldığım tek zamanlar evden otobüs durağına kadarki her gün toplam geçirdiğim 20 dakika.
Ancak bir gün okul çıkışında kar fırtınasına yakalandım. Önümü göremeyecek kadar yoğun bir fırtına var ve on on beş öğrenci civarında durakta otobüs bekliyoruz, ancak görünürde otobüs yok. Trafik aniden bastıran kardan dolayı çok ağır ilerliyor.
Hayır telefonumdaki uygulamadan otobüs saatlerine bakacağım elimi cebimden çıkaramıyorum, eldivenin içinden bile buz kesiyor elim. Herkes soğuktan çıldırmış durumda. Yanımdaki incecik giyinmiş arkadaş grubu “Daha fazla dışarda kalamam ben ayaklarımı hissetmiyorum” diye çığlıklar içinde durağın arkasındaki apartmanın girişinde bekleyelim deyip o tarafa gidiyorlar. Bizimle beraber durakta bekleyen hocalardan biri telefondan bakıp otobüsün üç dakika içinde geleceğini söylüyor. Apartman girişine yürüyorum ki uzaktan otobüsün geldiğini görüyorum. Tam “iyi ki de beklemişim” diyorum, gelen otobüs AĞZINA KADAR DOLU ve kimse otobüse BİNEMİYOR.
Kafayı yemek üzereyim. Hoca bir sonraki otobüsün durağın bulunduğu yola giriş yaptığını söylüyor.
Diğer otobüs durağa yanaştığında ise hepimiz otobüse saldırıyoruz. Yine otobüse binemeyenler oluyor ama ben aradan içeri sıvışabiliyorum. İnsanların arasında güçlükle nefes alarak metro durağına kadar böyle gidiyorum.
Sonuçta bu kadar acı çektiğim bir gün olmamıştı ve metro durağına geldiğimde yaşadığım stresten ve soğuktan dolayı ağlıyordum. Aynı gün içinde bu olayı bir daha hiçbir şekilde yaşamamak için kendime kocaman bir kaban aldım.
Soğuk. Çoooook soğuk.
Nefret ediyorum kıştan.
Noel tatili için annem bir haftalığına ziyarete geldi ve 4 ay sonra ilk kez kendisini görmüş oldum. Onu yaşadığım bölgede gezdirdim, her gün okula giderken kullandığım yolu, okulumu, kaldığım evi gösterdim. Yeni yıla annemle ikimiz de ülkemizden uzakta girmiş olduk.
Geri sayıma başladım. Bugünden itibaren Türkiye'ye dönüşüme tam 5 ay 15 gün kaldı. Burada kaldığım 5 ay boyunca eşsiz tecrübeler edindim, bakalım kalan 5 ayda neler olacak?
Instagram: @nilsuduran
Snapchat: niladerp
UPDATE: Şu an okula gitmeye hazırlanıyordum ancak evden dışarı adımımı attığım anda kayıp düştüm. Her yer buz, evden çıkamıyorum ve bugün matematik testim vardı.
Welcome to Canada.
200. gün: 8 Mart 2017