8 Gazel ya da Salvo
1- Kehf Gazeli yanında olsaydım güneşi görecektim güneşi görecektim, ışığı yüzüme vuracaktı ışığı yüzüme vuracaktı, rahatsız olmayacaktım sabah vakti bir havaalanı yolunda yeni uyanmış bir kadın gibi güzel olacaktı şehir rüzgar yalnız kalacak, çiçekleri okşayacaktı üç dakikayla üç yüz yıl aynı olacaktı kavramları bir lugata koyup atacaktık içlerini dışlarını her şeylerini ki uyku yorumun değil rüyanın kentidir çölden sonra aşkın ve denizden sonra yalnızlığın ikinci kentidir
uzunca bir mağaraydı, karanlık bir mağara, iki yarasa kanadı seslerden ve derin kabuslardan bir kubbe göğsümü yerinden çıkaracak bir kubbe el değmemiş bir kalp/ kapıları perdeli, yeri belirsiz yeri yüksek ve ormanlık belki metafizik ile kent arasında bir eşik uzunca bir mağaraydı üç yüz yıl üç yüz yıl gibiydi tam tamına güneş perdelerden girmedi içeriye üç yüz yıl girmedi yanında olsaydım eğer güneşi görecektim güneşi görecekti, ışığı yüzüme vuracaktı ışığı yüzüme vuracaktı, rahatsız olmayacaktım
üç yüz yıl, el değmemiş bir kalp, uzunca bir mağara ne rivayet duyduysan unut kendi bile bilmez uyuyanın, uyuduğunu üç yüz yıl, eksik ışık çok toz, çok küf, çok karanlık az gece, az gündüz, az şarkı ne burun ne göz bir kulak seyahati ki mağara uykudur ve uyku bir kan koşusudur elmasta ve tuzda yanan kanın tende ayna olan ve toprakta cam mermerde boya olan ve dimağda gam yaprakta ılıyan ve dağda ısınan yağmurda yayılan ve yatakta çoğalan gözde aşk, bilekte hüzün ve şakakta kavga kanın koşusudur uyku
ve kan çoğul değildir çoktur çoğul değildir kan en güçlü mürekkebidir insanın derin yazgılar için mürekkebi uykunun yazgısı için, uzayan koşunun yüzüne rüzgar çarpan ve kulağına caz eşikler geçilen sütunlar yıkılan ayaklar ve zihin/ kalp ve dudak yoran yoran bir amaca yoran bir koşunun yazgısı için mürekkep üç yüz yıl oldu uyuyalı üç yüz yıl, ışıksız üç asır atlar, kentler, insanlar, nesiller algılar, sözlükler, diller, bağırmalar, küfürler dinler, dualar, sahiller, paralar her şey değişti dışarda yüzümde uyanmanın kırmızı yeşil izleri kanım işletiyor yazgısını/ üç yüz yıl oldu, uyandım güneşi görmeye güneşi görmeye, ışığından rahatsız olmamaya gördüğü gibi tanımaya güneşi, anlamaya bilmeye seni
2- Tur Gazeli yıldızların batışında yeni bir güneş gördüm, yeni ışığı iki ucu sivri bir mızrak gibiydi içimi doldurdu, içimi içimi doldurdu, güzel kıldı gözlerimi içimi doldurdu, uzattı gündüzümü uzattı gündüzümü, ısıttı nefesimi
İstanbul, kandan bir hareketlilikte uyanıyordu uzun sürmüş soğuktan içim hızdan bir hareketlilikte uyanıyordu bahar ki şiddeti yürümelerimde yayıldı kente içim bir lale tarlası gibi dalgalanıyordu ki nereden kaynağı bunca lalenin hızla akan uzunca kalan koku nereden ve nereden özlemin sarılması bana bir müjdeci gibi öylesine hızlı doldu içim güneşle yıldızların batışında, duanın artışında yıldızların batışında, bir şarkı sırasında yıldızların batışında, ışığın yeniden taksiminde yeni bir güneş, mehtabı gül yaprakları bile
sonra ışık arttı, beni artırdı görmediğim yerlerimi gösterdi ışık kadim bir aynaydı ışık arttı, durmasın artsın istedim her gün tekrar arttı, şaşırdım, durmasın istedim ışık arttı, çoğaldım kollarım kuvvet buldu, sağlamlaştı omuzlarım sakallarım gürleşti, bıyıklarım kocaman görür oldum gördüğümü hem kendine kendini anlatan bir masal olduğumu anladım sonrası ışıkla anlattım hep devamımı ışık şehrazat oldu, anladım sonrası gündüzlerin izafi olduğunu, ışığın ağırlıksız olacak kadar esnek hareketin ve başlangıcın aramakta olduğunu anladım sonrası
