Geçen günlerde izlediğim bir Barış Özcan videosunda gördüğüm ve hakları Barış Özcan’a ait olan “İnsanın Dünyadaki İzini” anlatan ve benimde arkamda bırakacağım izin sembolü olarak kullanmayı seçtiğim harika tasarım...
seen from Canada
seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Canada

seen from Canada

seen from United States

seen from Argentina
seen from China
seen from Hong Kong SAR China
seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from United States

seen from United States

seen from Canada
seen from United States
Geçen günlerde izlediğim bir Barış Özcan videosunda gördüğüm ve hakları Barış Özcan’a ait olan “İnsanın Dünyadaki İzini” anlatan ve benimde arkamda bırakacağım izin sembolü olarak kullanmayı seçtiğim harika tasarım...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
İlk yazım.
Yazın yazıyor olduğum bu yazının hem ilk yazım olduğunu hem de en verimli geçirdiğim yazımın diğer bir verimlilik hareketi olduğunu yazmak istedim. E ilk yazım, çok uzun olmasını beklemeyiniz. Sadece üretici, yaratıcı olma ve verimlilik konusunda bizlere hep destek veren Barış Özcan Abiye teşekkürlerimi iletmek istiyorum.
İyiki Onu tanımışım ki hayatta amaçlar edinmeye başlamışım. Hayat boş vakit geçirmeye zaman bulamayacak kadar kısaymış bunu anladım. Saatlerin önemini anladım. Diğer yazılarımda görüşmek dileğiyle iyi geceler.
BARIŞ ÖZCAN KATİLİ - Bölüm İki: Pubg
buhranlı günler
iki gündür güne başlamak, adapte olmak çok zor geliyor. günlerden 26-27 şubat 2017
pazar
kalktım. hiç olmadığım kadar isteksiz ve düşünceli hallerim mevcut. kahvaltı etmek mi? yok istemedim. camdan bakmak mı? yok olmadı. bir yandan da Nasuh Mahruki’nin kendi everestinize tırmanın kitabını okuyorum günlerdir. -gerçekten çok ciddi hayatı sorgulatan, “ben neredeyim. kendimde miyim?” sorusunu sorgulatıyor. durup durup hedef diyor. hedefsiz adam isteksiz mi olur, sorgulatıyor bana. sorguladıkça sorgulasın ayşegül. uygundur. başladım, farkında olmadan verimli bir güne. Önce krepli güzel çaylı bir kahvaltıyla enerjimi yükselttim. peşine, aylardır bana bakım yap diye ağlayan iki orkideyi elime alarak başladım. öteki iki orkideyi bir açtırdım ki anlatılmaz, bakılır. aynı bunları da öyle yapmaya niyetliyim. artık elimdeler kurtulamazlar. tamamen ikisini de söktüm, ağaç kabuklarından. sonra ölü dalları, süngerleri temizledim. tekrar yerlerine güzelce yerleştirdim. gerçekten şahane oldular. odama getirdim onları. daha önceden kafama koymuştum yerlerini. kara kuru olan yılda sadece 3 kere kullandığım LCD monitörü yere koydum ve bu güzel renklerini bilmediğim orkideler masamda yerlerini buldular. bence bayağı mutlular, güzel gözüküyorlar. daha sonra döndüm kütüphaneye. en aşağıdan başladım. italyanca ders notları, ingilizce ders notları, fizik lisansım boyuncaki ders notları, boş defterler, abimin kitapları, merve’nin sınırlar kitabı, verilecek bir daha açmak istemediğim kitaplar, güzel defterlerim ve beni geliştiren o güzel kitapları tekrar kategorize ettim. bence insanın ilk baktığı noktadaki gördüğü şeyin ona hissettirdiği duygu çok önemli. huzursuzluk yaratan nesneyi kaldırmak gerekiyor göz önünden. mesela ingilizce notlarının yanında italyanca kitapları var. kafamı çeviriyorum o rafa, ilk ingilizce kitaplarını görüyorum sonra italyancaları. şok. beynim diyor ki sen italyancayı daha çok sevdiğimden hep ilgi alanın ona gider. bu da ne demek şimdi. ben neden beynime böyle bir şey dedirteyim. dedirtmemek, içimdeki ingilizce’yi köreltmemek için ikisinin yollarını ayırdım. ilk baktığım noktada sadece ingilizceler var. beynimin artık yorum yapacağı bir konu yok o rafta. bana hitap etmiş ve kişisel gelişimime katkıda bulunan