Mehmet Akif, Kurtuluş Savaşı yıllarında Kastamonu Nasrullah Camii’nde verdiği vaazlarla Müslüman halkı Mustafa Kemal’in yanında düşmana karşı direnişe çağırmıştır. Akif’in 5 Kasım 1920 tarihli vaazının bir bölümü aynen şöyledir: “Ey cemaat-i Müslimin! Milletler topla, tüfekle, zırhlı ordularla, tayyareler ile yıkılmıyor; yıkılmaz; milletler ancak aralarındaki rabıtalar (bağlar) çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatini temin etmek sevdasına düştüğü zaman yıkılır. (...)İslam tarihini şöyle bir gözümüzden geçirecek olursak cenupta, şarkta, şimalde, garpte yetişen ne kadar Müslüman hükümetleri varsa hepsinin tefrika yüzünden, aralarındaki fitneler, fesatlar, nifaklar, şikaklar yüzünden istiklallerine veda ettiklerini, başka milletlerin esareti altına girdiklerini görürüz. Emeviler, Abbasiler, Fatimiler, Endülüslüler. (...) Ağyar eline düşen Müslüman yurtlarının hali bizim için en müessir bir levha-i ibrettir. Endülüs diyarını gözünüzün önüne getirin. O cihanın en mamur, en medeni, en mütefennin iklimi vaktiyle sinesinde on beş milyon Müslüman barındırırken bugün baştan başa dolaşsanız, tek bir dindaşımıza rast gelemezsiniz. Allah’ın vahdaniyetini garbın afakına ikrar ettiren o binlerce minarenin yerlerindeki çan kulelerinden bugün etrafa teslis velveleleri aksediyor. Şevketin, medeniyetin, irfanın, ümranın müntehasına varmışken birbirlerine düşerek vatanlarını üç buçuk İspanyol’a karşı müdafaadan aciz kalan bu zavallı dindaşlarımızdan olsun ibret alalım da İslamın son mültecası olan bu güzel toprakları düşman istilası altında bırakmayalım. Ye’si, meskeneti, ihtirası, tefrikayı büsbütün atarak azme, mücadeleye, vahdete sarılalım...” Akif’in dediği gibi, “Tarihi ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar” / “Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”.