bir dağın ardındaydım, eteklerinde yürümedeydim yaban hayvanlarını gölgemde biriktirmedeydim uzun avlarda değişmekteydim uzun avlarda, kıyı yüzüşlerinde ırmaklarda boğulmalarda, açık havada uyumalarda deniz tutuşuyordu, zamanım boşun hatalarım artıyordu, hatalarım bildiğim ellerim kararıyordu, büyüyordu bileklerim boynumdan bir sızı yükseliyordu, bir sızı çenemi aşan başımda kalıcı ağrılar bırakıyordu, kırık kemikler gözlerimde duman haline gelen kan bir sızı, durdum dayanmaya
on gece çıktım, eteklerini yurt edindiğim dağın başına on gece yıldızlar batsın diye bekledim on gece, bir masal bulayım diye hayal meyaldi, hatırladığım ne olduğunu yıldızlardan sonra on gece, on ışık biriktirdim, zerre kadar ve gözün içinde güneş on gece, on ışık, gözlerini bileklerini artıran içtikçe on gecenin sonunda on güneş şiddetinde gördüm yeni güneş mehtap oldum ışığa her yaprak, her zerre toprak, her kerpiç tuğla her gölge, her yaban hayvanı, her orman her sütun, her eşik, her boğaz her sızı, her boyun, her çene aydınlanıyordu, aynı anda satır satır çizilmiş bir güneşin ışığında ve insan bir masal buldu inanmaya
3- Asr Gazeli asra yemin olsun ki insan ziyandadır yolda ve otururken, yürürken ve koşarken bağırırken ve susarken, ısınırken ve üşürken blues, caz ve türkü dinlerken saatine bakarken, saati sorarken dergiler okurken, kitaplar okurken, gazeteler okurken şiir ve piyes okurken sahnede ve sahnede ziyandadır öğrenirken, edebiyat ve felsefe öğrenirken siyaset ve ticaret öğrenirken matematik ve fizik öğrenirken asra yemin olsun ki insan ziyandadır kendini ağaçlara bağlar, zincirleri kalınca dilini unutur, başka diller hatırlar gözlerini kör eder, kulaklarını tıkar burnunu kırar, sargılarla kaplar bedenini piramitler örter üstüne daimi ayakları batar çamurun içine bekler tekrar kendini ki ziyandadır
ta ki bulana değin koşup koşup bulana değin uzak köşelerde, el değmemiş köşelerde suyun ışığın inmediği ve dağın ateşin beslendiği yerinde endişeli seslerle bağıra bağıra bulana değin sancılı uykularda delikli kısa uykularda ağır gözlerde, kabuslu ve evhamlı uykularda sayıklamalı ve bir ağaç gibi sarılmalı uykularda elmanın ve üzümün ötesinde bulana değin saatlerin tiktakını saya saya/ içinin tiktaklarını saya saya içimin ölümlerini saya saya hüznün ve hayalin kasidelerini yaza yaza her kavramın çehresini çize çize bulana değin ta ki hayır içinde geçmiş ve gelecek görülen kadehi değil içinde geçmiş ve gelecek bulanan kadehi içinde sönmeyen ışıklar, sonsuz fotoğraflar, beden için kuvvet burun için anı, göz için koku, yüz için ferahlatan ısı içinde elmanın ve üzümün ötesinde güçlü bir ağaç kök salan bir kadehi seni
4- Bakara Gazeli taş nehirdir ve nehrin iskeleti taş ve nehir ki yükseltilerden akan, düşeltilere dehşetli ve alev almaktaki deniz kenarlarına bir geminin içinde kurulmuş yeni dünyaya unutmaya ve hatırlamaya hatırlamaya ama farklı hatırlamaya yeniyi hatırlamaya, asıl olanı, en kadimi suyun çıktığı taşı, dağ zirvesini üstünde biriken ceylan, nilüfer gölgesini hatırlamak ve unutmak akan kanı, taşın şiddetinden günahın siyahlaştırdığı aydınlığı unutmak uzun bakışları aşağıyı görmeyen, yukarıyı görmeyen araf yerlerinden ve yürümeleri dehşetli titreşimlerin haşyeti ile unutmak toprağı ve çimen aşıkları ve savaşları ve köyleri kılıcı, neyi ve balıkçıl gagasını bataklığı, kumu ve yosunu karıştırmak suyuna önden, bakir kılmak toprağı yeniden taş nehirdir ve nehrin iskeleti taş