bazı kitaplar var. bu kitapların sadece kapağına bakmak bile dolu bilgi hatırlatıyor. onları da yan yana koydum konularına göre. derken işte 1 torba verilecek eşya ve çöp çıktı. verilecekleri gittim belediye yardım konteynerine attım. dönerken de markete uğradım un, süt, muz, kakao... muzlu kek yapacağım arkadaşımın plastik kabı hala bende bekliyor. onun için yapacağım. internetteki kek tarifleri gerçekten bana hitap etmiyordu. uydurdum kendime göre parça parça muzlarla bir şey ürettim. çırptım, çırptım karıştırdım, fırına attım. geçtim karşısına bekledim. -camlı yerden izlemesi çok güzel oluyor. mesela çamaşır makinasının önü de beni çok etkiler, dönüyor, temizliyor- sonra italyan kahvemle annemleri karşıladım onları sofraya kek’e çağırdım. güzelce sohbet ettik. derken anneme dedim ki “kadın gel de saçımı boyayalım, dibim geldi.” hemen bir çırpıda saçımı boyadık. sonra duş almacalar. baya aklımı toparladım bence bunlarla.
kahvaltı: sevdiğim - enerji yükselticim
orkide: doğaya olan bağım
kütüphane: kişisel gelişim yolum
ingilizce: hedef koymam gereken konum
muzlu kek: ürettiğim doğal besinim
saç boyası: bakımım
pazartesi
kendime moral olsun diye arabayla gitmeye niyetlendim bir gece öncesinde. sabahına tabi ki zorla, yataktan kendimi sökmem gerekti. sabah kahvaltımda kekim var diye italyan kahvesi yaptım kendime. bir nebze bu kahveye uyandım. termosa koydum, doğruca işe. başladık bir hışım, toplantılar, mailler, stok aşımı, çıkan gemiler, yapılacak işler... derken öğle sporu pilatesle karın çalıştık. derken masamda peynirli roka salatası ve poaça. bir bakmışım ki kafamda SPKI’den arkadaşlar. “çekim yapıcaz, portre hem de! gel şöyle seni koridora alalım.” ık mık, tamam. flaşlar patlıyor. tamamdır. derken çıkış saati ve arabaya atlayıp doğruca ev bakmaya, idealtepe’ye. 2-3 emlakçı, sokak araları derken 1 tane aklıma yatan ev buldum. güzelli. sonra da kartal’da ingilizce kursuna uğramak var aklımda. kursa gittim baya indirim yaptırıp kendime özel dersli bir 48 saat armağan ettim. zihnim açık olsun. kalp.
görüldüğü üzere hızlı geçen bir çalışma günü pazartesinde ve dinginlikle kendi iç savaşımla geçen gün pazarda. pazartesi’de his yok. pazarda ise yaşanmışlık var. ikisinde de zor uyanma, gün içinde düşük yaşam sevinci. günlük hedef mi koymalı acaba insan daha mutlu olur diye düşünmeden edemiyorum. bu yazıya başlama amacım iki günümün çok verimli geçtiğini anlatmaktı. aslında verimliler de kendi içlerinde çok farklılar. ev bakmak; fotoğraftakiler gibi değil maalesef. emlakçılar; hele ki iş çıkışında gidince pek odaklanmıyorlar sana. daha geniş bir vakitte gelin diyorlar. be hıyar bunun için çıktım ya işten geldim buraya, ne içindi ya! maça mı yetişecekti artık gençler orasını anlamadım. ingilizce; akşam pazarlığı yaptım nette 3.000TL özel derse para çıkacak cebimden, düşündüğümde bayağıymış ama ben artık bunu hakettim. daha önce özel ders almadım. grup dersleri falan zaman kaybı. şimdi birebir. istediğim saatlerde. özgürüm. kendimi zayıf hissettiğim bu konuda kendime bu güzelliği yapmış olmaktan gurur duyuyorum. geliştirmek istediğim, kendimle savaş verdiğim bir konuydu bu. hani bazıları zayıflayamaz ya 5 senedir. bende ki de o kadar yılan hikayesi olmasa da, başındaydı o hikayenin. ingilizce dendiğinde birçok insandan akıcı konuşmam var ama %40′ı beynimin kilitli. egolu. eleştirili. şimdi ilk adımı attım. gerisi emeklerim ve konuya odaklanmam karşılığında gelecek, inanıyorum.üzerimden bu yükü nasıl kaldırdığımı izleyip göreceğiz. teşekkürler yöneticim. iyi ki bu konuda açık olduk ve gazladınız beni. merci. herkese her konusu için ilk adımı atacak güç diliyorum.
bir türlü başlayamadığınız konulara gelsin,