içine güneş girmez odalardı bulunduğum hep güneş girmez, ateş girmez, ışık girmez ısı girmez, ev girmez, hayal girmez nefes girmez, ses girmez ve deniz girmez odalardı pencereleri kör olmuş camlarla ebedi kapatılmış odalardı hem köşelerinde başım dizlerimde beklediğim tırnaklarım duvarlarda beklediğim ellerim başımda beklediğim kalbim tabanda beklediğim parkeyle ve mermerle çatlayarak beklediğim en kalıcı ellerimden tek bir şarkı söylenesem yankılanacak sustuğum sustuğum odalardı bulunduğum ki vian haklıdır, odaya insan şekil verir ve haktır insan şeklini alır odanın gücü yoksa şekil vermeye şeklini aldım aynasız odaların, şenliksiz en derin bir kararmaydı kaçan kırlangıç şekilleri çizerek direndiğim kırılmasıydı yürüme isteğinin sana doğru yürüme isteğinin
çavdar tarlaları bulduğum çavdar tarlaları rüzgarda dalgalanan başaklardı hep bir eğilme değil dans hareketleri güneş hep aynı yerinde beklerken üzerlerinde bir karpuz serinliğinde, bir geyik tozunda, bir orman girişinde genişledi, genişledi kalbim akan kanım oldu, nehirler yapan bir taşın içinden akan kanım oldu, ancak içinde ölünün ve dirinin yıkanacağı medeniyet nehirleri inşa etmeye ve iki elin birbirine ulaşacağı ince aşk nehirleri ve şelalelerin artacağı caz nehirleri ve güneşin vuracağı sabit şair nehirleri inşa etmeye bir eser çıkarmaya kendimden ve iyi yaşanmış bir hayat yaşamaya sonunu elinde asası bir isa gibi gidebilmeye
akan kanım oldu kanına sen oldun kanıma giren yine de kanıma giren, en içime gözlerimde, boynumda, ellerimde, ayaklarımda, sırtımda, omuzlarımda hep beliren sen oldun, hissettiğim yenileyen beni sen oldun, benle yıkayan
şimdi ben çarmıhta göğe bakan çarmıhta kendine bakan ellerini arayan, arayıp bulamayan uzamış sakallarını sivrice hisseden bir milyon mızrağın kenarlarından akmasını seyreden bir milyon mızrağın boşluğunda beliren ölen, beliren/ bir isa gibi bekliyorum hep seni bekliyorum/ taş nehirdir ve el kadın
5- İncir Gazeli incir, el değmemiş bir nardır ve nar göz değmemiş göz incirin içinde gece bin taneyle vardır karanlığın içine saçılmış bin beyaz tane ve nar kırmızı bir gecedir uzanırken ben, çimler ensemde
senin incirin bir gök olayı anlık bir parlama, yıldız curcunası ve açıldıkça bin farklı ışık aynı noktada ayırt edilebilen insan gözüyle ayakların bir çiçek tırpanı oprağı kokuya ve berekete dolduran bileklerin asma köprüler iki ırmak arasında bacakların senin ayakta durmana ve benim ayakta durmama senin çekingence, zarif, bir sarılmayı büyütür gibi ayakta durmana benim tek başına bir horoz gibi ayakta durmama incelen kalınlaşan uzayan sütunlar içimde inşa ettiğim yeniden belin bir duman halkası duman şarabın dumanı etrafta görüntüler kaçamak bir bakışından, bir ceylan kaçışından bir halıda izinden, aynada kalan yüzünden karnın bir uyku tarlası çıktığında derinine doğru göğüslerinin ve öpücükler ektiğim bir yer gözü kapalı başı dönen öpücükler göğüslerin bir denizin başladığı nokta baştan ayağa çiçeğe ve kokuya kesmiş bir denizin ateşe ve süte kesmiş kalbinin kaynadığı altında omuzların benim zamandan su damıttığım sudan kuşlar damıttığım kuşlardan kirpikler damıttığım kirpiklerden saç damıttığım saçtan çiçek damıttığım ki saçlar, yağmur spiralleri baştan ayağa ışık kesmiş bir hal bu halin karanlıkta bir incirsin bir incir, el değmemiş bir nar kırmızıya kesmiş bir gece zihnimde berketilen duran uzak yıllar hatrına
gözlerim her geçen gün daha da parlayacak içlerinde koridorlar gibi olacak ışıklar açılacak incirin açılacak her gün yeniye bitmemecesine açılacak ışık tohumları kök salacak sağımdan yükselen bir titreşimde binlerce tanesinde binlerce ayna bulacağım ben insan ki doğru aynada yüksek, yanlış aynada hallaç senin aynandan bakacağım kendime derin güzel aynandan yağmurda araba süren bir at, mesafeye varacak sonunda varacağım serin sıcak akşamına
6- Zeytin Gazeli en kesin siyahtır, siyahı zeytinin ki ben zaman zaman zeytin keserek uyanırım güne sokaklarda üç yüz yıllık ağaçlarla yürürüm rutin yollarımı dansla ve kıvrak gürültüyle limanda balıkla ve asfaltta deniz aynasıyla uzar sokaklarım gölgeye ve ağaca ellerim yüzüm esmerleşir saf ekmeklere kuşlarım, çiçeklerim toplanır bir yerde uyanıp uyanıp baktığım sabaha kadar izlediğim zeytinin ardında güzelleşen güneşle birlikte uyanırım güne/ ki siyah çoğuldur renk halinde anlamlar halinde sütunlar eşikler halinde iki elinle sen açarsın siyahı diğer renklere
maviyle başlarız birlikte şefkati berkiten umudu geliştiren göğe filmlerden alınma bir bakışla baktıran pencerenin önüne bırakılan çiçeği hatırlatan yere çöp attırmayan, hayvan kovdurmayan dilenci çocuğa yemek ısmarlatan, minibüste yer verdiren yaşamayı ayıran var olmaktan, yahut var olmayı yaşamaktan zaman zaman hızlı bazı bazı yayılan sık sık çağlayan kırmızıya geçeriz ardından ve buz kesmiş bir yeşile ki içimiz hafif bir rüzgarda temizlenir, tutkuyla yanar boş karnımızda kalbimiz gelişir, genişler hiç bir şey bilmemeye açılan bir gece gibi genişler bağırırız, şarkı söyleriz, birlikte uzanırız renkler belli olmaz, kapanır biz biliriz denizin mavisini, gülün kırmızısını sarmaş dolaş hissederiz sarıya çalar nihayet siyah iki yönlü iki mızrak birbirine doğru erir iki yönlü iki mızrak, rüzgarından arınır bir minibüs kente dağılır sanki toz halinde iki mızrak, iki sütun oluverir başın omzumdadır, iki sütun oluverir yahut bir duman halkası daha ve siyaha geri döneriz en sonunda ellerinle beraber siyaha zeytin siyahına gözün siyahına yeni bir tanımlama aydınlığa
7- Leyl vü Şems Gazeli neyi örter gece isa eliyle kusurları, yüzüne vurulan tokadı insanın mahremini, niyetini, fikrini insanın her halini çiçeğin büyümesini, ormanın hareketini dünyanın dönüşlerini, zamanın dönüşlerini başarısız salvoları örter belki çünkü çaresizliktir gece, bilmemeye uyanıkken baş ağrısıdır, ve ölüme emanet etmektir kendini uyurken bir duaya duyulan güvendir hem de hepsinden önce karıncaların, arıların işini gizler gece kovanlarla, yuvalarla uyanırlar yeni sabaha ki bu bir salvodur uzayan karanlığın bağrına
insan ki görüldüğünce vardır, vardığınca ve ışıktır var eden insanı bir ışık ki dışarıya doğru giden insandan bağrından uzak güneşe doğru bir çağrı halinde bir varlık çağrısı halinde bilek ağrılarını, bağ ağrılarını, kas ağrılarını dindirmeye güven ağrılarını, iman ağrılarını dindirmeye bir ışıktır var eden bir kemikten veya bir balıktan var eden insanı
ve ben seni işlerim geceye, seni baştan ayağa seni yıkarım geceye aydınlık bir yüz veririm, çamurundan güzel omuzlar veririm terinden altına asılı bir beden veririm soluğundan seni yıkarım geceye bir karınca yürür, bir gül büyür her sabaha, her güneşe karanlığa vurulmuş bir salvoyla ortaya çıkarım ben sen ki, sönmeyen ateş uyanmaya
8- Fecr Gazeli çifte ve teke andolsun günü doğuran saate mermerden ırmaklarla akan şehre, kadına çamura andolsun, ve sese dalgaya andolsun, ince yayılan su üstünde insana andolsun, aynalarda çoğalan insana andolsun ki kalbim basit bir ışık atlasıdır, sana ve bin ışığına tutuşan denizine ve ısınan toprağına ılınan yaprağına ve çoğalan dağına incirine ve zeytinine, gecene ve güneşine beni yatırdığın uykuya, beklediğim yıllara gelen güneşinin şiddetine gözlerimin rahatsız olmamasına bir ışık atlasıdır kalbim ışık eşiklerini kaldırmıştır, çizgileri ve adları sana dönmmüştür, sana doğudan ve batıdan üç dinin kutsalından ölünecek ve doğulan yerden sana dönmüştür sana sende görür fecri andolsun ona ve selam olsun yegane kaynağına











